İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2022/151 K.2024/940

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2022/151 📋 K. 2024/940 📅 30.05.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/151 Esas
KARAR NO: 2024/940 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 04/11/2021
DOSYA NUMARASI: 2019/880 Esas - 2021/971 Karar
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ: 30/05/2024
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacılar vekili özetle; müvekkilleri ... ve ...'in davalılar ... A.Ş ve ... A.Ş.’nin hissedarları ve aynı zamanda kurucusu muris ...’ın kızları olduğunu, ...'ın ise müvekkillerinin öz kardeşi olduğunu, Muris ... özel durumu sebebiyle yurtdışına çıkacak olması ve şirketleri idare etmekte zorlanacağı gerekçesiyle, bu şirketlerdeki hisselerini emaneten oğlu ...’a devrettiğini, bu devirin bila bedel ile yapıldığını, ...’ın Türkiye’ye dönmesi ve şirket işleri ile ilgilenebilecek durumda olması halinde ... bu hisselerini aynen ...’a iade edeceğini, ... 2005 yılında muris ...’ın Almanya’da ikamet ettiği dönemde belge tanzim ve imza ederek ...’a verdiğini, işbu evrakta, ... üzerinde gözüken hisselerin %97 ‘si gerçekte ...’a aittir ve bu %97’lik değer oranı hiçbir şekilde sermaye artırımlarından etkilenmeyecektir.Bu kabul ve beyan ... tarafından gayrı kabili rücu olarak kabul ve taahhüt edilmiştir. ... iş bu belgelerin sahte olduğu gerekçesiyle Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na 2014/19165 soruşturma numaralı dosya ile müvekkilleri aleyhine suç duyurusunda bulunduğunu, Başsavcılık belgelerin sahte olup olmadığının tespiti için belgeleri adli tıp kurumu başkanlığına gönderdiğini ve kurumca düzenlenen rapora göre inceleme konusu belgelerin sahih ve gerçek olduğu ve ...’ın eli mahsulü olduğuna karar verildiğini, Başsavcılık bu rapor üzerine müvekkilleri hakkında takipsizlik kararı verdiğini ve bu kararın kesinleştiğini, ...’ın baba ...’ın yaşlılığını ve buna bağlı akıl zayıflığı ile fiziksel yetersizliğini kullanan tutum ve davranışları neticesinde müvekkillerinin, ...’ın hak ve hukukunu korumak amacıyla kendisine vasi atanmasını, mümkün olmadığı takdirde yasal danışman atanmasını teminen Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesine 2013/844 E. Sayılı dosya ile vasi tayini davası açtığını, muris ..., dava derdest iken vefat ettiğini, Muris ...’ın ölümü üzerine tüm mirasçıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla müvekkilerince Büyükçekmece 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/14 Tereke Esas Sayılı dosyası ile terekenin tespiti ve resmi defter tutulması talepli dava açtıklarını davanın henüz kesinleşmediğini, 28.06.2017 tarihinde yapılan genel kurula müvekkillerinin pay sahibi ortaklar olarak çağrılı olduğu halde müvekkiline vekaleten ... vekaleten toplantıya katılmak üzere hazır bulunduğu halde; toplantı başkanı tarafından toplantıya katılamayacağı yönünde karar alınması ile müvekkili olan pay sahiplerinin genel kurul toplantısına katılması ve kararlara iştirak etmesi engellendiğini, bunun üzerine tarafımızca, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/780 E. Sayılı dosya ile davalı şirketlerin anılan 2016 yılına ait Olağan Genel Kurul kararlarının tedbiren durdurularak öncelikle butlan nedeni ile yok sayılması aksi halde kararların iptal edilerek ticaret sicil gazetesinde yayınlanması talepli dava açtıklarını, açılan bu dava sonucunda Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/780 E. Sayılı dosyasından vermiş olduğu 02/05/2019 tarihli ve 2019/430 Karar nolu kararı ile; davalı ... Sanayi A.Ş. Ve ... A.Ş.'nin 2016 yılına ait genel kurulları açısından "Davanın kabulü ile 28/06/2017 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline, TTK nun 449.maddesi gereğince 28/06/2017 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların geri bırakılmasına ve tedbiren durdurulmasına ve bu tedbir kararının ticaret sicil gazetesinde yayınlanmasına," karar verildiğini, anılan karara karşı davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuş olup, davanın halen kesinleşmediğini, yapılan genel kurul toplantıları butlanla sakat ve alınan kararlar ayrıca ...'ın temsil yetkisi olmadığından dolayı yok hükmünde olduğunu, ayrıca işbu kararların TTK 445. Maddede ifade edildiği üzere dürüstlük kurallarına aykırı olarak alındığından iptal edilmesi gereken kararlar olduğunu beyan ederek, gerek ... Sanayi A.Ş.'nin, gerekse ... A.Ş'nin 03.10.2019 Tarihinde yapılan 2017-2018 yılına ait olağan genel kurulu toplantısında alınan kararların öncelikle yürütmesinin TTK 449 maddesi gereğince geri bırakılmasına ve durdurulmasına tedbiren karar verilmesine, ve bu tedbir kararının ticaret sicil gazetesinde yayımlanmasına , şirketler, yürütmesi tedbiren durdurulan genel kurul kararları nedeniyle yönetimsiz kalmış olmakla, temsil edilemeyen durumda olduğundan şirketlere tedbiren yönetim kayyumu atanmasına, yargılama sonucunda her iki anonim şirket olağan genel kurul kararlarının butlan hükmünde olduğunun tespitine, bu mümkün olmadığı taktirde her iki şirket genel kurul kararlarının iptaline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle: davacıların, dava dilekçesinde bildirmiş olduğu; " 01/03/2005 tarihli " beyannamedir" başlıklı ... Sanayi A.Ş. İle ... A.Ş.' nde bulunan hisselerinin %97' sinin hiç bir sermaye arttırımından etkilenmeksizin babam ...' a aittir." şeklindeki adi yazılı belgeye dayalı olarak (aynı hukuki sebebe dayalı) müvekkili şirketler aleyhinde açılmış bulunan genel kurul toplantılarında alınan kararların butlanı ve iptali talebiyle görülen davalarda, davacıların defalarca tedbir talebinde bulunmalarına rağmen tüm tedbir talepleri mahkemelerce reddedildiğini ve davacılar hakkında davanın reddi kararı verildiğini ve bir kısmının da kesinleştiğini, davacıların taleplerinin haksız olduğunu, hukuki menfaatlerinin bulunmadığını, alınan kararların usulüne uygun olarak alındığını, davacıların 03/10/2019 tarihli genel kurul kararının butlanın tespiti ve iptalini istemede kanunen haklı bir hukuki sebep bulunmadığını, taleplerinde kötüniyetli ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu beyan ederek davanın reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 04/11/2021 tarih ve 2019/880 Esas - 2021/971 Karar sayılı karar ile; " Dava, Anonim şirket genel kurul kararlarının butlan hükmünde olduğunun tespiti ve iptali talebine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Mahkememizce aldırılan 30.09.2021 tarihli bilirkişi raporu bilimsel veri ve içeriğe sahip, denetime elverişli bulunması sebebiyle hükme esas alınmıştır. Celp edilen ticaret sicil kayıtlarına göre; ... sicil nolu ... Anonim Şirketi'nin 27/04/2009 tarihinde kurulduğu, Atatürk Havalimanı Özel Hangarlar Bölgesi Sefaköy Küçükçekmece/İstanbul adresinde sicilde kayıtlı olduğu, ... sicil nolu ... Anonim Şirketi (Eski Ünvan ... Sanayi A.Ş., ... A.Ş., ... Havacılık A.Ş.)'nin son tescilini 14/02/2000 tarihinde yaptırdığı, Atatürk Havalimanı Özel Hangarlar Sahası Polis Eğitim Merkezi Arkası Yeşilköy/Bakırköy/İstanbul adresinde sicilde kayıtlı olduğu, ... sicil nolu ... Sanayi A.Ş.'nin son tescilini 09/07/2014 tarihinde yaptırdığı, Beşyol, ... Caddesi No:... Sefaköy/ Küçükçekmece/ İstanbul adresinde sicilde kayıtlı olduğu, ... sicil nolu ... Hizmetleri A.Ş.'nin son tescilini 09/11/2015 tarihinde yaptırdığı, ... Mahallesi ... Caddesi No:... Bakırköy/İstanbul adresinde sicilde kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. TTK md, 445’de (mülga TTK md. 381) öngörülen iptal davasını ikame etme hakkı vardır.Ancak pay sahiplerinin iptal davası açabilmeleri TTK.’nun 446, maddesi uyarınca bazı koşullara tabi tutulmuştur, Bu koşullar uyarınca;a) Ancak toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahipleri ile, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri iptal davası açmaya yetkilidir. Öncelikle, ispat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. Madde 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Dolayısıyla anılan kurullar uyarınca davacıların, davalı şirketlere ait hisselerin %97’lik oranının murisleri ...’a ait olduklarını geçerli dellilerle kanıtlamaları gerektiği açıktır. Davacılar tarafından davalı şirketlere ait hisselerin %97’lik oranının murisleri ...’a ait olduklarının tespiti ve hisselerin mirasçılık payları oranında adlarına tesciline ve şirket pay defterine işlenmesine karar verilmesi amacıyla Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1102 esas sayılı dosyası dava açmış oldukları görülmüştür. Söz konusu dosyada mahkemece verilen 25/06/2020 tarihli kararda “...Davacılar, babaları tarafından Almanya'ya gitmeden önce şirket hisselerini inançlı işleme dayalı olarak ağabeyleri ...'a bedelsiz olarak devrettiğine dair iddialarını, dosyaya sunmuş oldukları "BEYANNAME"
başlıklı belgeye dayandırmışlardır. Söz konusu belge üzerinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/19165 soruşturma nolu dosyasında yapılan imza incelemesi neticesinde, her ne kadar belgenin altında yer alan imzanın ...'a ait olduğu tespit edilmiş ise de, belge içeriğinin belgeye imza tarihinden farklı bir tarihte belgeye eklendiği saptanmakla, belgenin içeriğinin murisin gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığına dair kesin bir tespit yapılamamaktadır. Ayrıca, belgenin tarihinin 01/03/2005 olduğu da dikkate alındığında, davacıların aradan uzun yıllar geçtikten sonra böyle bir belgeyi ortaya çıkarmalarının TMK. 2 dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağı değerlendirilmiş, vicdanen inançlı işlemin varlığını ispata kabil bir delil olmadığı kanaatine varılmıştır… Öte yandan, davacılar inançlı işlem iddialarının yanı sıra, dava dilekçesinde terditli olarak muris muvazaasına dayalı iddia da bulunmuşlardır. Nitekim davacılar muris ... tarafından hisselerin ...'a devri hususunun sağlığında yapılmış bir karşılıksız kazandırma ve bağış niteliğinde olduğunu, bağış sözleşmesinin yazılı olarak yapılması gerekip ortada geçerli bir yazılı bağış sözleşmesi bulunmadığını ve bu bakımdan muris muvazaası söz konusu olduğunu ileri sürmektedirler. … muris muvazaasından bahsedilebilmesi için öncelikle görünürde bir işlem olması gerektiği tartışmasızdır. Somut olayda, muris muvazzaasından bahsedebilmek için görünürde muris ... ile ... arasında yapılmış görünürde bir işlem yoktur. Öte yandan davalı ... Sanayi A.Ş. yönünden açılan davanın hukuki sebebi muris ...'a ait paralarla kurulduğu ve ona ait olduğu iddiası dikkate alındığında muris muvazaasından bahsedilebilmesi için öncelikle görünürde bir işlem olması gerektiği ilkesi kapsamında davacıların bu yöndeki muvazaa iddiası da yerinde görülmemiştir. Nitekim davacılar daha önce de mahkememizin kesinleşen 2014/810 Esas sayılı dosyasından ... Sanayi A.Ş., ... A.Ş. Ve ... aleyhine Genel Kurul Kararı'nın iptali istemli davayı açmışlar, yine davalı ...'ın hisselerinin %97'sinin babaları ...'a ait olduğu iddiasıyla hissleri temsil yetkisinin olmadığından bahisle genel kurulu kararlarının butlan hükmünde olduğunun tespitini talep etmişlerdir. Bahsi geçen dosyada yapılan yargılama neticesinde verilen Yargıtay 11 HDhıin 26/06/2019 T, 2018/64 E. Ve 2019/4878 K. Sayılı ilamı ile kesinleşen mahkememizin 12/11/2015 T., 2014 E. 2015/861 K. Sayılı kararında ... AŞ’nin sicil kayıtlarının incelendiği, 18/05/1982 tarihli genel kurul toplantısında hazirun cetvelinden de anlaşılacağı üzere: şirket sermayesinin % 48'i ... (16.170.000/33.600.000) ve % 51'in ...' a ait (17.260.000/33.600.000) olduğunun tespit edildiği, anılan şirketin sermayesinin muhtelif tarihlerde artırıldığı, artırımlarda ve hisselerde değişen oranda artırımlarla ortaklara yansıtılmış olup, muhtelif hisse devirlerinin yapıldığının anlaşıldığı, genel kurul hazirun cetvellerinde ... hisselerinin bulunmadığının bilirkişi kurulunca tespit edildiği ve anılan yıllarda dahi ...'ın ortalama % 99.5 hisseye sahip olduğunun anlaşıldığı, ... A.Ş.'de ise ...'ın hissesine rastlanmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir. Bu kesinleşmiş ilamın dayandığı yargılamada toplanan deliller de huzurdaki dosya bakımından kuvvetli delil teşkil ettiğinden, ...'ın hisseleri inançlı işleme dayalı olarak ve muvazaalı olarak iktisap etmiş olduğu yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmamıştır. Kaldı ki davacılar aynı zamanda Büyük Çekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2016/734 esas sayılı dosyada tenkis ve mirasta denkleştirme davası açılmış ve bu dava derdest durumdadır. Nitekim yukarıda da açıklandığı üzere, davacıların iddialarını uzun süren bir sessizlikten sonra dile getirdikleri de nazara alındığında, davacının muris muvazaasına yönelik iddiasının da ispatlanamadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Tüm bu nedenlerle; davanın reddine” karar verilmiştir. Karar dikkate alındığında davacıların, davalı şirketlere ait hisselerin %97’lik oranının murisleri ...’a ait olduğu, dolayısıyla 02.10.2019 tarihinde yapılan 2016 yılına ait olağan genel kurul toplantılarında alınan kararların, yetkisiz kişi tarafından genel kurul çağrısının yapılmış olması ve yine kararların gerekli nisap sağlanmadan alınmış olmaları nedeniyle hükümsüz sayılmaları gerektiği yönündeki iddiaları yerinde olmamaktadır. Bu bakımdan dava konusu genel kurul kararlarının iptali veya butlanı şartlarının oluşmadığı sonucuna varılmaktadır. İlamların ispat gücüne ilişkin HMK. m. 204 hükmünde yer alan “ilamlar… sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar” yönündeki hüküm de böyle bir sonuca varılmasını zorunlu kılmaktadır...." şeklinde tespitler yapılarak karar verilmiştir. Davacıların iddiası, davalı şirketlerin %97’lik hisselerin oranının murisleri ...’a ait oldukları, ...’ın özel durumu sebebiyle yurtdışına çıkacak olması ve şirketleri idare etmekte zorlanacağı gerekçesiyle, bu şirketlerdeki hisselerini emaneten oğlu ...’a devretttiği, bu bakımdan 03.10.2019 tarihinde yapılan 2016 yılına ait olağan genel kurul toplantılarında alınan kararların, yetkisiz kişi tarafından genel kurul çağrısının yapılmış olması ve yine kararların gerekli nisap sağlanmadan alınmış olmaları nedeniyle hükümsüz sayılmaları gerektiği yönündedir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen dosyalar, toplanan tüm bilgi ve belgeler ile alınan bilirkişi raporuna binaen; Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/810 Esas sayılı dosyasında davacılar tarafından ... Sanayi A.Ş., ... A.Ş. ve ... aleyhine Genel Kurul Kararı'nın iptali istemli davayı açtıkları, yine davalı ...'ın hisselerinin %97'sinin babaları ...'a ait olduğu iddiasıyla hissleri temsil yetkisinin olmadığından bahisle genel kurulu kararlarının butlan hükmünde olduğunun tespitini talep etmişlerdir. Bahsi geçen dosyada yapılan yargılama neticesinde verilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26/06/2019 T, 2018/64 E. E. Ve 2019/4878 K. Sayılı ilamı ile kesinleşen 12/11/2015 T., 2014 E. 2015/861 K. Sayılı kararında, ... Sanayi AŞ’nin sicil kayıtlarının incelendiği, 18/05/1982 tarihli genel kurul toplantısında hazirun cetvelinden de anlaşılacağı üzere: şirket sermayesinin % 48'i ... (16.170.000/33.600.000) ve % 51'in ...' a ait (17.260.000/33.600.000) olduğunun tespit edildiği, anılan şirketin sermayesinin muhtelif tarihlerde artırıldığı, artırımlarda ve hisselerde değişen oranda artırımlarla ortaklara yansıtılmış olup, muhtelif hisse devirlerinin yapıldığının anlaşıldığı, genel kurul hazirun cetvellerinde murat bayrak hisselerinin bulunmadığının bilirkişi kurulunca tespit edildiği ve anılan yıllarda dahi ...'ın ortalama % 99.5 hisseye sahip olduğunun anlaşıldığı, ... A.Ş.'de ise ...'ın hissesine rastlanmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir. Bu kesinleşmiş ilamın dayandığı yargılamada toplanan deliller de huzurdaki dosya bakımından kuvvetli delil teşkil ettiğinden, ...'ın hisseleri inançlı işleme dayalı olarak ve muvazaalı olarak iktisap etmiş olduğu yönündeki iddiaları inandırıcı bulunmamıştır. Davacıların, davalı şirketlere ait hisselerin %97’lik oranının murisleri ...’a ait olduğu, dolayısıyla 02.10.2019 tarihinde yapılan 2016 yılına ait olağan genel kurul toplantılarında alınan kararların, yetkisiz kişi tarafından genel kurul çağrısının yapılmış olması ve yine kararların gerekli nisap sağlanmadan alınmış olmaları nedeniyle hükümsüz sayılmaları gerektiği yönündeki iddiaları yerinde olmamaktadır. Bu bakımdan dava konusu genel kurul kararlarının iptali veya butlanı şartlarının oluşmadığı sonucuna varılmaktadır. İlamların ispat gücüne ilişkin HMK. m. 204 hükmünde yer alan “ilamlar… sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar” yönündeki hüküm de böyle bir sonuca varılmasını zorunlu kılmaktadır. Davacılar tarafından iddialarına delil olarak ayrıca mahkememizin 2017/780 E. sayılı dosya ile verilen karar gösterilmiştir. Ancak sözkonusu dosyada mahkememizce verilen 02/05/2019 tarihli kararda “....Somut olayda, davacı şirketin genel kurula temsilci vasıtasıyla katılmasının engellendiği, uyuşmazlıkta tek bir pay sahibinin pay miktarı ne olursa olsun salt toplantıya haksız olarak alınmaması halinde bu aykırılığın genel kurul kararma etkili olup olmadığının aranmaksızın söz konusu genel kurul kararının iptali gerektiği, aksi halde büyük paysahiplerinin, genel kurul kararının alınmasında etkili olmayan küçük pay sahiplerinin genel kurullara girmelerini engellemelerine izin verilmiş olacağı, bunun da pay sahibinin vazgeçilmez nitelikteki temel haklarının ihlaline yol açacağı, TTK. Madde 446/1-b bendi kapsamında usuli bir kanuna aykırılık teşkil eden durumun açık olduğu anlaşılmakla 28/06/2017 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alman kararların iptali gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak davanın kabulüne...” karar verildiği görülmektedir.Davalı şirketlerin 30/06/2014 tarihinde yapılan genel kurulunun iptali için Bakırköy 1 ATM nin 2014/810 esas sayılı dosyasıyla dava açıldığı bu dosyada bilirkişi incelemesi yapıldığı bu inceleme de de alınan bilirkişi raporunda 1996 yılından 2013 yılına kadar yapılan tüm genel kurul toplantı tutanak ve hazirun cetvellerinde ...'ın hissesinin bulunmadığı ...ın %99,5 oranında hissedar olduğu anlaşılmıştır. Davalı şirketlerin ticaret sicişldeki kayıtlı hisse durumlarını dikkate alındığında genel kurulun toplantı ve nisabında hukuka aykırı bir durum bulunmamaktadır. Şirketin 1996 yılından bu tarafa yapılan genel kurullarında mevcut hisse durumuna göre toplantı gerçekleşmiştir. Davacılar da bu durumu hiç dile getirmemişlerdir. Aradan geçen bu süre sonrasında bu durumun dile getirilmesi TMK'nın 2. Maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Dava konusu uyuşmazlık genel kurul kararlarının yok sayılması ve iptaline ilişkindir. Mevcut genel kurulda şirketin mevcut hisse durumuna göre gerçekleşmiştir. İptali talep edilen genel kurulun yapılmasında ve alınan kararlarda yok sayılmasını gerektirir ve iptali gerektirir bir durum söz konusu değildir. Genel kuruldaki hisse durumunu da şirketin kayıtlı hisse durumu dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Mevcut hisse durumuna göre hukuka aykırı bir durum bulunmamaktadır. Dava konusu uyuşmazlığı aynı mahiyette olup, davalı şirketlerin 30/06/2015 tarihli genel kurulda alınan kararların yok hükmünde sayılması ve iptale ilişkin Bakırköy 1 ATM 2014/810 esas sayılı dosyasında da red kararı verilmiş ve karar yargıtay 11. Hukuk dairesinin 2016/2540 esas ve 2017/4996 karar sayılı ilamıyla onanmıştır. Mahkememizin 2017/780 esas sayılı dosyasında verilen karardan da görüleceği üzere, davalı şirketlere ait hisselerin %97’lik oranının davacıların murisleri ...’a ait olduklarına ilişkin bir tespit söz konusu olmayıp, davacıların temsilci vasıtasıyla
genel kurula katılmalarının engellenmesi nedeniyle iptal kararı verilmiştir. Dolayısıyla anılan mahkememiz kararının da davacıların iddiasını ispatlar nitelikte bir karar olmadığı, tüm bu hususlar dikkate alındığında dava konusu genel kurul kararlarının iptali veya butlanı şartlarının oluşmadığı, ilamların ispat gücüne ilişkin HMK. m. 204 hükmünde yer alan “ilamlar… sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar” yönündeki hüküm de dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın reddine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar ... ile ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davada, müvekkiller adına, gerek ... San. A.Ş.'nin, gerekse ... A.Ş'nin 03.10.2019 tarihinde yapılan 2017-2018 yıllarına ait olağan genel kurulu toplantısında alınan kararların, daha önce 2016 yılına ait ... A.Ş. ve ... A.Ş. şirketleri genel kurullarının iptali yönünden Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/780 E. ve 2019/430 K. Nolu karar ile verilmiş iptal kararı bulunması, anılan karar ile 2016 yılı genel kurul kararlarının yürütmesinin de durdurulmuş olması ve bu kararların da henüz kesinleşmemiş olması sebebiyle öncelikle TTK 449. maddesince yürütmesinin durdurularak şirketlere tedbiren yönetim kayyumu atanmasına ve neticesinde her iki anonim şirket olağan genel kurul kararlarının butlan hükmünde olduğunun tespitine, bu mümkün olmadığı taktirde her iki şirket genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesinin talep olunduğunu, Taleplerinin gerekçesi olarak da; - Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/780 E. ve 2019/430 K. Nolu karar ile verilmiş iptal kararı henüz kesinleşmemiş olduğundan ve ancak bu karar ile anılan genel kurul kararlarının yürütmesi de tedbiren durdurulmuş olduğundan, bu hali ile Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen tedbir kararlarının ihtiyadi manada yürürlükte olduğu, bu karar ve tedbir nedeniyle Yönetim Kurulu Başkanının bu sıfatı da ortadan kalkmış olmasına rağmen bu sıfat ile yönetim kurulu kararı alınarak Genel Kurul çağrısı yapılması, Genel Kurul işlemlerine başlanarak toplantıda karar alınması,toplantının açılması ve oylama yapılarak toplantı başkanının belirlenmesinin mümkün olmadığı, - Şirketlerin halihazırda temsil edilmeyen durumda olduğu, şirketlerin Genel Kurullarının yapılabilmesi için, yukarıda bahsettikleri tedbir kararı nedeni ile öncelikle kayyum atanması gerektiği, - 2017-2018 dönemi faaliyetleri ile ilgili genel kurulun yapılması, 2016 dönemi olağan genel kurul kararlarının iptali ve genel kurul kararlarının tedbiren durdurulması sonucunda işlem temelinin hukuken çökmüş olması sebebiyle mümkün olmadığı, - TTK 409. maddesi 1. fıkrasının "Olağan toplantı her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır." amir hükmüne havi olması sebebiyle, ortada iptali kesinleşmemiş bir genel kurul kararı olduğunu ve bu genel kurul kararlarının tedbiren durdurulması neticesinde 2017-2018 dönemi genel kurulu kararları ve özellikle de yönetim kurulu başkanlığı açısından işlem temeli çökmüş ve yetksisi ve ehliyetsiz biçimde genel kurul çağrısı yapılıp aynı ehliyetsizliğe rağmen genel kurul açılığ iade edilmiş olması ayrı ayrı açık hukuka aykırılık teşkil etmekte iken; 2017-2018 faaliyet döneminden neredeyse 1 yıl geçtikten sonra bir "Olağan Genel Kurul " yapılmasının yani yasal süre geçirildikten sonra "olağan genel kurul yapılmasının" da kanuna açıkça aykırı olduğu, - Varolan tüm bu usuli ve hukuki sorunun her birinin dahi, davada talep ettikleri üzere genel kurulların açıkça butlan ile yok sayılması ve alınan kararların iptali için açık sebepler olduğu vakıa anlatımlarına ek olarak detaylı biçimde belirtmiş olduklarını, Ancak, ne var ki dosyadan görevlendirilerek rapor düzenleyen bilirkişilerin, dava konusunu ve talep gerekçelerini hiçbir surette inceleme gereği dahi duymadan bir rapor düzenlediğini ve bu rapora da kapsamlı içimde anılan gerekçelerle itiraz edildiğini, ancak mahkemece bu itirazları dikkate alınmadan, bilirkişi raporuna aynen uyularak davanın reddine karar verildiğini, Karar gerekçesinin, bilirkişi raporunun birebir aynısı olarak açıklandığını ve bilirkişilerin eksik ve yanılgılı değerlendirmelerinin ne yazik ki mahkeme ilamına dönüştüğünü, bilirkişi raporlarının takdiri delil olmakla, mahkemenin hukuki nitelemeyi kendisinin yapması ve bilirkişilerin hukuki görüş bildirmesi de hukuken yasak olduğundan mahkemenin hukuki değerlendirmeyi yaparak sonuca ulaşmasının esas ve hukuki zorunluluk olduğunu, Mahkemece, aynen gerekçeye yazılarak ilamlaştırılan bilirkişi raporunda, dava dilekçeleri içerisinde anlattıkları vaka anlatımlarını detayı ile rapora aynen kopyalandığı halde, yukarıda tekrar izah etmek amacıyla bildirdikleri iptal gerekçelerini hiçbir surette dikkate almadığı veya dikkate almaktan kaçındığı ve mahkemenin de anılan dava gerekçelerini ve rapora itirazlarını dikkate almadan ve değerlendirmeden hüküm kurduğunu, bu hali ile mahkemece yanılgılı ve eksik inceleme yapıldığı hususunun açıkça ortada olduğunu, örnek vermek gerekirse raporun sonuç kısmında c bendinde yazılı " HMK 204. Madde gereği mahkeme ilamlarının sahteliği ispat oluncaya dek kesin delil sayılması gerektiği" yazılı iken, hakkında rapor düzenlenmesi istenen 2016 yılı genel kurulu hakkında verilen Bakırköy 7 Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/780 E. Sayılı dosyasından verilen mahkeme ilamına dayanak gerekçelerinin neden mahkemece kabul görmediğinin açıklanmadığını, davaya dayanak en önemli gerekçelerinin mahkeme kararında hiçbir surette değerlendirilmeksizin hüküm kurulduğunu, Davadaki ve işbu istinaf dilekçelerine de gerekçe olarak sundukları taleplerine ilişkin ileri sürdükleri gerekçelerin değerlendirilmesinin de hukuki bilgi ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle mahkemece değerlendirilmesinin hukuki bir zorunluluk olup, davaya gerekçe ettikleri bu hususun hiçbir surette değerlendirilmeksizin kurulan hükmün de hukuka ve usule aykırı olduğunu, Özetle, işbu dava ile iptalini talep etmiş oldukları genel kurulun, belgelerden de açık olduğu üzere davalı şirketlerin "2017-2018 yılı Olağan Genel Kurulları" olduğunu ve belirttikleri üzere "2016 yılı Genel Kurulları"nın daha önce yapıldığını ve iptal talepli açmış oldukları Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2017/780 E. ve 2019/430 k. nolu karar ile yürütmesi tedbiren durdurulmak suretiyle iptal edildiğini ve fakat bu kararın da henüz kesinleşmediğini, o halde 2016 yılına ait genel kurul kararlarının yürütülmesi tedbiren durdurulmuş iken, uygulanması mümkün olmayan bir genel kurul kararından alınan usulsüz ve yasaya aykırı yetki ile hem de yasada yazılı sürelere de uyulmaksızın genel kurul çağrısı yapılması ve genel kurulun gerçekleştirilmesinin de mümkün olmadığını, bu gerekçeleri davanın haklılığını ortaya koyduğu halde, mahkemece hiçbir şekilde gerekçesinde dahi neden bu gerekçenin kabul görmediği izah edilmeksizin ve tartışılmaksızın karar verilmesinin, açıkça usule ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle istinaf kanun yoluna başvurularak mahkemenin aleyhe kararının ortadan kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etme zorunluluğu hasıl olduğunu beyanla; Açıklanan ve re'sen nazara alınacak nedenlerle; Fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile; İstinaf kanun yoluna başvuru dilekçelerinin kabulü ile Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/880 E. sayılı dosyasından verilen 04.11.2021 tarih ve 2021/971 K. Nolu kararının istinaf başvuruları neticesinde kaldırılarak, - Öncelikle Gerek ... San. A.Ş.'nin, gerekse ... A.Ş'nin 03.10.2019 Tarihinde yapılan 2017-2018 yılına ait olağan genel kurulu toplantısında alınan kararların öncelikte yürütmesinin TTK 449 maddesi gereğince geri bırakılmasına ve durdurulmasına tedbiren karar verilmesine ve bu tedbir kararının ticaret sicil gazetesinde yayımlanmasına, - Şirketler, yürütmesi tedbiren durdurulan genel kurul kararları nedeniyle yönetimsiz kalmış olmakla, temsil edilemeyen durumda olduğundan şirkete tedbiren yönetim kayyumu atanmasına, - Nihayetinde davanın kabulü ile her iki davalı ... şirket olağan genel kurul kararlarının butlan hükmünde olduğunun tespitine, bu mümkün olmadığı takdirde her iki şirket genel kurul kararlarının iptaline, - Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı şirketlerin 03/10/2019 tarihinde yapılan olağan genel kurulu toplantısında alınan kararların butlan ile batıl olduğunun tespitine, bunun mümkün olmaması halinde alınan kararların iptaline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacılar vekili, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/780 esas ve 2019/430 karar sayılı dosyasında davalı şirketlerin 28/06/2017 tarihli 2016 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline ve yürütmesinin tedbiren geri bırakılmasına karar verildiğini, iptaline karar verilen kararlar arasında yönetim kurulu başkanının seçiminin de olduğunu, iptal kararı ile birlikte yönetim kurulu başkanının bu sıfatının kalmadığını, ancak davalı şirketlerin bu karara rağmen dava konusu 2017-2018 hesap dönemi faaliyetine ilişkin olağan genel kurul toplantısı yapıldığını, yönetim kurulu başkanının bu sıfatının kalmamasına rağmen yetkisiz olarak yönetim kurulu kararı alıp genel kurul toplantısı çağrısı yapıldığını, yetkisiz kişi tarafından toplantıya çağrının, toplantının açılmasının, oylama yapılarak karar alınmasının mümkün olmadığını, şirketin hali hazırda temsil edilmemesi sebebiyle şirkete kayyım atanması gerektiğini, 2016 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline ve yürütmesinin tedbiren geri bırakılmasına karar verilmesi ile 2017-2018 hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin genel kurul yapılmasına ilişkin işlemin temelinin çökmüş olduğunu, 2016 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline ve yürütmesinin tedbiren geri bırakılmasına ilişkin karar kesinleşmeden yasal süreden sonra olağan genel kurul toplantısı yapılmasının kanuna aykırı olduğunu, Mahkemece ve bilirkişi raporunda söz konusu iddiaların incelenmediği, bilirkişi raporuna yapılan itirazların dikkate alınmadığı, Mahkemece hukuki bilgi ve uzmanlık gerektiren söz konusu hususlar, gerekçeli kararda iddialarının neden kabul görmediği değerlendirilmeksizin ve gerekçelendirilmeksizin bilirkişi raporunun aynısının gerekçeye yazılmak suretiyle karar oluşturulduğu ve bu nedenlerle kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, kararın sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Mahkemece, davacı tarafın dava dilekçesinde davalı olarak gösterdiği tüm kişiler hakkında ileri sürdüğü talepleri ile ilgili olumlu/olumsuz bir karar verilmemesi, talep sonucunun karşılanmaması açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, istinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta dava konusu davalı şirketlerin 03/10/2019 tarihli olağan genel kurul toplantılarında alınan kararların butlan ile batıl olduğunun ve bunun mümkün olmaması halinde iptaline karar verilmesinin gerekçelerinden biri olan ve istinaf sebebi olarak da ileri sürülen Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/780 esas ve 2019/430 karar sayılı ilamı ile davalı şirketlerin 28/07/2017 tarihli 2016 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline ve yürütmesinin tedbiren geri bırakılmasına ilişkin verilen ve henüz kesinleşmeyen karardır. Söz konusu karara konu davalı şirketlerin 2016 yılı olağan genel kurul toplantılarında alınan kararlar incelendiğinde; 1.maddesinde toplantı başkanlığının oluşturulduğu ve davacıların vekilinin vekaletnamesinin usulüne uygun olmadığı gerekçesi ile toplantıya kabul edilmediği ve beyanının tutanağa geçirilmediği, 2.maddesinde 2016 hesap dönemine ait yönetim kurulu faaliyet raporunun yönetim kurulu başkanı tarafından okunduğu ve müzakere edildiği, 3.maddesinde bilanço ve kar/zarar hesaplarının okunduğu, müzakereye açıldığı, müzakere edildiği ve oy birliği ile tasdik edildiği, 4. Maddesinde yönetim kurulu üyesinin 2016 yılı faaliyetlerinden dolayı ibrasının oylandığı ve ibra edildiği, 5.maddesinde 2016 yılı hesap dönemine ilişkin faaliyet zararının geçmiş yıl zararlarına alınması hakkında yönetim kurulu kararının görüşüldüğü, oylandığı ve kabul edildiği, 6.maddesinde yönetim kurulunun bir üyeden oluşmasına ve üç yıl süre ile ...'ın seçilmesine karar verildiği, 7.maddesinde yönetim kuruluna ücret verilmemesinin kabul edildiği, 8.maddesinde yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396 maddelerinde belirtilen konularda faaliyette bulunulması konusunda yetki verilmesinin kabul edildiği görülmüştür. Mahkemece adı geçen kararların tamamı pay sahipleri vekilinin haksız olarak toplantıya alınmaması sebebiyle iptaline yürütmesinin tedbiren geri bırakılmasına karar verilmiş, verilen karar kesinleşmemiştir. Dava konusu davalı şirketlerin 03/10/2019 tarihli 2017-2018 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin olağan genel kurulu toplantı gündemi incelendiğinde; toplantı başkanlığının oluşturulması, yönetim kurulunca hazırlanan 2017-2018 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin faaliyet raporunun okunması ve müzakere edilmesi, 2017-2018 yılı hesap dönemi finansal tabloların (bilanço, kar/zarar hesapları) okunması, müzakere ve tasdiki, 2017-2018 yılı hesap dönemi faaliyetleri ile ilgili olarak yönetim kurulu üyelerinin ibrası, 2017-2018 yılı hesap dönemi zararı hakkında yönetim kurulu teklifinin müzakeresi ve tasdiki, görev süreleri sona erecek olan yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi ve görev sürelerinin tespiti, yönetim kurulu üyelerinin ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396 maddelerinde belirtilen konularda faaliyette bulunabilmesi konusunda yetki verilmesi, şirket merkezine ait adresin belediye tarafından tespit edilen güncel adres bilgilerine göre değiştirilmesi ve kapanış şeklinde belirtildiği, oysa dava dilekçesi ekinde sunulan ve ticaret sicil müdürlüğü ve ticaret il müdürlüğü tarafından gönderilen davalı şirketlerin 03/10/2019 tarihli 2017-2018 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin olağan genel kurulu toplantısında alınan kararlar incelendiğinde; 1.maddesinde toplantı başkanlığının oluşturulduğu, 2.maddesinde 2016 yılı faaliyet raporunun okunduğu ve müzakereye açıldığı, 3.maddesinde bilanço ve kar/zarar hesaplarının okunduğu, müzakereye açıldığı, müzakere edildiği ve kabul edildiği, 4. Maddesinde yönetim kurulu üyesinin 2016 yılı faaliyetlerinden dolayı ibrasının oylandığı ve ibra edildiği, 5.maddesinde 2016 yılı zararının geçmiş yıl zararı hesabına alınması teklifinin müzakereye açıldığı, oylandığı ve kabul edildiği, 6.maddesinde yönetim kurulu üyeliğine üç yıl süre ile Mustafa Bayrak'ın seçilmesine karar verildiği, 7.maddesinde yönetim kuruluna ücret verilmemesinin kabul edildiği, 8.maddesinde yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396 maddelerinde belirtilen konularda faaliyette bulunulması konusunda yetki verilmesinin kabul edildiği, 9.maddesinde şirket merkezi adresinin değiştirilmesinin kabul edildiği, alınan kararların davacıların olumsuz oyuna karşılık oy çokluğu ile alındığı görülmüştür. Yukarıda belirtildiği üzere dava konusu olağan genel kurulu gündemi 2017-2018 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin olarak belirlenmesine ve bu ad altında toplanılmasına rağmen 2016 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin kararlar alınmıştır. Bunun yanında davalı şirketlerin 02/10/2019 tarihli 2016 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin olağan genel kurul toplantısı yapılmış ve bu toplantıda alınan kararların butlan veya iptali için de Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/879 esas sayılı dosyasında dava açılmış, yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş ve karar henüz kesinleşmemiştir. 02/10/2019 tarihli olağan genel kurul kararları ve dosyada bulunan 03/10/2019 tarihli olağan genel kurul kararları incelendiğinde 2016 yılı hesap dönemine ilişkin kararların alındığı, sadece başlık kısımlarının değiştiği görülmüş, dosyaya celbedilen ve dava dilekçesi ekinde sunulan 03/10/2019 tarihli olağan genel kurul kararlarının dava konusu yapılan 03/10/2019 tarihli kararlar olup olmadığı hususunda tereddüt hasıl olmuştur. Kararların tüm metni ticaret sicil gazetesinde görülemediğinden teyit edilememiştir. Bu hususta yanlışlık olmadığı takdirde davalı şirketler tarafından 2016 hesap dönemine ilişkin üç kez olağan genel kurul toplantısı yapılmıştır. Mahkemece bu hususta irdeleme ve inceleme yapılmamış, tereddüt giderilmemiştir. Mahkemece bu hususlar ve davacılar tarafından dava dilekçesinde, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, beyan dilekçelerinde ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/780 esas ve 2019/430 karar sayılı ilamı ile davalı şirketlerin 28/07/2017 tarihli 2016 yılı hesap dönemi faaliyetlerine ilişkin olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline ve yürütmesinin tedbiren geri bırakılmasına ilişkin kararın dava konusu olağan genel kurul kararları yönünden etkisi, sonucunun bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı, dava konusu genel kurul toplantısına çağrının usulüne uygun olup olmadığı, yetkili kişi tarafından çağrılıp çağrılmadığı, yetkili kişi tarafından çağrılmaması halinde sonuçları, aynı hesap dönemine ilişkin iki kez (dosyadaki kararların doğru kararlar olması halinde üç kez) olağan genel kurul toplantısı yapılıp yapılamayacağı, dava konusu kararların her biri bakımından ayrı ayrı yokluk, butlan veya iptal şartlarının oluşup oluşmadığı tartışılıp değerlendirilmemiş, bilirkişi raporuna itirazların reddine karar verilmesine rağmen söz konusu itirazlar gerekçeli kararda ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda karşılanmamış ve Mahkemece tarafların tüm iddia ve savunmalarına ilişkin kabul ve red gerekçeleri açıklanmamıştır. Bu haliyle Mahkemece eksik inceleme karar verildiğinden ve usul ve yasaya uygun gerekçeli karar oluşturulmadığından davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. Açıklanan nedenle, davacıların istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler ile kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 297 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/11/2021 tarih ve 2019/880 Esas- 2021/971 Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 30/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.