İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2024/1769 K.2024/1894
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1769
KARAR NO: 2024/1894
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 11.07.2024 tarihli, ihtiyati tedbire itirazın reddine dair ara karar.
NUMARASI: 2023/128 Esas
DAVANIN KONUSU: Haklı nedenlerle şirketin feshi- dava içi ihtiyati tedbir
Taraflar arasındaki davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında, davalı vekilinin mahkemenin denetim kayyımı atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararına itirazlarının reddine dair verilen ara karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %10 hisse sahibi olduğunu, imza yetkisinin bulunmadığını, diğer ortak ...'ın %70 hissesinin sahibi olduğunu, tek imza yetkilisi olarak görev yaptığını, müvekkilinin imza yetkisi bulunmadığından çoğu zaman idari işlerle ilgili bilgilendirilmediğini, müvekkili ile büyük hissedar ve gerekse ... ile şirket arasında birçok icra takiplerinin ve davaların bulunduğunu, güven ilişkisinin sona erdiğini, ortaklar kurulu toplantısında sürekli müvekkili aleyhine kötü niyetli kararlar alındığını, derdest dava dosyalarında alınan rapor ve dilekçelerde şirketin banka hesaplarının tek imza yetkilisi tarafından kişisel hesabı ile karıştırıldığı, bazı ödemelerin şirketin tek imza yetkilisinin banka hesabına yapıldığı hususlarının anlaşıldığını iddia ederek, idare edilmeyen davalı şirketin tek imza yetkilisi tarafından yapılan işlemlerin denetimden geçirilerek dava sonuçlanıncaya kadar şirkete tedbiren kayyım ve/veya denetçi atanmasını ve şirketin infisahına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin değerlendirildiği 22.03.2023 tarihli ara karar ile; ihtiyati tedbir talebiyle ilgili olarak hiç bir delil değerlendirmesi yapılmaksızın, aylık kayyım ücretinin yatırılmış olduğu gerekçesiyle, ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile şirkete kayyım atanmasına karar verilmiştir.Davalı vekili, HMK'nın 394. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararına itiraz etmiş ve itiraz dilekçesinde; ihtiyati tedbir kararına itiraz ettiklerini, ortaklar arası uyuşmazlıklar veya farklı ilişkilerden doğan anlaşmazlıkların hiçbir şekilde kayyım tayinini gerektirmediğini iddia ederek, itirazlarının kabulü ile tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir.İlk derece mahkemesi, ihtiyati tedbir kararına itirazını değerlendirdiği 06.07.2023 tarihli ara kararıyla; " ...Davacı tarafın yönetim kayyımı atanması talebine ilişkin olarak davalı şirketin yönetim organından yoksun olmadığı, yönetici kayyımı atanmasını gerektirecek bir durum da olmadığı ve atanmadığı; dava dilekçesinde ileri sürülen sebeplere göre ortaklar arasında çok sayıda dava ve uyuşmazlık olduğu dikkate alınarak ortaklıktan çıkma/tasfiye payı hesabı yönünden şirket malvarlığının korunması amacıyla tedbiren şirkete denetim kayyımı atandığı, davalının buna itiraz ettiği görülmüştür. Ne var ki, mahkememizce denetim kayyımı atanması şeklindeki ihtiyati tedbir kararına haklı bir itiraz derc edilmemiş, verilen kararda bir usulsüzlük görülmemiştir. Bu sebeple davalı tarafın ihtiyati tedbire itirazının reddine karar verilmiştir...." gerekçesiyle davalı vekilinin, ihtiyati tedbir kararına itirazlarının reddine, karar vermiştir.Bu ara karara karşı, ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dairemizin 2024/319 Esas, 2024/557 Karar ve 28.03.2024 tarihli kararı ile; "... Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya gelince; ilk derece mahkemesince, 20.02.2023 tarihli tensip zaptının 16 nolu ara kararı ile davacı vekilinin kayyım atama talebinin kabul edildiği 22.03.2023 tarihli ara kararda ise bu hususun belirtilerek kayyım atanmasına karar verildiği, bu kararlar verilirken hiç bir delil değerlendirmesi yapılmadığı, yaklaşık ispatın mevcut olup olmadığının değerlendirilmediği yani tedbir kararında HMK'nın 391.maddesinde aranan zorunlu unsurlara yer verilmediği gibi; davalı vekilinin ihtiyati tedbire vâki itirazının 06.07.2023 tarihli ara karar ile reddine karar verildiği, bu konuda da yasanın tanımlandığı anlamda gerekçeli kararın yazılmadığı, tarafların iddia ve savunmaları ile somut olayda ihtiyati tedbiri hakli gösteren yaklaşık ispat şartlarının ne suretle sağlandığına dair hiç bir değerlendirmeye yer verilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla mahkemenin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair 06.07.2023 günlü ara kararı, istinaf denetimine elverişli değildir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, istinaf başvurusunun esasına ilişkin sebepler incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair verdiği 06.07.2023 tarihli ara kararının kaldırılmasına, itiraz hakkında yasaya uygun bir şekilde yeniden değerlendirme yapılması için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir. " gerekçesiyle, ilk derece mahkemesinin itirazın reddine dair verdiği ara karar kaldırılıp, itirazın gerekçeli olarak değerlendirilmesi ve yeniden bu konuda karar verilmesi için dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. Eldeki istinaf incelemesine konu ara karar, dairemizin kaldırma kararından sonra verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN İSTİNAF KONUSU ARA KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesi, ihtiyati tedbir kararına itirazı değerlendirdiği 11.07.2024 tarihli ara kararıyla; "...Gerçekten de, fesih istemli davalarda, şirketin faaliyetine devam ettiği, şirketin ticari hayatının devamında yarar olduğu hallerde, mahkeme yasa gereği, fesih yerine davacı ortağın çıkarılmasına dair alternatif bir çözüm yoluna gidecektir. Eldeki davada da, ortaklar arasında güven ilişkisinin derinden sarsıldığı her iki tarafın kabulünde olduğu gibi, davalı şirket de davanın reddiyle beraber davacının ortaklıktan çıkarılmasını talep etmektedir. Çıkma payı hesabında karar tarihi itibariyle şirketin güncel rayiç malvarlığı önem arz etmekte olup; uygulamada, dava tarihinde mevcut olan malvarlığının karar tarihine doğru azaltılmaya çalışıldığına sıklıkla rastlanmaktadır. Öte yandan müdürün azline karar verilmeden, davalı şirketin yönetiminin aksamasına sebep olacak, müdürün yetkilerini kullanmasına izin vermeyecek bir tedbir de yasaya ve orantılılık ilkesine uygun düşmemektedir. Bu itibarla ortaklar arasındaki dava dilekçesi ekindeki davalar uyaptan incelenerek, yurtdışında yaşayan davacının küçük ortak, dava dışı ...’ın hakim ortak olduğu da nazara alınarak davalı şirket malvarlığının korunması amacıyla denetim kayyımı atanmıştır. Her fesih davasında denetim kayyımı atanmasına karar verilemeyeceği açık olup, somut olayda ileri sürülen sebeplere, ortaklar arasındaki çekişmenin şiddetine bakılarak, değişiklik halinde varlığı muhtemel çıkma payının elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşabileceği kanaatine varılmıştır. Kararımız istinaf edilmiş, İst. BAM 14 HD nin 2024/319 E, 557 K sayılı kararla itirazın reddine dair karar esasa girilmeden kaldırılmıştır. Dosya içeriğinden görüldüğü üzere, yargılama sırasında davalı vekili tarafından, denetim kayyımı atanmasına dair kararımız gerekçe gösterilerek heyet reddedilmişse de, uyuşmazlık taraflar arasında olup; yasaya uygun, en kısa, en adil şekilde uyuşmazlığı gidermekten başka görevi olmayan mahkememizin salt tensiple tedbir kararı vermiş olması hakimin reddi sebebi olamayacağından, inandırıcı ve somut delil ileri sürülmeyen reddi hakim istemi HMK nun 41/1-b uyarınca geri çevrilmiştir. Bu husus esasla birlikte denetime açık olacaktır.İstinaf kaldırma kararı ile dosya tekrar ele alınmıştır. 25/04/2023 tarihli celsede Davalı şirketin varlıklarının güncel rayiç değerlerinin tespiti ile çıkma payı hesabının yapılması için dosyanın bilirkişiye verilmesine karar verildiği, duruşmanın 02/10/2024 tarihine bırakıldığı görülmüştür. Davalı şirket vekili de, 05/06/2024 tarihli dilekçesi ile istinaf kararı doğrultusunda ek karar verilmesini, denetim kayyımı tedbirinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İstinaf daire kararı tekraren okunduğunda, denetim kayyımı tedbirinin kaldırılmadığı, kaldırılmasına dair istemin reddine dair kararımızın gerekçesiz bulunduğu, yasaya uygun değerlendirme yapılmak üzere dosyanın mahkememize iade edildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dosya ele alınarak yukarıda açıklanan gerekçelerle, mahkememizce verilen denetim kayyımı tedbirine itirazın reddine karar verilerek, denetim kayyımı tedbirinin devamına, bu aşamada istinaf incelemesi sonrasında verilecek karara göre yargılamaya yön verilmesine karar verilmiştir... " gerekçesiyle denetim kayyımı tedbirine itirazın reddi ile denetim kayyımın tedbirinin bu aşamada devamına, karar verilmiştir. Bu ara karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece, ortaklar arasında güven ilişkisinin derinden sarsıldığının her iki tarafında kabulünde olduğu, davalı şirketin de davanın reddi ile birlikte davacının ortaklıktan çıkarılmasını talep ettiği gerekçeleriyle şirket mal varlığının korunması amacıyla denetim kayyımı atanması kararı verildiğini, kararın istinaf dairesi tarafından kaldırıldığını, yargılama sırasında denetim kayyımı atanmasına dair karar gerekçe gösterilerek mahkeme heyetinin reddedildiğini, 02.10.2024 tarihine bırakılan ara karar ile denetim kayyımı tedbirinin devamına karar verildiğini, gerekçede ortaklar arası çekişmeye istinaden kayyım atanmasına karar verildiğinin belirtildiğini, bu gerekçenin içtihatlara aykırı olduğunu, ivedi bir koruma ihtiyacı bulunduğunun anlaşılamadığını, şirket yönetimine yapılacak müdahalenin çok kısıtlı olarak, zorunlu hâllerde yapılması gerektiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/4165 Esas sayılı dosyasında, şirket ortakları arasında salt hukuki ihtilaf bulunmasınında müdürün yetkilerinin kaldırılması için muhik sebep oluşturmayacağı nazara alınmaksızın karar verilmesinin bozma sebebi olarak kabul edildiğini, davacının şirketten ayrılma akçesi ile çıkarılmasına karar verilmesi hâlinde şirket yöneticisinin şirkete uğrattığı zararlara dair iddiasına ilişkin ayrı bir dava ile istenebileceğini, şirkete yönetim kayyımı talebinin yerinde olmadığına dair kararlar olduğunu, mahkeme gerekçesinin aksine dava dilekçesi ekindeki davaların incelenmesi durumunda hiçbir şekilde denetim kayyımı atanmasını gerektirmeyeceği gibi kayyım atanmasının mümkün olmadığını ortaya koyduğunu, 69 sayfalık delil dilekçesinin 18. sayfasında yer alan 25.06.2020 tarihli mail ve aynı dilekçenin 19. sayfasında yer alan 29.06.2020 tarihli ihtarname incelendiğinde, bu dosyada kayyım atanmasına karar verilemeyeceğinin ortada olduğunu, davacının şirketle tüm fiili ilişkisini 25.06.2020 tarihinde kopardığını, yaklaşık üç yıl sonra bu davayı açtığını, üç yıl sonra açılan davada ortaklar arasındaki çekişmenin şiddetine bakılarak değişiklik hâlinde varlığı muhtemel çıkma payının elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşabileceği kanaatine varıldığı şeklindeki ifadelere yönelik itirazlarının reddedilerek kayyımın devamına karar verildiğini, şirketin üç ortaklı bir şirket olduğunu, gerekçenin aksine 14.02.2024 tarihli bilirkişi raporunda çıkma payının elde edilmesinin zorlaşmayacağı, şirketin bu yönde hiçbir girişimde bulunmadığının ortaya çıktığını, şirketin yönetim organlarından yoksun olmadığını, faaliyetine devam ettiğine dair açıklamaların yer aldığını, şirketin mal varlıklarını zaten ortaya koyduğunu, bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, tüm hukuka aykırılıklara rağmen kayyımın tayininde ısrar edilmesinin sebebinin reddi hâkim talebi olduğunu, esasen gerekçede buna yer verildiğini, gerekçenin aksine şirketin üç ortaklı bir şirket olduğunu, kayyım atanmasına dair tedbir kararının müvekkili şirketi zarara uğrattığını, bankalardan kolaylıkla kredi sağlamayamadığını, sürekli durumu izah etmeye çalıştıklarını, müşterilerinden bazılarının şirketle faaliyetine son verildiğini, uğranılan kazanç kaybının yaklaşık 15.000.000,00 TL olduğunu, kayyımdan onay alınmasının gerekmesi nedeniyle para transferlerinin talimatla yapıldığını ve işlem ücreti olarak 10 katı maliyet oluştuğunu, 2023 yılı için 50.000,00 TL ödenmesi gereken transfer ücretinin yaklaşık 500.000,00 TL olarak ödendiğini, ortaklar arası uyuşmazlıklarda hiçbir zaman kayyım tayini gerektirmediğini, şirketin üç ortaklı bir şirket olduğunu, tanıkların dinlenmediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair verdiği 11.07.2024 tarihli ara kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ara kararın kaldırılmasına, itirazın kabulüne ve sonuç olarak ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca limited şirketin haklı nedenlerle feshi ile birlikte, aynı maddenin 4.maddesi uyarınca şirkete tedbiren kayyım atanması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ihtiyati tedbir kararı verilmiş, bu ara kara itiraz üzerine ilk derece mahkemesince, 11.07.2024 tarihli ara kararla, dava vekilinin ihtiyati tedbire itirazının reddine karar verilmiştir. Bu son ara karara karşı, davalı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Mahkemece, yukarıda yer verilen ara karar kapsamında davalı şirkete denetim kayyımı tayin edilmiştir. Davalı tarafın itirazı ise reddedilmiştir. Dosya kapsamından, davalı şirketin üç ortaklı limited şirketi olduğu, davacının %10 hisseye sahip olduğu, davacı ortaklığının 22.09.2015 tarihli ortaklık sözleşmesi ile başladığı, 25.06.2020 tarihli mail ile ortaklıktan ayrılmak istediğini açıkladığı, 29.06.2020 tarihli ihtarname ile şirkette 01.05.2015 tarihinde mühendis olarak üretim müdürü sıfatıyla çalışmaya başladığını belirterek işçilik alacaklarını talep ettiği, davalı şirket tarafından davacı şirketin işçilik alacaklarına yönelik talebinin cevabi ihtarname ile kabul edilmediği, ihtarnamede ortaklık sözleşmesi ile ortak sıfatına haiz olduğu, iş sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı hususlarına yer verildiği, taraflar arasında birden fazla uyuşmazlık konusunda yargılamaların mevcut olduğu anlaşılmaktadaır.TTK 636/3. maddesinde, "Haklı sebeplerin varlığından, her ortak mahkemenin şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesini ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına ve duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilebilir." düzenlemesi bulunmaktadır. Tedbir konusunda TTK'da başkaca düzenleme bulunmadığından, tamamlayıcı hüküm olarak HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekir.İhtiyati tedbir HMK'nın 389 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiş olup buna göre, mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için tedbir talep eden tarafın, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmesi ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gereklidir. 390/3.maddesinde, "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' hükmünü, 391/1.maddesi ise ''Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir" hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için, kesin bir haklılığın ispatı gerekmemekte, ihtiyati tedbir sebebi ve davanın esası yönünden yaklaşık ispat ölçüsünde haklılığın kanıtlanması gerekir. Davacının iddiası genel olarak şirketin kötü yönetildiğine, zarar ettirildiğine ilişkindir. Belirtilen olguların yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlandığından söz edilemeyeceği gibi belirtilen bu durumun mali kayıtların esaslı şekilde incelenmesini de gerektirmektedir. Dosyanın bulunduğu aşama itibariyle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından veya tamamen imkansız hâle geleceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı konusunda yaklaşık ispat ölçüsünde bir kanıt bulunmamaktadır. Sermaye şirketlerinden olan limited şirketin yönetimine yapılacak müdahalenin çok kısıtlı ve zorunlu hâllerde yapılması, önlem alınırken de davacının sermaye payı gibi objektif unsurlar dikkate alınarak ortaklar arasındaki dengenin korunması uygun olacaktır. Mahkemece yapılacak yargılama, mali kayıtların incelenmesi ve taraflarca sunulacak delillerden, ihtiyati tedbir iddiasının ve tedbir nedenlerinin yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlanması hâlinde ve talepte bulunulması durumunda tedbir talebi her zaman değerlendirilebilecektir. İlk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir yoluyla davalı şirkete denetim kayyımı atanmasına yönelik gerekçeler yeterli görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.2 ve 394/son maddeleri uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair 11.07.2024 tarihli ara kararın kaldırılmasına, davalı vekilinin 22.03.2023 tarihli ihtiyati tedbir ara kararına yönelik itirazı hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede itirazın kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 ve 394/son maddeleri uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne; İlk Derece Mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair verdiği 11.07.2024 tarihli ara kararın kaldırılmasına, ihtiyati tedbire itiraz hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-HMK'nın 394/4. maddesi uyarınca, davalı vekilinin ihtiyati tedbire vaki itirazları haklı görüldüğünden ihtiyati tedbire itirazlarının kabulüne, ilk derece mahkemesinin 22.03.2023 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2.ve 394/son maddeleri uyarınca, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 19.12.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.