İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2022/1423 K.2025/456

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2022/1423 📋 K. 2025/456 📅 20.03.2025

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1423 Esas
KARAR NO: 2025/456 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2020/252 Esas- 2021/471 Karar
TARİH: 30/06/2021
DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 20/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalıdan ... marka arazi tipi binek otomobili 170.713,27 TL'ye satın aldığını, ancak bir kısım vergilerin ödenmemesi nedeniyle Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğünce Bakırköy 1. Asliye Ceza mahkemesinin el koyma kararına binaen araca el konularak aracın Gümrük sundurmaya çekildiğini, tüm taleplerine rağmen aracın verilmemesi ve akıbetinin meçhul olması nedeniyle İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/213 Esas sayılı dava dosyası üzerinden hukuki ayıp nedeniyle satışın iptali ile ödenmiş bulunan bedelin iadesini talep ettiklerini, yargılama neticesinde verilen 21/06/2011 tarih 2011/381 Karar sayılı kararı ile satışın iptaline ödenen bedelin davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve aracın davalıya teslimine karar verildiğini, bu kararın İstanbul ... İcra Dairesinin ... Esas takip dosyası üzerinden icraya konduğunu, ancak İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesinin 2011/1127-1465 sayılı kararı ile ticaret mahkemesi ilamı ile aracın teslimi şartıyla bedelin iadesine karar verilmiş olduğu ve bu ilam kapsamında alacaklının aracı teslim ettiği sabit olmadığı gerekçesiyle takibin iptaline karar verildiği bu karar aleyhine Temyiz kanun yoluna başvurmaları akabinde Yargıtay 12. Hukuk dairesi tarafından teslim hususunun çözülmesine kadar takibin durdurulmasına şeklinde düzelterek icra hukuk mahkemesi kararının onandığını, bu arada Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/499 Esas sayılı dava dosyası üzerinden aracın müsaderesine ilişkin talebin 2008/925 Karar sayılı karar ile reddine karar verildiğini ve karar kesinleştiğinde aracın sahibine iadesine karar verildiğini ve bu kararın Gümrük Başmüdürlüğünce Temyiz olunduğunu ve ancak Yargıtay tarafından Temyiz talebinin reddedilmesi sonucu kararın kesinleştiğini, bu kesinleşen karar ile aracın iadesi için Gümrük İdaresine başvurulduğunda aracın ihale yapılmak suretiyle 73.398,38 TL bedel ile satıldığını böylelikle aracı iade etmelerinin imkansızlaştığını ve bu imkansızlaşmada herhangi bir kusurları olmadığını, bu nedenle sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca karşılıklı edimlerin iadesine verilen karara göre iade yükümlülüğümüz kapsamında bulunan aracın sorumlu olmadığımız sebeplerle iadesinin imkansızlaşması nedeniyle iade yükümlülüğümüzün kapsamının değiştiğini ve kanun gereği kain değerin iade edilmesi yükümlülüğüne dönüştüğünün tespit ve hüküm altına alınarak bu hüküm doğrultusunda icranın devamına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava konusu ettiği talep bakımından İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı kesinleşen hükmünün mevcut olduğunu, bu nedenle öncelikle HMK 114/1-i.maddesi kapsamında dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğini, kaldı ki 07/12/2017 tarihinde açılan davaya konu hakkın 6098 sayılı yasanın 82.maddesiyle öngölüren "sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılın ve herhalde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zaman aşımına uğrar" şeklindeki hüküm kapsamında zaman aşımına uğradığını, kaldı ki Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 01/12/2008 tarih 2008/499 Esas ve 2008/925 Karar sayılı kesinleşen karar ile de aracın müsadere talebinin reddedilerek karar kesinleştiğinde aracın ruhsat sahibi olan ... A.Ş.'ye iadesine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, ayrıca ceza dosyası üzerinden mahkemece ... İhtisas Gümrük Müdürlüğüne yazılan 03/12/2008 tarihli yazı ile teminat mukabili aracın ... A.Ş.'ye iadesine karar verildiği ancak davacı ... A.Ş.'nin bu kararın gereğini yerine getirmemesi ve aracın gümrükteki bekleme süresinin dolmuş olması nedeniyle tasfiye işlemlerine girişilerek aracın satıldığını ve bu sonucun gerçekleşmesinde kusurun davacı ... A.Ş.'de olduğunu, bu nedenle ifa imkansızlığının meydana gelmesinde kusurun davacıda olduğunu, ayrıca gümrük idaresince aracın tasfiye bedelinin davacı tarafa ödendiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 30/06/2021 tarih 2020/252 Esas- 2021/471 Karar sayılı kararında;"Dava, davalı tarafından davacıya satılan araca gümrük kaçağı iddiası ile el konulması nedeniyle davacı tarafından İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2008/213 Esas sayılı dosyası üzerinden açılan davada mahkemece aracın ve bedelin iadesine karar verildikten sonra aracın gümrük idaresince satılması nedeniyle İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2008/213 Esas sayılı dosyası üzerinden verilen 21/06/2011 tarih ve 2011/381 Karar sayılı kesinleşen hükmün infazında tereddüt oluşması nedeniyle hükümde yer alan ve davacının iade ile yükümlü olduğu araç yerine gümrük idaresince kendilerine ödenen bedelin iadesi yükümüne dönüştüğünün tespiti davasıdır. .... Dava istinaf akabinde mahkememizin 2020/252 Esas sayılı dosyası üzerinden kayıt görmüştür. Dava dosyamıza celbedilen İstanbul 8. ATM'nin 2008/213 Esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde; davacı ... A.Ş.'nin davalı ... Paz. Ve Tic. A.Ş. Aleyhine davalının kendisine sattığı ... marka arazi tipi binek otomobildeki hukuki ayıp nedeniyle ödemiş bulunduğu 170.713,27 TL'nin ödeme tarihi olan 15/04/2003 ve 25/07/2003 tarihlerinden itibaren ticari faiziyle birlikte iadesini talep ettiği, yargılama neticesinde mahkemece verilen 21/06/2011 tarih ve 2011/381 Karar sayılı karar ile davanın kabulü ile davaya konu aracın davalı tarafa teslimi ile 170.713,27 TL araç bedelinin 26/03/2008 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği ve böylelikle zapt nedeniyle meydana gelen ihtilafın mahkeme hükmüyle karara bağlandığı ve hükmün kesinleştiği görülmektedir. Dava dosyamız üzerinden Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesine yazılan yazıya verilen 27/11/2018 tarihli cevabi yazı ekindeki Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 01/12/2008 tarih 2008/499 Esas ve 2008/925 Karar sayılı karar ile ... marka arazi tipi binek otomobilin müsaderesine yönelik talebin reddine karar verildiği ve bu kararın 16/03/2009 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. Ticaret Bakanlığı Bakırköy Tasfiye İşletme Müdürlüğü tarafından mahkememize gönderilen 88043769 - 380.06.02.01 sayılı cevabi yazı ile; "Konu ile ilgili olarak işletme müdürlüğümüz işlem dosyasında yapılan incelemede Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 11/12/2006 tarihli 2006/551 Esas nolu yazılarında 2003 Model, ... marka, ... TİPLİ, ... PLAKALI aracın dava konusu olması ve keşifle bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğinden en yakın gümrük idaresine teslime edilmesi üzerine Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğünce 24/04/2007 tarihinde ... sıra numarasına kayden işletme müdürlüğümüz kaçak araç sundurmasına teslim edilmiş olup, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu 16. Maddesi kapsamında 05/07/2013 tarihinde yapılan açık artırma usulü yapılan satışta 27-79 dosya numarası ile 200.000,00 TL bedelle ... TC kimlik nolu ... adına satışının yapıldığı, bu bedelden vergiler ve diğer alacaklar düşüldükten sonra kalan 73.398,38 TL satış bedelinin ... San ve AŞ adına emanete alındığı ve bu güne kadar araç sahibine herhangi bir ödeme yapılmadığı anlaşılmıştır." araç bedelinin davacı adına emanette tutulduğu görülmektedir. Bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi ... ve emekli icra iflas müdürü bilirkişi ...'dan alınan 04/01/2021 tarihli bilirkişi raporu ile; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar ile her ne kadar davacının davalıdan almış olduğu aracı davalıya, davalının da satış bedelini davacıya iadesine karar verilmiş ise de kararın verilmesinden sonra davacının iadesi gereken aracın gümrük idaresi tarafından satılması ve satış bedelinin satış anındaki kayıt maliki olan davacıya ödenmesine karar verilmiş olması nedeniyle davacının hükümle öngörülen iade yükümünün imkansız hale geldiği ve iade yükümünün gümrük idaresince davacıya ödenen bedelin iadesine dönüştüğü, davalının zamanaşımı def'inin yerinde olmadığı, davacının İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı kararına konu dava ile sözleşmeden dönmüş olması nedeniyle kaçakçılık suçunun görüldüğü Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından beraat ve iade kararı verilmesinin davacının iade yükümünde bir değişiklik meydana getirmeyeceği, davalının zapta karşı tekeffül hükümleri kapsamında sorumlu olduğu tespit edilmiştir. Tüm dosya kapsamı, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/06/2011 tarih 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı kararı, Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 01/12/2008 tarih 2008/499 Esas ve 2008/925 Karar sayılı kararı ve Ticaret Bakanlığı Bakırköy Tasfiye İşletme Müdürlüğü tarafından mahkememize gönderilen 88043769 - 380.06.02.01 sayılı cevabi yazısı ile bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğinde İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/06/2011 tarih 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı kararı ile davacının davalıya iadesine karar verdiği aracın iade edilmeden önce gümrük idaresince satılması ve satış bedelinden vergi, harç ve giderler mahsup edildikten sonra bakiye 73.398,38 TL'nin satış anındaki kayıt maliki davacı adına emanete alınmış olduğu anlaşıldığından davanın kabulü ile, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 201/06/2011 tarih 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı karar ile iadesine karar verilen ... plakalı ... marka aracın Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı İstanbul Gümrük Ve Ticaret Müdürlüğü Bakırköy Tasfiye İşletme Müdürlüğü tarafından 05/07/2013 tarihinde 5607 sayılı yasa kapsamında satılmış olması nedeniyle davacının anılan hükümle öngörülen iade yükümünün fiilen imkansız hale geldiğini ve anılan hüküm ile öngörülen iade yükümünün aracın satış bedeli nedeniyle gümrük idaresince davacının hesabına yatırılan 73.398,38 TL'nin iade yükümüne dönüştüğünün tespitine, takibin devamı yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir..."gerekçesi ile,''Davanın KABULÜ İLE; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 201/06/2011 tarih 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı karar ile iadesine karar verilen ... plakalı ... marka aracın Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı İstanbul Gümrük Ve Ticaret Müdürlüğü Bakırköy Tasfiye İşletme Müdürlüğü tarafından 05/07/2013 tarihinde 5607 sayılı yasa kapsamında satılmış olması nedeniyle davacının anılan hükümle öngörülen iade yükümünün fiilen imkansız hale geldiğini ve anılan hüküm ile öngörülen iade yükümünün aracın satış bedeli nedeniyle gümrük idaresince davacının hesabına yatırılan 73.398,38 TL'nin iade yükümüne dönüştüğünün TESPİTİNE, Takibin devamı yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İthalatçı firma olan Arabacı Şirketinden 170.173,27-TL'ye satın almış oldukları binek otomobilin ithali sırasında vergilerinin ödenmediğinden bahisle aracın önce Gümrük Muhafaza Baş Müdürlüğünce, sonra Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesince müsadere altına alındığını ve araca el konulduğunu, aracın Gümrük sundurmasına çekildiğini, satın alınan araçtaki bu hukuki ayıplar nedeniyle Ticaret Mahkemesine açtıkları dava neticesinde Ticaret Mahkemesince; taraflar arasındaki satış sözleşmesinin iptali ile araç için ödenen 170.713,27 TL bedelin satıcıdan alınarak alıcıya verilmesine ve aracında satıcıya iadesine karar verildiğini, ticaret mahkemesinin kararının icraya konularak satıcıdan satış bedeli olan 170.713,27 TL'sinin ödenmesinin istendiğini; Davalı satıcının İcra Hakimliğine müracaat ile araç iade edilmeden satış bedelinin istenemeyeceğinden bahisle icra takibinin iptalini talep ettiğini, İcra Hakimliğinin Yargıtay aşamasından da geçen kararıyla satışın iptaline değil, aracın iadesine kadar icranın durdurulmasına karar verildiğini, aracın müsaderesi ile ilgili Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesindeki uzun yargılama sürecinden sonra aracın üzerindeki el koyma kararının kaldırıldığını, üzerindeki el koyma kararının kaldırıldığı aracı Gümrükten alıp satıcıya iade etmek için aracı almaya hangi gün gideceklerinin satıcıya Noterden bildirildiğini ve Gümrükte hazır olmasının istendiğini ancak satıcının gelmediğini, Gümrük İdaresinden aracı almaya gittiklerinde aracın Gümrük İdaresince satıldığı ve kendilerine satış bedelinin ödeneceğinin bildirildiğini, satış bedelinin banka hesabına yatırılmasının istendiğini; Gümrük İdaresince... bank'taki banka hesabına aracın satış bedeli olarak gönderilen 78.682,35TL'nin kendileri tarafından, bankada, satıcının talep etmesi halinde derhal ödenmek üzere bloke altına alındığını, kendileri tarafından aracın satıcıya iade edilememesi nedeniyle durdurulmuş olan icra takibinin aracın Gümrük İdaresince satılmış olduğu ve iadesinin imkansızlaştığı, onun yerine ödenen 78.682,35-TL'nin satıcıya iadeye amade oldukları veya satıcı isterse bu bedelin alacaklı oldukları miktardan mahsup edilerek icraya devam olunması taleplerinin İcra Müdürlüğünce, satışın mahkemece durdurulduğu, ne şekilde devam edeceği konusunda mahkemeden karar alınması gerektiğine karar verildiğini; Kendileri tarafından İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesine müracaatla Borçlar Kanunun 79. maddesinde belirlendiği üzere sebepsiz iktisapta iade borcunun kapsamı hükümleri uyarınca aracın iadesinin, borçlarının ifası aracın satılması nedeniyle imkansızlaştığından satış neticesi elde etmiş oldukları bedele dönüştüğünün ve artık satıcıya bu bedeli iade etmelerinin gerektiğinin tespiti ile icranın bu şekilde devamına karar verilmesinin talep edildiğini; Davalı satıcının açılan bu davaya karşı icra takibi dayanağı Ticaret Mahkemesinin kararındaki davacı ediminin dar yetkili İcra Hukuk Mahkemesinden talep edilmeyeceği, talebin yargılamayı gerektirdiği, Asliye Hukuk ve /veya Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanında olduğu itirazında bulunulduğunu, İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/576 E. 2014/1176 K. sayılı hükümde ihtilafın İcra İflas Kanunu hükümleri ile değil dava açılması halinde sebepsiz zenginleşme kuralları gereği genel mahkemede çözümlenmesi gerektiğine karar verdiğini ve Ticaret Mahkemesine dava açılarak önceden açılan ve taraflar arasındaki satış sözleşmesinin iptali ile araç için ödenen 170.713,27 TL bedelin davalı satıcıdan alınarak davalı alıcıya verilmesine ve aracın da davalı satıcıya iadesine ilişkin karara konu iade yükümlüğünün ifa imkansızlığı nedeniyle kapsamının değiştiğinin ve kanun gereği araç yerine ellerine geçen kaim değere dönüştüğünün tespit ve kabul edilerek icranın devamına karar verilmesinin talep edildiğini, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/252 Esas sayılı kararı ile; "İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 201/06/2011 tarih 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı karar ile iadesine karar verilen ... plakalı ... marka aracın Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı İstanbul Gümrük ve Ticaret Müdürlüğü Bakırköy Tasfiye İşletme Müdürlüğü tarafından 05/07/2013 tarihinde 5607 sayılı yasa kapsamında satılmış olması nedeniyle davacının anılan hükümle öngörülen iade yükümünün fiilen imkansız hale geldiğini ve anılan hüküm ile öngörülen iade yükümünün aracın satış bedeli nedeniyle gümrük idaresince davacının hesabına yatırılan 73.398,38 TL'nin iade yükümüne dönüştüğünün tespitine" karar verildiğini, Açılan bu davada taleplerinin söz konusu tespitin yanı sıra, icranın devamına karar verilmesi olduğunu, zira, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararına ilişkin İstanbul ... İcra Dairesi’nin ... E. sayılı dosyasında açılan icra takibi hakkında, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin aracın teslimine ilişkin hususun çözülmesine kadar takibin durdurulmasına karar verildiği cihetle, müvekkilinin iade yükümlülüğünün kaim değere dönüştüğünün tespitine karar verilmesinin yanında icra takibinin devam etmesine engel teşkil eden husus karara bağlandığı için, icranın devamına da karar verilmesinin gerekli olduğunu, bu sebeple, esasen müvekkili ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin tespite ilişkin, HMK m. 106 hükmüne uygun şekilde bu kapsamda verilen kararın, aynı zamanda icranın devamı doğrultusundaki talepleri uyarınca icranın devamı kararını da ihtiva etmesi gerektiğini beyanla İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/252 E. 2021/471 K. Sayılı hükmünde takibin devamı yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair kısmın kaldırılarak icranın devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davayı açmakta hukuki yarar olmadığını, davanın bir alacak davası gibi açıldığını, buna göre harç yatırıldığını, Mahkemece de satım sözleşmesinden kaynaklanan bir alacak davası olarak nitelendirildiğini, fakat dava dilekçesindeki birinci talebin bir "tespit" talebi olduğunu, ikinci talebin "İcranın devamına karar verilmesi" talebi olduğunu, Mahkemece davacıdan, bu çelişkili durumun netleştirilmesi ve "ne talep edildiğinin" açıklanmasının istendiğini, davacının yaptığı açıklamaya göre aynen "Huzurdaki dava bir eda davası değil tespit davasıdır" denildiğini, talebin açık ve net olduğunu, tespiti talep edilen hususun ise "yükümlülüğümüzün kapsamının değiştiği ve kanun hükmü gereği o'nun yerine kaim olan değerinin ( yani gümrük müdürlüğünce davacıya ödenen 78.682,35-Tl'sının) iade edilmesi yükümlülüğüne dönüştüğün tespiti" şeklinde olduğunu, böyle bir talebin, tespit davasının konusu olamayacağını, aksi takdirde kesinleşmiş bir mahkeme kararının, kesinleşmiş bir eda hükmünün, başka bir mahkeme tarafından, tespit hükmüyle değiştirilmesi sonucunu doğuracağını; HMK'nın 106/1. maddesinin "Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir" hükmünü içerdiğini, davacının, tespit talebinin yanında ikinci bir talepte bulunduğunu, bunun "icranın devamına karar verilmesi" talebi olduğunu, bu talebin de açık ve net olduğunu, burada da davacının, bir tespit hükmüyle, kesinleşmiş İcra Mahkemesi kararının kaldırılmasını istediğini, halbuki tespit hükmünün, niteliği gereği cebri icraya konu edilemeyeceğini, HMK'nın 106/2. maddesinin; "Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır" hükmünü taşıdığını, bu sebeple de eda davası açılabilecek hallerde, tespit davası açmakta hukuki yarar olmadığını; Taraflar arasında, araç alım satımı olduğunu, araca haksız yere el konulduğunu, Gümrük Müdürlüğüne gönderildiğini, sonra müsadere talebinin reddedildiğini, aracın sahibi olan ... A.Ş. yetkilisine veya avukatına iadesine karar verildiğini, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin satış sözleşmesini iptal ettiğini, tarafların birbirlerinden aldıklarını iade etmelerine karar verdiğini, daha sonra Gümrük Müdürlüğünün aracı sattığını, bu aşamadan sonra davacının edimini yerine getirmesinin imkansızlaştığını, davalının edimini yerine getirmesinin de (aracın iadesi şartına bağlı olduğu için) imkansızlaştığını, bu sebeple, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararının infazının artık mümkün olamadığını, aracın Gümrük Müdürlüğünce satışından sonra edimlerin imkansızlığı sebebiyle artık yeni bir hukuki ve fiili durum doğduğunu; Bu yeni durumda davacının yapması gerekenin, uğradığı zararın tazmini için, eğer müvekkilini sorumlu görüyorsa müvekkiline karşı, haksız el koyma sebebiyle devleti sorumlu görüyorsa devlete karşı, hukuka aykırı satış sebebiyle gümrük idaresini sorumlu görüyorsa ona karşı eda davası açmak olduğunu, müvekkiline karşı dava açarsa ve müvekkilinin de kusurlu olmadığını düşünürse, o zaman da esas sorumlulara karşı rücu imkanına kavuşabileceğini, öyle bir davada, zararın miktarı, zararı doğuran sebep, zarara yol açan kişi, tarafların ve üçüncü kişilerin kusur durumunun değerlendirileceğini, icabında TBK 51 ve 52. maddelerin uygulanacağını ve ancak ondan sonra tarafların borcunun niteliği, kapsamı ve miktarının belirlenebileceğini ve hüküm altına alınabileceğini, ancak davacının, böyle bir davada kendi kusurunun da değerlendirileceğini bildiği için eda davası açmaktan kaçındığını, hukukumuzda hiç bir şekilde yeri olmayan huzurdaki talepte bulunduğunu; Davacının karşılıklı edimlerin imkansızlaşması sebebiyle uğradığı zararın karşılanması amacıyla bir eda davası açmak yerine, bir tespit davası açtığını ve tespit hükmü ile daha önceki icra dosyasını devam ettirmeyi amaçladığını, halbuki icra dosyasında bulunan İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesinin kararında, "davacının kendi edimini yerine getirmeden o takibi devam ettiremeyeceği, edimin imkansızlaşmasında davalının kusurunun olmadığı, davacının bir talebi var ise sebepsiz zenginleşmeye ilişkin iddiaların genel mahkemede açılacak dava ile çözümlenmesi gerektiği"nin hüküm altına alındığını, bu kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini; Bir eda davası ile yargılama yapılmadan, artık icrası imkansız hale gelmiş bir mahkeme kararının, bir tespit hükmü ile değiştirilmesinin mümkün olmadığını, bu sebeplerle tespit davası açmakta hukuki yarar olmadığını, davanın öncelikle bu sebeple reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin kanuna aykırı olduğunu; Bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, dava bir eda davası olmadığı halde, taraflar arasındaki esas alacak-borç ilişkisinin irdelenmesine yönelik alınan bilirkişi raporu ile kendileri tarafından mahkemeye sunulan uzman görüşünde tamamen farklı sonuçlara ulaşıldığını, Mahkemece, bu çelişki giderilmediği gibi neden uzman görüşüne itibar edilmediğine ilişkin bir gerekçe de gösterilmediğini, HMK'nın 27/2 c maddesine aykırılık oluştuğunu; Karardaki harç ve vekalet ücretinin de kanuna aykırı olduğunu, davanın bir tespit davası olduğu halde harç ve vekalet ücretinin sanki bir eda davasıymış gibi hesaplanarak hüküm altına alındığını, hem de tespitine karar verilen değer üzerinden değil, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hüküm altına alındığını beyanla Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasındaki alım satım sözleşmesine konu aracın ayıplı olduğu iddiası ile açılan davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 201/06/2011 tarih, 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı kararı ile; "davanın kabulüne ve davaya konu aracın davalı tarafa teslimi ile 170.713,27 TL araç bedelinin 26/03/2008 temerrüt tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile davalıya iadesine" dair verilen hükümde yer alan aracın iadesi yükümlülüğünün; aracın Gümrük Müdürlüğünce satılmış, iadesinin imkansızlaşmış ve bedel iadesi için davalı hakkında başlatılan icra takibi mahkeme kararı ile aracın iade edilmesine kadar durdurulmuş olduğundan, satış bedelinin iadesine dönüştüğünün tespiti ve icra takibinin devamına karar verilmesi taleplerine ilişkindir.Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile aracın iadesi yükümlülüğünün satış bedelinin iadesine dönüştüğünün tespiti talebinin kabulüne, icra takibinin devamına karar verilmesi talebi yönünden ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; dava ile aracın iadesi yükümlülüğünün gümrük müdürlüğünce satış bedelinin iadesine dönüştüğünün tespiti talebi yanında icra takibinin devamına karar verilmesinin de talep edildiği, icra takibinin Mahkeme kararı ile aracın iadesi konusunun çözülmesine kadar durdurulduğu, ilk talebin kabulü ile takibin de devamına karar verilmesi gerektiğine; Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davanın bir eda davası değil tespit davası olduğu ve davacının talebinin tespit davasına konu olamayacağı, aksi takdirde kesinleşmiş bir eda hükmünün, başka bir mahkeme tarafından verilen tespit hükmü ile değiştirilmiş olacağı ve bu durumun usule aykırı olduğu, aracın Gümrük Müdürlüğü tarafından satışı ve dolayısıyla edimlerin imkansızlığı nedeniyle yeni bir fiili durum oluştuğu, bu durumda davacının, bir zarar iddiası var ise bu zarardan sorumlu olduğunu düşündüğü kişi aleyhine tazminat davası açması gerektiği, tespit davası açılmasında herhangi bir hukuki yararın bulunmadığı, Mahkemece bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmediği, uzman görüşüne itibar edilmeme gerekçesinin açıklanmadığı, kararda eda hükmü verilmiş gibi ve hüküm altına alınan bedel üzerinden değil dava dilekçesinde gösterilen bedel üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğuna ilişkindir. Dosya kapsamından; davacının, davalı aleyhine İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2008/213 Esas sayılı dosyası ile açtığı davada; davalıdan satın almış olduğu ... marka arazi aracına, gümrük vergisinin usulüne uygun şekilde ödenmediğinden bahisle el konulduğu ve aracın hukuki ayıplı olduğundan bahisle sözleşmenin feshi ile ödenen bedelin iadesini talep ettiği, Mahkemece 2008/213 Esas ve 2011/381 Karar sayılı karar ile davanın kabulüne karar verildiği ve kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, davacının söz konusu kararı İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibine koyduğu, bunun üzerine davalının, davacı tarafından ilama dayalı takip başlatıldığı ancak mahkemece verilen kararda aracın tarafına iadesine karar verildiği, icra dairesince aracın iade edilip edilmediği araştırılmadan ödeme emri çıkarıldığı iddiası ile İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2011/1127 Esas sayılı dosyası ile açtığı davada takibin iptalini talep ettiği, anılan Mahkemece 2011/1127 Esas ve 2011/1465 Karar sayılı karar ile, davanın kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, kararın bu davanın davacısının temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2012/28981 Esas ve 2013/3103 Karar sayılı kararı ile; davacının kendisine yüklenen edimi ifa etmeden takibin devamını talep edemeyeceği, bu nedenle takibin davacının edimini yerine getirinceye kadar durdurulması gerektiği gerekçesi ile ve hükümde yer alan takibin iptali sözcüklerinin takibin durdurulmasına şeklinde düzeltilmesi ile onanmasına karar verildiği, Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2008/499 Esas ve 2008/925 Karar sayılı, 01/12/2008 tarihli kararı ile dava konusu aracın müsaderesi talebinin reddine dair temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği, kararın Gümrük Müdürlüğünce temyiz edildiği ve Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 23/10/2013 tarihli kararı ile temyiz talebinin reddine karar verildiği, bundan sonra davacının Gümrük Müdürlüğü'ne yaptığı 27/03/2014 tarihli başvuruya cevaben, aracın 05/07/2013 tarihinde satıldığı ve satış bedelinin emanete alındığının bildirildiği, aracın toplam 203.029,47 TL bedelle satıldığı ve ÖTV ile vesair giderlerin mahsubu ile kalan 73.393,38 TL satış bedelinin davacı adına açılan hesaba yatırıldığı, davacının 16/04/2014 tarihinde ilamın icrası için başlatılan İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı icra takip dosyasında; aracın satılması ve iadesinin imkansızlaşmış olması sebebiyle TBK'nın 136. ve 79. maddeleri uyarınca Gümrük Müdürlüğünce tarafına yapılacak ödemeyi davalıya vermeye hazır olduğunu beyan ederek davalı borçlunun mallarına haciz işlemi uygulanmasını talep ettiği, Dairece talebin, icra takibinin durduğu ve Müdürlükçe devamına karar verilemeyeceği gerekçesi ile reddedildiği, davacının İcra Müdürlüğünün bu kararının iptali için İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/576 Esas sayılı dosyası ile şikayet davası açtığı, Mahkemece 2014/576 Esas, 2014/1166 Karar sayılı ve 15/10/2014 tarihli karar ile; "aracın satılmış olmasının, davacının iade yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı, İİK'nın 24. maddesi gereğince davacının, aracın rayiç değerini icra dosyasına bildirerek ve gerekirse yatırması halinde takibe devam edebileceği, var ise sebepsiz zenginleşmeye ilişkin iddiaların genel mahkemede açılacak dava ile çözümlenmesi gerektiği, icra müdürlüğü kararının dosya kapsamına uygun olduğundan bahisle" şikayetin reddine karar verildiği, kararın temyiz incelemesi neticesinde onanarak 11/09/2017 tarihinde kesinleştiği, davacının, davalıya gönderdiği 21/05/2014 tarihli Noter ihtarnamesi ile araç bedelinin alınması için 28/05/2014 tarihinde Gümrük Müdürlüğüne başvuru yapılacağını, alınacak bedelin davalıya verilmesi ile karşılık alacaktan mahsup edileceğini bildirdiği, davalı tarafından bu ihtarnameye cevap verilmediği, sonuç olarak kesinleşmiş mahkeme kararı ile hukuki ayıplı olduğu tespit edilerek, satış bedelinin davacıya iadesine karar verilen aracın Gümrük Müdürlüğünce satılmış olması sebebiyle davalıya iadesinin mümkün olmadığı, aracın davacının herhangi bir kusuru olmaksızın Gümrük Müdürlüğünce satıldığı, zira Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin aracın müsaderesi talebinin reddi kararının temyiz yolu açık olmak üzere verildiği ve temyiz incelemesinin aracın satış tarihinden sonra tamamlandığı, bu şekilde aracın iadesine dair yükümlülüğün, Gümrük Müdürlüğünce satışı sonrası davacıya ödenen net satış bedelinin iadesine dönüştüğü, söz konusu bedelin davacı tarafça davalıya ödenmek üzere banka hesabında tutulduğu, her ne kadar kesinleşmiş İcra Hukuk Mahkemesi kararı ile, İİK'nın 24. maddesi uyarınca davacının, icra dosyasına aracın rayiç değerini yatırarak takibin devamını sağlayabileceği hüküm altına alınmış ise de, davacının aracın rayiç değerini değil, Gümrük Müdürlüğünce satışından kalan net satış bedelinin iadesi ile yükümlülüğünü ifa etmiş sayılmasına karar verilmesini talep ettiği, bu talebin de daha önce icra dairesince reddedildiği, dolayısıyla davacının karardan sonra ortaya çıkan fiili imkansızlık nedeniyle davalıya iade edilecek bedelin ne olduğu ve İİK'nın 24. maddesinin mevcut durumda ne şekilde uygulanacağının tespit edilmesi talebi ile bu davayı açmasında hukuki yararının bulunduğu, takip hukuku ile ilgili verilen kararların maddi hukuk anlamında kesin hüküm teşkil etmeyeceği, kendi içerisinde hüküm doğuracağı, davacı tarafından murazanın giderilmesi için bu davanın açılabileceği, kesinleşmiş mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına yönelik bir talebin söz konusu olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmeden dönüldüğü ve davacının aracın satışında herhangi bir kusuru olmadığından TBK'nın 79. maddesi uyarınca Gümrük Müdürlüğünce satıştan kalan ve kendisine verilen 73.398,38 TL satış bedelini davalıya iade etmekle yükümlülüğünü ifa etmiş olacağı, bu itibarla Mahkemece davacının aracın iadesi yükümlülüğünün 73.398,38 TL bedelin iadesine dönüştüğünün tespitine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalının aksi yöndeki tüm istinaf sebeplerinin haksız olduğu, takip hukuku içerisinde değişen durum ve koşullara göre her zaman yeniden talepte bulunulabileceği ve bu taleplerle ilgili karar verilebileceği, dolayısıyla davacının verilen tespit hükmünün kesinleşmesini takiben tespit edilen bedeli icra dosyasına yatırarak veya kendisine Gümrük Müdürlüğü'nce ödenen bedelin ödendiği tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte rayiç değer olarak kabulü ile yapılacak kapak hesabından mahsubunu talep ederek takibin devamını sağlayabileceği, icra dairesince aksi yönde bir işlem yapılması halinde takip hukuku ile ilgili yasal yollara başvurabileceği, dolayısıyla Mahkemece takip hukuku ile ilgili olan takibin devamına karar verilmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf başvurusunun haksız olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan davanın aracın iadesi yükümlülüğünün, kaim değerinin iadesi yükümlülüğüne dönüştüğünün tespitine yönelik olması ve aracın bilinen değerinin satım bedeli olması sebebiyle davacı tarafından dava dilekçesinde dava değerinin doğru şekilde aracın satış bedeli olarak davalıya ödenen 170.713,27 TL olarak gösterildiği, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olduğundan karar ve ilam harcı ile davalı aleyhine hükmedilecek vekalet ücretinin gösterilen dava değeri üzerinden belirlenmesinin doğru olduğu, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebinin haksız olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 161,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 454,00 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 11.661,42 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 2.915,35 TL harcın mahsubu ile bakiye 8.746,07 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20/03/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.