İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi E.2021/460 K.2023/1560
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/460
KARAR NO : 2023/1560
KARAR TARİHİ : 19/09/2023
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/11/2020
NUMARASI : 2020/149 Esas 2020/723 Karar
DAVANIN KONUSU : Tanıma Ve Tenfiz
BAM KARAR TARİHİ : 19/09/2023
KARAR YAZIM TARİHİ : 19/09/2023
Davalı vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin tekstil ürünlerinin satışıyla iştigal eden Alman uyruklu bir şirket olduğunu, davalı şirketin ise ... Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde kaydı bulunan ve tekstil ürünleri üretimiyle iştigal eden Türkiye uyruklu bir şirket olduğunu, davalı şirket tarafından taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan bir uyuşmazlıktan dolayı 2016 senesinde müvekkili şirket aleyhine Almanya Federal Cumhuriyeti, Bayreuth Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde alacak davası açıldığını, söz konusu Alman mahkemesi tarafından görülen 13 HK O 20/16 E. Sayılı bu dosyada yapılan yargılama neticesinde davalı ...'in müvekkili aleyhine açmış olduğu davasının mahkemece esastan reddedildiğini, işbu davanın reddine dair Alman mahkemesi kararın İstinaf ve temyiz süreçlerinin akabinde kesinleştiğini, ilgili kararlara kesinleşme şerhi ve Apostille alındığını, davanın reddi sebebiyle davalı aleyhine ve müvekkili lehine olacak şekilde kanuni vekalet ücreti ile sair yargılama giderlerine hükmedildiğini, Alman medeni yargılama usulünde vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ayrı birer karar olarak hükmedildiğini, belirli bir alacak hakkındaki hükmün tenfizi talep edildiğinden mahkemece tayin edilecek olan nispi harç süresi içinde taraflarınca ikmal edileceğini belirterek; Alman Federal Cumhuriyeti- Bayreuth Asliye Ticaret Mahkemesi'nin -13HK O 20/16 E. Sayılı ve 12/06/2019 tarihli, -13 HK O 20/16 E. Sayılı ve 20/05/2019 tarihli, -13 HK O 20/16 E. Sayılı ve 12/06/2019 tarihli ve -13 HK O 20/16 E. Sayılı ve 14/10/2019 tarihli kararların tanınmasına ve tenfizine, dava değeri üzerinden hesaplanacak nispi vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin de davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; Almanya Bayreuth mahkemesinde verilen kararın davanın esasına ilişkin verilen ve bu kararın temyizi neticesinde verilmiş olan yüksek mahkeme kararı olmadığını, sadece bu yargılamadan kaynaklanan masrafların hesap edildiği usuli işlemleri içeren ek kararlar niteliğinde kararlar olduğunu, davacının esas yargılama konusu kararın tenfizini talep etmediğini belirterek; davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur.
MAHKEMECE: "...Taraflar arasındaki uyuşmazlık ön inceleme duruşmasında; " davacı ile davalı tarafın Almanya Federal Cumhuriyeti Bayreuth Asliye Mahkemesi'nin 13 HK O 20/16 numaralı dosyasına ilişkin yargılama gideri, masraflar ve vekalet ücretine ilişkin vermiş olduğu 12/06/2019-20/05/2019-12/06/2019-29/08/2019 tarihli kararlarının tanıma ve tenfize konu olup olmayacağı kamu düzenine aykırı bulunup bulunmadığı hususlarında uyuşamadıkları" şeklinde belirlenmiştir.
Tanıma ve tenfizi istenen Almanya Federal Cumhuriyeti Bayreuth Asliye Mahkemesi'nin 13 HK O 20/16 sayılı kararı ile bu karara ilişkin verilen masrafa dair kararların apostil şerhli örnekleri ile noter tasdikli yeminli tercümeleri mahkememize sunulmuştur.
Söz konusu mahkeme kararı incelendiğinde davalı ..... Ltd. Şti tarafından davacı ... karşı alacak davası açıldığı alacak davasının mahkeme tarafından reddedildiği redde ilişkin kararın kesinleştiği ve yine söz konusu dava nedeniyle yapılan yargılama giderleri ile vekalet ücretine ilişkin verilen kararlarında kesinleştiği anlaşılmıştır.
Hukuk usulüne dair La Haye anlaşmasına taraf ülke mahkemelerinden verilen masraf kararları anlaşmanın 19. maddesinde ön görülen şartlar çerçevesinde tenfiz edilebilir. Anlaşmanın 19. maddesine göre akit devlet mahkemelerinden yargı giderlerine ilişkin verilen kararlar :
1-Kararın verildiği ülke hukukuna göre gerçek bir mahkeme kararı olduğu yani kararın hakikiliği ispat edilmiş ise,
2-Karar verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş ise ve,
3-Karar tenfiz talebinin ileri sürüldüğü ülkenin resmi diline usulüne uygun şekilde tercüme edilip tasdik edilmiş ise tenfiz edilecektir.
Mahkeme bu üç şart dışında herhangi bir tenfiz şartı aramayacaktır. ( Prof. Dr Cemal ŞANLI Milletlerarası Özel Hukuk Sayfa 449-450 )
Tanıma ve tenfizi istenen mahkeme kararları incelendiğinde söz konusu kararlarda kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı bir husus olmadığı anlaşılmakla, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. gerekçesi ile;
"Davanın Kabulü ile; Almanya Federal Cumhuriyeti Bayreuth Asliye Mahkemesinde açılan davada tesis edilen 12/06/2019 tarih 13 HK O 20/16 numaralı, 20/05/2019 tarih 13 HK O 20/16 numaralı, 12/06/2019 tarih 13 HK O 20/16 numaralı, 29/08/2019 tarih 13 HK O 20/16 numaralı, dört adet kararın tanınması ve tenfizine," şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin vermiş olduğu tanıma ve tenfiz kararına gerekçe olarak Hukuk Usulüne Dair La Haye Anlaşmasının 19. Maddesini gösterdiğini, bu hususun kabulünün mümkün olmadığını, zira yabancı mahkeme masraf tespit kararlarının dayanağı olan ve işbu davada konu dahi edilmemiş asıl karar kamu düzenine açıkça aykırı olduğundan, yan karar niteliğindeki masraf tespit kararlarını tanınması ve tenfizine dair kurulan hükümün hukuka aykırı olduğunu, tanıma ve tenfizi istenen kararların dayanağı olan asıl kararlar işbu davanın konusu dahi olmadığından ilk derece mahkemesinin bu hususta bir değerlendirme yapmadığını, davacının esas yargılama konusu kararın tenfizini talep etmediğini, Alman Mahkemesi’nin usulen verdiği, avukatlık ücret hesaplamalarının tenfizini talep ettiğini dosya kapsamında ikrar ettiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava: yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi istemine ilişkindir.
HMK'nun 355. Maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlarda res'en gözetilerek yapılmıştır.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, m. 50).
Kesinleşmiş karara ilişkin tenfizin şartları ise 5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde gereğince; kararın verildiği devlet ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklılık bulunması, kararın münhasıran Türk mahkemelerinin yetkisine giren bir konuda verilmemiş olması, kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması, o yer kanunları uyarınca kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması gerekir.
Yargıtay HGK nun 03.06.2021 tarih 2017/11-52 esas, 2021/671 karar sayılı kararında şu şekilde tespitler yapılmıştır:".... 13. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50/1 maddesinde yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için gerekli olan ön şartlar; “yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için tenfizi talep edilen kararın yabancı bir mahkemeden verilmiş karar olması, kararın hukuk davalarına ilişkin olması ve yabancı mahkeme kararının verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması gerekmektedir.
14. Yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Tenfiz istemi görevli ve yetkili mahkemeye verilecek bir dilekçe ile olur (MÖHUK, m. 52). Bu dilekçeye; yabancı mahkeme ilâmının ve bu ilâmın kesinleştiğine ilişkin belgenin, o ülke makamlarınca usulen onanmış aslının veya onaylı sureti ile bu belgelerin onanmış tercümelerinin eklenmesi zorunludur (MÖHUK, m. 53).
15. Yabancı mahkeme kararlarının tenfiz edilebilmesi için MÖHUK’nın 50. maddesinde aranan ön şartların yanında ayrıca MÖHUK’nın 54. maddesinde, tenfiz kararı verilebilmesi için gerekli olan asli şartlar düzenlenmiş olup, anılan madde aynen;
“Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması” hükmünü haizdir.
16. Buna göre yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için birinci şart “karşılıklılık” ilkesidir. Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfiz edilebilmesi için kararın verildiği devletle Türkiye arasında ya ilamların tenfizine dair bir anlaşma (akdi karşılıklılık) veya o devlette Türk mahkeme kararlarının tenfizine imkân veren kanun hükmünün (hukukî karşılıklılık) ya da fiili uygulamanın (fiili karşılıklılık) bulunması gerekir. Yabancı mahkeme kararının verildiği devletin federal yapıda olması hâlinde MÖHUK’nın 54/a maddesi anlamında karşılıklılığın federal devlet ile değil, kararı veren mahkemenin bulunduğu federe devlet ile Türkiye arasında aranması gerekir.
17. MÖHUK’nın 54/b maddesi gereğince yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlardan ikincisi, kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmamasıdır. MÖHUK’nın 54/b maddesinde yer alan “ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde” ibaresi yabancı mahkemenin yetkisinin, milletlerarası usul hukukunun genel kabul gören yetki kurallarının dışında, kabul edilmesi mümkün olmayan bir şekilde oluşmuş olmasını ifade etmektedir. Bu durumda yabancı mahkemenin yetkisi “aşkın yetki” olarak karşımıza çıkmaktadır. Tenfiz mahkemesi yabancı mahkemenin yetkisinin Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girip girmediğini resen incelerken, yabancı mahkemenin yetkisinin aşkın yetki hâli olup olmadığının incelenmesi ise davalının bu konuda itiraz etmiş olmasına bağlıdır.
18. Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan üçüncü şart ise MÖHUK’nın 54/c maddesi gereğince, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamasıdır. Kamu düzeni kavramı, yabancı hukukun uygulanmasına engel olan bir kural olarak MÖHUK’nın 5. maddesinde ele alındığı gibi, yabancı mahkeme hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde de tanıma ve tenfiz engeli olarak MÖHUK’nın 54/c maddesinde düzenlenmiştir. Bu durumda kamu düzeni, yabancı hukukun uygulanmasını engellediği gibi aynı sebeplerden yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri önünde tanıma ve tenfizini de engellemektedir.
19. Bilindiği gibi kamu düzeni kavramı zamana ve yere göre değişen, içeriği ve sınırları kesin olarak çizilemeyen bir kavramdır. Kamu düzenini bir toplumun siyasi, sosyal, ekonomik ve hukukî açıdan temel yapısını ve temel menfaatlerini ilgilendiren kurallar teşkil etmektedir. Devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır. Bu esaslara göre Türk hukukunun temel ilkelerine, Türk adap ve ahlak anlayışı ile Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere aykırılık kamu düzenine aykırılık teşkil edecektir.
20. Kamu düzeni kavramı takdiri bir kavram olup sınırlarını kesin çizgilerle belirlemek mümkün değildir. Bu nedenle kamu düzeni benzer yönler olmakla birlikte, her ülkenin kendine özgü tarihsel, sosyal, ekonomik ve diğer koşulların oluşturduğu özel durumlar dikkate alınarak belirlenir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1973 tarihli ve 1973/609 E., 1973/959 K. sayılı kararı). Başka bir deyişle bir durumun kamu düzeni ile ilgisi ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve tarihsel gerçeklerine göre belirlenir; bu gerçekler durumun vazgeçilmezliğini, toplumsal yararını ve hukuk düzeninin korunmasına yönelik amacını ortaya koyuyorsa söz konusu durumun kamu düzeni ile ilgisi kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.12.1990 tarihli ve 1990/3-527 E., 1990/627 K. sayılı kararı).
21. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 E. 2012/1 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; kamu düzeni kavramının müdahale alanı, son derece geniş ve yoruma müsaittir. Türk kamu düzeninin ihlalini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlali hâlinde veya her emredici hükmü ihlal eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Zira iç hukuktaki kamu düzeni kavramı ile milletlerarası özel hukuk alanındaki kamu düzeni kavramı birbirinden farklıdır. İç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir.
22. Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında kararın içeriğinin kamu düzenine aykırı olup olmadığı değil, kararın Türkiye’de icra edilmesinin ve kararın icrasının sonuçlarının Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olup olmadığı incelenmelidir. Zira MÖHUK’da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, kararın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Aksi hâlin kabulü, tenfiz hâkimini, üst mahkeme görevini kendinde bulması şeklindeki bir sonuca götürecektir.
23. Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hâkim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır. Bu hususta MÖHUK’nın 54/c maddesinde kamu düzenine “açıkça” aykırılıktan bahsedilerek yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizinde kamu düzenine aykırılık hususunda hâkimlerin takdir yetkisi daraltılmaya çalışılmıştır. Bu itibarla tenfiz hâkimi, sırf Türk hukukundakinden farklı maddi ve usul kuralları uygulanarak verildiği için yabancı bir kararı kamu düzenine aykırı sayıp tenfizini ret edemez. Yabancı bir kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı sayılabilmesi için, kararda yer alan hüküm fıkrasının Anayasanın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine (vazgeçilmez prensiplerine), Türk toplumunun genel örf-adet ve ahlak telakkilerine aykırı olması gerekir (Şanlı, Cemal: Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul 2013, s. 486).
24. Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlal edilmiş olmamasıdır. MÖHUK’nın 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Görüldüğü üzere MÖHUK’nın 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkını ihlal eden diğer durumlar MÖHUK’nın 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabilecektir (Çelikel, Aysel/Erdem, B. Bahadır: Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul 2016, s. 706).
25. Görüldüğü üzere yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlar MÖHUK’da sınırlı bir şekilde sayılmış; hâkimin tenfiz kararını verirken, yabancı karara uygulanan hukukun doğru seçildiğinin, doğru uygulandığının, delillerin doğru takdir edildiğinin kısaca kararın esas yönünden doğruluğunun incelenmesini öngören “revision” sistemi Türk Hukuku’nda kabul edilmemiştir. Başka bir deyişle tenfiz davasına bakan Türk mahkemesi, yabancı mahkeme kararının doğru olup olmadığını denetleyemez veya uyuşmazlığın esası hakkında karar veremez. Yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru uygulayıp uygulamadığı, yabancı mahkemenin uyguladığı usul kurallarının veya maddi hukuk kurallarının Türk Hukuku ile uyumlu olup olmadığı tenfiz davası kapsamı dışında kalmaktadır.
26. Hemen belirtilmesi gerekir ki, yabancı mahkemece verilen dava masraflarına ilişkin masraf tespit kararları asıl kararın fer’isi niteliğinde olduğundan bu kararlara ilişkin tenfiz koşulları da asıl karara bağlı olarak incelenmelidir. Yabancı mahkemenin asıl kararı değil de sadece masraf tespit kararının tenfizinin talep edildiği durumlarda hem masraf tespit kararının hem de asıl kararın tenfiz şartlarının oluşup oluşmadığı incelenerek masraf tespit kararının tenfizi hakkında karar verilmelidir. Tenfizi talep edilmese dahi yabancı mahkemenin asıl kararının tenfiz şartları oluşmamış ise; örneğin yabancı mahkemenin asıl kararı Türk kamu düzenine açıkça aykırı ise masraf tespit kararının tenfizine de karar verilemeyecektir. Bununla birlikte dava masraflarına ilişkin yabancı mahkemenin masraf tespit kararları hakkında Türkiye’nin de taraf olduğu 01.03.1954 tarihli Usul Hukukuna Dair La Haye Sözleşmesi’nin 19. maddesi gereğince “tarafların dinlenmesi” şartı aranmadığı için yabancı mahkemenin masraf tespit kararlarının tenfizinde MÖHUK’nın 54/ç maddesi gereğince savunma hakkının ihlal edilmiş olup olmadığı incelenmeyecektir.
27. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tenfizi talep edilen yabancı mahkeme kararlarının masraf tespitine ilişkin kararlar olduğu, asıl kararın fer’isi niteliğinde olan masraf tespit kararlarının tek başına MÖHUK’da belirtilen tenfiz şartlarını taşıdığı, bu hususlarda mahkeme ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlığın bulunmadığı, uyuşmazlığın ise tenfizi talep edilmeyen yabancı mahkeme asıl kararının, sınai mülkiyet haklarına ilişkin ülkesellik ilkesi gözetildiğinde, Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
28. Belirtilmelidir ki; fikri mülkiyet haklarında ülkesellik ilkesi bu haklar ile bulundukları ülke arasında oluşan bağı ifade etmektedir. Ülkesellik ilkesi gereğince her ülke maddi ve şekli (tescil gibi) koşulları yerine getirmek kaydıyla fikri mülkiyet haklarını kendi ülkesinin sınırları içerisinde korumaktadır. Aynı şekilde her devlet sadece kendi ülkesi içindeki ihlallerde hak sahiplerinin, kendi ülkesinde tanınan hukuk yollarını kullanmasına imkan vermektedir. Örneğin bir patent başka bir ülkede tescilli olmakla birlikte Türkiye’de tescilli değilse patent sahibi 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (551 sayılı KHK) korumasından yararlanamayacak; bu patentin Türkiye’de kullanılmasını yasaklayamayacaktır. 551 sayılı KHK korumasından yararlanabilmesi için mutlaka patentin Türkiye’de tescil edilmesi gerekir. Ülkesellik ilkesi devletin egemenlik haklarının bir sonucu olarak kamu düzeniyle doğrudan ilgilidir.
29. Davacı vekili tarafından davalı şirkete ait Türkçe ve İngilizce tasarlanan internet sitesinde tanıtımı yapılan ürünlerin müvekkilinin Almanya’da tescilli patentine tecavüz edildiği ileri sürülerek Almanya mahkemelerinde patente tecavüzün men’i davası açıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu masraf tespit kararlarının da ilişkin olduğu Düsseldorf Yüksek Asliye Mahkemesinin 14.04.2010 tarihli ve I-2 U 75/07 - 4a O 374/05 sayılı asıl kararında; davalı şirketin sitesinde yer alan reklamlarda en azından teklif yapıldığı, reklamın İngilizce yapılmış olmasının burada rol oynamayacağı, zira Almanya’da İngilizce yazılmış olan metni sorunsuz anlayabilen muhtemel ilgililerin bulunduğu, internet sitesinde Almanya’ya “geçici” olarak sevkiyat yapılmadığına dair ibare yer alsa da bu ibarenin esasen yurtdışına sevkiyat yapma niyetinde olduğunun kanıtı olduğu, internette doğrudan sipariş verme imkânı olmasa da reklamlarda davalı şirket ile temasa geçilerek sipariş verilebileceğinin belirtildiği gerekçesiyle davalıların eyleminin patente tecavüz teşkil ettiği kabul edilerek patente tecavüzün men’ine karar verilmiştir. Mezkur kararda, davalıların internette yaptığı reklamlar, Almanya’da ika edilmiş eylemler olarak kabul edilmiş ve buna göre davalıların eyleminin Almanya’da tescilli davacıya ait olan patente tecavüz niteliğinde görülmüştür. Bu hâliyle yabancı mahkeme kararında fikri mülkiyet haklarına ilişkin ülkesellik ilkesine riayet edilerek, kendi ülkesinde tescilli patente dayalı olarak yine kendi ülkesinde bir koruma hükmü kurulmuştur.
30. Davacı vekili tarafından söz konusu yabancı mahkemenin asıl kararının tenfizi talep edilmemiş sadece bu kararın fer’isi niteliğinde olan ve aynı mahkemece verilen masraf tespit kararlarının tenfizi talep edilmiştir. Yukarıda da bahsedildiği üzere revision yasağı kapsamında yabancı mahkeme kararının içeriğine girilmesinin mümkün olmaması karşısında yabancı mahkemenin asıl kararı Almanya’da tescilli patent hakkına ilişkin olarak yine Almanya içinde bir koruma sağlamakta olup ülkesellik ilkesiyle çelişen bir yön bulunmamaktadır. Zira masraf tespit kararlarının tenfizi hâlinde dahi davalılar tarafından davacıya ait patent, Türkiye’de rahatlıkla kullanılabilecek; tenfiz kararı davalıların kullanımını engellemeyecektir. Bu itibarla yabancı mahkemenin asıl kararının ülkesellik ilkesini ihlal etmediği ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı, kamu düzeni bakımından dava konusu masraf tespit kararlarının tenfizine engel bir hâlin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmelidir. "
Somut olayımızda da asıl kararının tenfizi istenmemiş, asıl kararın fer'isi niteliğinde olan yargılama giderlerine ilişkin kararların tanınması ve tenfizi istenmiştir. Dolayısıyla yukarıdaki HGK kararında da belirtildiği üzere tenfizi istenen kararların dayanağı olan asıl karar ile ilgili tenfiz koşullarının mevcut olduğu, tenfizi istenen kararlar ile ilgili de tenfiz koşullarının sağlandığı kanaatine varılmıştır.
Tüm bu bilgiler ışığında; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; tenfize konu yargılama giderlerine ilişkin kararların ve bu kararların dayanağı olan 06.07.2017 tarih 13 HK O 20/16 sayılı asıl kararın Möhuk 54. Maddesindeki tenfiz koşullarını taşımasına, kamu düzenine aykırı bir husus bulunmamasına göre davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar karar verilerek, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/11/2020 tarih, 2020/149 Esas ve 2020/723 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 7.346,06 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 1.837,00 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 5.509,06 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 19/09/2023