Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi E.2025/541 K.2025/672

🏛️ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/541 📋 K. 2025/672 📅 04.06.2025

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2025/541 - Karar No:2025/672
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/541
KARAR NO : 2025/672
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ : 17.03.2025
NUMARASI : 2024/783 E
DAVANIN KONUSU : Tenfiz (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
TALEP KONUSU : Nispi Harç ve Teminat Yatırılması
KARAR TARİHİ : 04.06.2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 04.06.2025
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan tenfiz talepli davada mahkemece verilen ara kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili: Müvekkili şirketin Cezayir ülkesinde inşaat işleri alanında faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin de merkezinin Türkiye’de bulunması ile birlikte Cezayir ‘de inşaat işleri alanında faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin ekte örneği sunulan Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Annaba Yargı Meclisi Ticaret Dairesinin 23/02194 Esas, 24/00406 Fihrist nolu kararı içeriğinden de anlaşılacağı üzere davalı şirketten alacaklı olduğunu, söz konusu karara göre davalının müvekkili şirkete 79.813.339,16 Cezayir Dinarı borcu, 500.000,00 Cezayir Dinarı zarar tazminatı, 347.000,00 Cezayir Dinarı tutarında yargılama gideri borcu olduğunu, Türkiye ile Cezayir arasında hukuki ve ticari konularda adli yardım sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin 2. maddesine göre akdin tarafların her birinin vatandaşları, yabancı oldukları veya ülkede yerleşmiş olmamaları yahut ikametgahlarının bulunmaması gibi herhangi bir sebeple ne kefalet vermeye ne teminat yatırmaya tabi tutulmayacaklarını, bu sözleşmeye göre müvekkilinin her ne kadar Cezayir merkezli olsa da teminat gösterme zorunluluğundan muaf tutulacağını, davalının Cezayir’deki menkul ve gayrimenkul mallarını elden çıkardığını, alacağın bu ülkede tahsil imkanı kalmadığını, haricen edinildiği kadarıyla davalının Türkiye’de mallarını da eksiltme girişimleri içerisinde olduğunu, bu itibarla İcra İflas Kanunun 257. maddesi doğrultusunda davalının borca yetecek miktarda menkul, gayrimenkul ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına ihtiyati haciz şerhi işlenmesini talep ettiklerini, ihtiyati haciz taleplerinin reddine karar verilmesi halinde ise mevcut durumda meydana gelebilecek değişim nedeniyle hakkın elde edilmesi zorlaşacağından ya da imkansız hale gelme ihtimali bulunduğundan gecikme sebebiyle ciddi bir zararın doğmasından endişe edilmesi şartları aynı anda mevcut olduğundan davalının taşınır ve taşınmazları üzerine üçüncü kişilere satışının engellenmesi amacıyla ihtiyati tedbir şerhi konulmasına karar verilmesini talep ettiklerini, açıklanan nedenlerle Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Annaba Yargı Meclisi Ticaret Dairesinin 23/02194 Esas, 24/00406 sayılı kararının tenfizine karar verilmesi talepli iş bu davayı açma zaruretinin hasıl olduğunu belirterek, İcra İflas Kanunun 257. maddesi doğrultusunda davalının borca yetecek miktarda menkul, gayrimenkul ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına ihtiyati haciz şerhi işlenmesine, ihtiyati haciz taleplerinin reddine karar verilmesi halinde ise davalının taşınır ve taşınmazları üzerine dava sonuna kadar üçüncü kişilere satışının engellenmesi amacıyla ihtiyati tedbir şerhi konulmasına, Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Annaba Yargı Meclisi Ticaret Dairesinin 23/02194 Esas, 24/00406 sayılı kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili: Kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığını, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi için mahkeme kararının kesinleşmiş olması gerektiğini, kesinleşmemiş bir kararın Türkiye’de tanınmayacağı ve o karara dayanarak Türkiye’de işlem yapılamayacağını, kararın kesinleşmesinin, kararı veren devlet yasalarına göre belirleneceğini, Türk hâkiminin, kararı veren ülke yasalarına göre kararın kesinleşmiş olup olmadığını inceleyerek ve kararın kesinleştiği kanaatine varırsa tanıma ve tenfize hükmedeceğini, davada tenfizi talep edilen Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Annaba Yargı Meclisi Ticaret Dairesi’nin 23/02194 E, 24/00406 Fihrist nolu kararının kesinleşmediğini, müvekkili tarafından 24.04.2024 temyiz edilmiş olup dosyanın halen Yargıtay incelemesinde olduğunu, buna dair Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Yüksek Öğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanlığı Annaba’daki Yüksek Yönetim Bilimleri Okulunda hukuk doçenti ve avukat olan ... adlı kişiden alınan uzman görüşünde de görüleceği üzere; dosyaya sunulan Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Annaba Yargı Meclisi Ticaret Dairesi’’nin 23/02194 E, 24/00406 Fihrist nolu kararının Cezayir Medeni Kanunu ve İdari Usul Kanunu’nun 323. maddesi gereğince olağan temyiz süresi boyunca kararın uygulanmasının durdurulacağını belirttiğini, “Cezayir Medeni ve İdari Usul Kanunu’nun 349. maddesi kapsamında nihai derece olarak mahkemeler ve yargı konseylerinden çıkan hüküm ve kararlar temyize uygundur” şeklinde düzenlemenin bulunduğunun uzman görüşünde bildirildiğini, belirtilen hususlar doğrultusunda ve davacı tarafından dosyaya sunulan herhangi bir kesinleşme belgesinin de bulunmaması gözetilerek MÖHUK hükümleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın görevli mahkemede açılmadığını, davanın bu yönden görevsizlik kararı verilerek reddi gerektiğini, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemeleri olduğunu, tenfizi talep edilen kararın kamu düzenine açıkça aykırı bulunduğunu ve bu nedenle de davanın reddi gerektiğini, MÖHUK 54. maddesinde adil yargılanma hakkının ihlal edilmemiş olması gerektiğinin açık bir şekilde belirtildiğini, yabancı mahkeme kararını veren yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış olması, mahkemede temsil edilmemesi ya da yabancı ülke yasalarına aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş olması durumunda kararın tenfiz edilebilmesinin itiraz edilmemesine bağlı olduğunu, tenfizi talep edilen kararda açıkça görüleceği üzere müvekkili tarafından iki kez dava kazanılmış olup davacı tarafından Cezayir Halk Cumhuriyeti’nin başka bir bölgesinde hiçbir yetkisi bulunmamasına rağmen tenfizi talep edilen dosyanın açıldığını ve ilgili dosyada Cezayir kanunlarına göre de hukuka aykırı bir karar verilerek müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, karar incelendiğinde de görüleceği üzere; Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyetinin HMK.68., ve HMK. 269. maddelerine göre ve Medeni Kanunu’nun 338.maddesine göre Alger Yargı Meclisi tarafından verilen karar kesin iken davacı tarafından tenfizi talep edilen Annaba bölgesinde açılan ve verilen karar sonucu müvekkilinin adil yargılanma hakkının çiğnendiğini, bu durumun müvekkili tarafından yapılan temyiz başvurusu sonucunda açık bir şekilde ortaya çıkacağını, davacı tarafın teminat gösterme ve nispi harç yatırma zorunluluğu bulunduğunu, davacının Türkiye’de ikametgahı ve malvarlığı bulunmadığını, ayrıca davacı tarafın Cezayir Halk Cumhuriyeti’nde de borca batık durumda olduğunu, davacının dilekçesinde bahsedilen adli yardım anlaşması hükümlerinin tamamen şahıslara ilişkin düzenlenmiş olup adli yardım anlaşma hükümlerinde ticari uyuşmazlıklara dair bir hüküm düzenlenmediğini, bu kapsamda MÖHUK 48.madde kapsamında müvekkilinden talep edilen bedel doğrultusunda 500.000USD karşılığı teminat göstermesine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafından talep edilen tedbir ve ihtiyati haciz talebinde gerekçe gösterilen hususlar gerçekle bağdaşmamakta olup reddi gerektiğini, müvekkilinin mali durumu ve malvarlığının gerek Türkiye’de, gerekse Cezayir Halk Cumhuriyeti’nde aynı şekilde durduğunu, müvekkilinin uluslararası çalışan bir firma olup milyon dolarlık işlemlerde yer alan ve milyon dolarlık sigortaları olan bir şirket olup müvekkilinin mal kaçırma gibi bir durumunun söz konusu olmadığını, davacının müvekkilinin mal kaçırmaya hazırlandığı yönündeki iddialarının kabul edilemez olduğunu, davacının kötü niyetli şekilde ihtiyati haciz talebinde bulunduğunu belirterek davacının haksız iddiaları ile ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin reddine, davacının nispi harcının tamamlattırılmasına, davacı tarafın 500.000USD karşılığı veya mahkemenin takdir edeceği bedel doğrultusunda teminat göstermesine, davanın görev ve esas bakımından reddine karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili 24.01.2025, 21.02.2025 tarihli ve 07.03.2025 tarihli dilekçeleriyle, davacının Türkiyede ikametgahı ve malvarlığının bulunmadığını, Cezayirde borca batık olduğunu belirterek MÖHUK 48. maddesi gereğince dava değerinin %115’inden az olmamak kaydıyla teminat bedelinin dosyaya yatırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 17.03.2025 tarihli ara kararında özetle:Davanın yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi istemine ilişkin olduğu, ülkemiz ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti arasında 08/05/1991 tarihinde 3734 Sayılı kanunla onaylanan ve 08/01/2001 tarihinde yürürlüğe giren " Türkiye Cumhuriyeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Arasında Hukuki İşbirliğine ilişkin " sözleşme bulunduğu, sözleşmenin 2. addesinde "Akit tarafların her birinin vatandaşlar , yabancı oldukları veya ülkede yerleşmiş olmamaları yahut ikametgahlarının bulunmaması gibi her hangi bir sebeple ne kefalet vermeye ne de teminat yatırlaya tabi tutulmayacaklardır. Yukarıdaki fıkra kurulmuş olan hükmi şahısların veya akit tarafların her birinin kanunlarına göre faaliyetlerine izin verilen hükmi şahıslara uygulanacaktır" hükmü mevcut olup davacının da Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyetinde faaliyet gösteren ve devletçe faaliyetine izin verilen şirket olduğu, bu nedenle sözleşme gereğince teminat yatırma yükümlülüğünün bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin talebinin reddine karar verilmiştir.
Talep, eser sözleşmesinden kaynaklanan tenfiz davasında nispi harcın ve teminatın yatırılması istemlerine ilişkin olup, mahkemece verilen ara kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 341/1. maddesine göre, ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.
Somut olayda; az yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gereğince, tenfiz davasında nispi harcın ve teminatın yatırılması istemlerine ilişkin davalı talebi üzerine mahkemesince verilen ara kararın istinafı kabil bir karar olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 341/1 ve 352. maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun istinafı kabil bir karar olmadığından 6100 sayılı HMK'nın 341/1 ve 352. maddeleri gereğince usulden reddine,
2-Davalı tarafça ödenen 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 341/1, 352. maddeleri gereğince ve KESİN olmak üzere 04.06.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Katip