Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi E.2021/477 K.2024/1227
T.C. BURSA BAM 5. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
5. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
TARİHİ :
NUMARASI :
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ : 12/07/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/07/2024
.......... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/12/2020 tarih, ......... sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde;
TALEP :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili mirasçı............. Yıldırım'ın muris...........Yıldırım'ın vefatı ile birlikte davalı şirkette hissedar haline gelip, TTK 494/2 maddesi uyarınca murise ait payların mülkiyeti ve paya bağlı malvarlığı hakları derhal müvekkil mirasçıya geçtiğini, ....Yıldırım'ın davalı şirkette %20 oranında hissedarlığı ve işbu hissedarlığına karşılık şirkette 1.400.000 adet nama yazılı payı bulunduğunu, Müvekkili mirasçı ve kardeşi tarafından davalı şirkete .........Noterliği aracılığı ile 25/12/2017 tarih ve .... yevmiye sayılı ihtarname ile murisin pay sahibi olduğu hisselerin mirasçılar adına devrinin yapılması hususunun ihtar edildiğini, davalı şirketin cevabi ihtarnamesi ile mirasçıların paylarının TTK 493.maddesi kapsamında gerçek değerinden satın alınacağını ve mirasçıların pay defterine hissedar olarak yazılmayacaklarının ihtaren bildirildiğini, mirasçılar tarafından işbu ihtara ihtarname ile cevap verilerek;"ihtarnamede yer alan şirket gerçek değeri olduğu iddia edilen bedelin, gerçek değerin çok altında olması sebebiyle bu bedele açıkça itiraz ettiklerini ve şirketlerdeki paylar için TTK 493/4 madde kapsamında yapılan fiyat teklifini açıkça reddedildiğini" bildirdiklerini ve gerçek değerin tespiti için Bursa 1.Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/521 E. sayılı dava açtıklarını, murise ait payların mülkiyeti ile her türlü malvarlığı hakları, kâr payı, tasfiye payı, hazırlık dönemi faizi, tesislerden yararlanma ve sair hakların, murisin ölümü ile birlikte derhal yasal mirasçı olan müvekkiline ve dava-dışı kardeşine geçtiğini, mali haklarını kullanabileceklerine göre, bu hakların korunabilmesi ve kullanılabilmesinin zorunlu bir gereği olarak, bu haklar konusunda şirket genel kurulunda alınan kararlara karşı da yokluğun/butlanın tespiti amaçlı hükümsüzlük davaları ile kararların iptali için dava açabileceklerini, müvekkilininin genel kurula katılma veya oy hakkına sahip olmamasının da bunu değiştirmeyeceğini, davalı şirketin 23/12/2019 tarihli 2018 Yılı Olağan Genel kurul toplantısında, öncelikle alınan kararlar hakkında icralarının geri bırakılmasına, toplantıda alınan tüm genel kurul kararlarının yokluk veya butlan ile malul olduğunun tespitine, genel kurul toplantısının 7 (yedi) numaralı "yönetim kurulu üyelerinin ibrası" kararının, açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, yönetim kurulu üyesinin, gerek kendi gerekse diğer yönetim kurulu üyesinin ibrasıyla ilgili oylamada oy hakkı bulunmadığını, yine genel kurul toplantısının 10 (on) numaralı "yönetim kurulu üyelerinin TTK 395 ve 396. maddelerinde işlemleri yapabilmeleri için gerekli iznin verilmesi" kararının usul ve yasaya aykırı olup, pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin işbu karara katıldığını ve olumlu oy verdiğini, davalı şirketin müvekkili ve dava-dışı kardeşi dışındaki hisse sahibi olan amcaları ....Yıldırım ve ....Yıldırım'ın, yurtdışı merkezli bir şirket kurarak kanunu dolanmak sureti ile usul ve yasaya aykırı bir karar aldığını, Davalı şirketin müvekkillerinin babası dışında pay sahibi olarak halihazırda yalnızca "Yıldırım International Holding BV" şirketi gözüktüğünü, bu işlemin muris vefat ettikten sonra yapıldığını, önceden ...'ın şirkette pay sahibi iken, murisin vefatından sonra müvekkilinin amcalarının kötüniyetli ve kanunu dolanmak sureti ile yurtdışında "Yıldırım International Holding BV" isimli şirket kurduğunu ve İşbu şirketin 2 ortağının yine müvekkillerinin amcaları Ali Rıza Yıldırım ve Yüksel Yıldırım olduğunu, dolayısıyla genel kurulda 10 (on) numara ile alınan kararın açıkça TTK 436.maddesine aykırı olduğunu, Ali Rıza Yıldırım ve Yüksel Yıldırım'ın işbu karara dolaylı olarak katıldığından ve oy kullandığından kararın iptali gerektiğini, bu suretle 7 (yedi) numaralı "yönetim kurulu üyelerinin ve denetim firmasının ibrası" ve 10 (on) numaralı "yönetim kurulu üyelerinin TTK 395 ve 396.maddelerinde işlemleri yapabilmeleri konusunda gerekli iznin verilmesi" kararlarının Butlan ile sakat olduğunun tespitine; ihlali butlanı gerektirir derecede ağır olmadığına kanaat getirildiği takdirde ise; işbu kararların TTK 445 uyarınca iptali ile HMK 389.maddesi ve TTK 449.maddesi gereği davalı şirketin 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların ve özellikle 7 (yedi) ve 10 (on) numaralı kararlarının icrasının geri bırakılmasına ve ihtiyati tedbire hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davacının müvekkili şirket hissedarlarından Mehmet Yıldırım'ın mirasçısı olduğunu mürisin vefatı ile mirasçı olmuş ise de müvekkili anonim şirket tarafından davacının şirket ortaklığını kabul edilmediğini, bunun üzerine davacı tarafından mahkemede hisse değerinin tespiti davası açıldığını, davacının müvekkili şirket de pay sahibi olmadığından taraf ehliyetinin bulunmadığını, Genel Kurul toplantısı'nda alınan kararların iptali talebiyle açılan davada, davacının aktif taraf ehliyeti bulunmadığını, davacının şirketin hissedarı olmadığını, bu nedenle Davacının Genel Kurul Toplantısında alınan kararların hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmadığını, müvekkili Şirketin “pay devrini red hakkını” kullanmasıyla birlikte, miras bırakanın payları üzerindeki mülkiyet ve pay sahipliği haklarının doğrudan satın alma teklifinde bulunan Müvekkil Şirkete geçtiğini, pay sahibi olmayan davacının davayı açmakta hukuki yararı olmadığını, Elbirliği ile Mülkiyet Hükümleri Gereği muris Mehmet Yıldırım'ın vefatı nedeniyle mirasçının el birliği hükümleri gereğince diğer mirasçıların da davacı olarak birlikte dava açmaları gerektiğini ayrıca esas ilişkin olarak da alınan kararların hukuk ve yasaya uygun olduğunu , Genel Kurulda, hiçbir yönetim kurulu üyesinin kendi veya bir başka yönetim kurulu üyesinin ibrasında oy kullanmadığını, Müvekkili Şirket'in iki tane paydaşı bulunduğunu, Yılferi Holding A.Ş. ve muris Mehmet Yıldırım olup, Müteveffa Mehmet Yıldırım'ın mirasçılarının pay iktisabının Müvekkili Şirket tarafından kabul edilmediği ve hisse değerini tespiti davaları hâlihazırda derdest olduğu için murise ait paylardan doğan oy haklarının genel kurul toplantı nisabı ve karar nisabına dâhil edilmediğini, Genel Kurul Toplantısına yalnızca Yılfert Holding A.Ş.'nin katıldığını ve Genel Kurulda adı geçen şirketi temsilen Ali Rıza Yıldırım'ın oy kullandığını, Müvekkili Şirket'n, Genel Kurulda ibraya konu edilen 2018 yılı yönetim kurulu üyelerinin ise ......... olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin hiçbirinin Genel Kurul Toplantısında kendi veya başka üyelerin ibrasında oy kullanmadığını, zira yönetim kurulu üyelerinin hiçbirinin müvekkili Şirkette pay sahibi olmadığını, ibra oylamasına katılan pay sahibi Yılfert Holding A.Ş. olup, yönetim kurulu üyesi ..... Yıldırım'ın pay sahibi sıfatıyla değil, Yilfert Holding A.Ş.'nin temsilcisi sıfatıyla oy kullandığını, bu kapsamda oydan yoksunluğu gerektiren bir durum söz konusu olmayıp ibra kararının geçerli olduğunu, yine genel kurulun 10 numaralı Kararının Hukuka Uygun olduğunu, Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK m. 395 ve 396 uyarınca işlem yapabilmelerine izin verilmesi kararında nisaplara uyulduğunu, Yıldırım İnternational Holding B.V.'nin müvekkili Şirkette pay sahibi olmadığını, Yönetim Kurulu üyeleri.........'ın da müvekkili Şirkette hissedar olmadığını, müvekkili Şirketin, muris Mehmet Yıldırım dışındaki tek pay sahibinin... A.Ş. Olduğunu, Müvekkil Şirkette pay sahibi olmayan ...Yıldırım'ın Genel Kurul'a katılmadığını ve oy kullanmadığını, Hissedar...Holding A.Ş.'nin Genel Kurulda...........Yıldırım tarafından temsil edildiğini, Yönetim Kurulu üyesi .... Yıldırım'ın pay sahibi sıfatıyla değil Yılfert Holding A.Ş.'nin adına temsilci sıfatıyla oy kullandığını, pay sahibi Yılferi Holding A.Ş.'nin payları bakımından oydan yoksunluk söz konusu olmayacağı gibi TTK m.395 ve 396 yasaklarının kaldırılmasına ilişkin karar da oydan yoksunluğun konusuna girmeyeceği, bu durumda, hukuka uygun ve yeterli nisabın sağlandığı karar bakımından geçersizliğin söz konusu olmayacağını, davalı tarafın Genel Kurul toplantısının kendisine bildirilmediğinden bahisle toplantıda alınan kararların tamamının yokluk veya butlanla malul olduğu iddiasının da isabetsiz olduğunu, muris Mehmet Yıldırım'a ait hisselerin Genel Kurulda temsil edilmesi ve ilgili hisselerden kaynaklanan oy hakkının kullanılması mümkün olmadığından, Davacı'nın Genel Kurula katılma hakkının olmadığını, buna göre genel kurula katılma çağrısında bulunmaya da gerek olmadığını, belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "Davacı vekili tarafından ibraz edilen Prof.... imzalı 01/07/2020 tarihli Hukuki Mütalaada;muris Mehmet Yıldırım'ın vefatı ile derhal mirasçılara geçmiş olan malvarlığı hakların içerisinde kar payı,tasfiye payı,hazırlık dönem faizi,bedelsiz payları edinme hakkı ile tesislerden yararlanma...vb hakların bulunduğu ve bu hakların bu aşamada mirasçılar tarafından kullanılmasında herhangi bir engel olmadığı, devralana geçmeyenin yanlızca genel kurula katılma hakkı ile oy hakkı olduğu, Mehmet Yıldırım'ın yasal mirasçılarının "oydan yoksun pay sahibi sıfatları" sıfatına sahip oldukları ve pay defterine kaydedilme taleplerinin hukuka uygun olduğu,murise ait hisselerin gerçek değerinin hesaplanmakta olduğu devam etmekte olan davalar neticesinde hisselerin gerçek değeri belirlendiğinde, şirketin artık mirasçıların pay defterine yazılması taleplerinin reddi kararından vazgeçmelerinin mümkün olmadığı,şirketin artık belirlenen değeri ödeme veya pay sahibi olarak deftere kaydetme zorunluluğunun olduğunu mütalaa ettiğini, Davalı vekili tarafından delil olarak dayanılan Prof Ömer Teoman tarafından taraflar arasındaki başka bir dava için hazırlanan hukuki mütalaada;şirketin mirasçıyı pay sahibi olarak kabul etmeme hakkının mutlak bir hak olduğunu,şirketin mirasçıyı pay sahibi olarak kabul etmemesinin sonucu olarak payların şirket mülkiyetine geçtiğini,pay sahibinin tek imkanının payın gerçek değerinin mahkemeden belirlenmesine istemesi olduğunun mütalaa edildiğini, Davalı şirketin 3 ortaklı olup, ortakları.....Yıldırım,..........Yıldırım' olduğu, Ortaklardan ... Yıldırım'ın vefatı ile geriye mirasçısı olarak davacı .... Yıldırım ile dava dışı .... Yıldırım'ın kaldığı, TTK 493/4 maddesinde;Paylar, miras,mirasın paylaşımı,eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmişlerse,şirketin payları edinen kişiye sadece payları gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebileceği, TTK 493/5 maddesinde;devralanın paylarının gerçek değerinin belirlenmesini,şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebileceği, TTK 494/2 maddesinde; payların miras,miras paylaşımı,eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri halinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin hakların derhal, genel kurula katılma hakları ile oy haklarının ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceği, Davacı murisi Mehmet Yıldırım'ın vefatı üzerine davacı ve dava dışı mirasçı ..... Yıldırım tarafından ihtarname ile davalı şirkete başvurularak miras paylarının kendi adlarına tescili ve pay defterine kaydı talebinde bulunulduğu, Davalı şirket tarafından düzenlenen 16/03/2018 tarihli ihtarnameyle, davacıların paylarını gerçek değeriyle devralmak teklifinde bulunmak suretiyle talebi reddettiklerini, Davacının genel kurul toplantısına çağrılmadığı için öncelikle davacının genel kurul toplantısına çağrılmasının gerekip gerekmediği ve toplantıya katılıp oy kullanma hakkının olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği, TTK 494/2 maddesi uyarınca davacı murisi... Yıldırım'ın vefatı ile onun mirasına dahil olan malvarlığı hakları ki buna davalı şirket payları da dahil olup derhal mirasçılarına geçeceği, bu hususun tartışmasız olduğu, Ancak madde de açıkça yazıldığı üzere mirasçının genel kurula katılma ve oy hakkının şirketin onayıyla mirasçıya geçeceği, Şirket, mirasçının payını pay defterine kaydetmedikçe mirasçının genel kurula katılma ve oy kullanma hakkının olmadığı, Davacı mirasçı ancak payının gerçek değerinin belirlenmesini mahkemeden isteyebileceği, zaten bu konuda davanın açıldığı, Davalı şirketin ise, ancak davacının payının gerçek değerini ödeyerek davacının şirkete ortak olma isteğini kabul etmeyeceği, taraflar arasındaki pay değerinin tespiti davasının devam etmekte olduğu, davacının payı henüz pay defterine kaydedilmediğinden davacının genel kurul toplantısına katılma ve oy kullanma hakkı bulunmadığını, bu nedenle davanın ve ihtiyati tedbir talebinin reddine" şeklinde karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava dilekçesindeki hususları tekrarla
Muris Mehmet Yıldırım'ın vefatı ile birlikte murise ait şirket paylarının mülkiyeti ve paya bağlı malvarlığı haklarının, TTK nun 494/2.maddesi gereğince herhangi başka bir işleme gerek olmaksızın derhal müvekkil mirasçı ve dava-dışı kardeşine geçtiğini, mahkemece de müvekkilinin davalı şirkette hissedar haline geldiğinin açıkça belirtildiğini,
TTK 494/2.maddesinde "devralan mirasçının genel kurul kararı iptali davası açamayağına" dair bir düzenleme bulunmadığını, müvekkilin mali haklarını kullanabilmesi için genel kurul kararının iptali davası açma hakkının mevcut olduğunu, Yerel Mahkemece kurulan hükmün kendi içerisinde de çelişkili olduğunu, madde metninin hatalı şekilde değerlendirildiğini, TTK'nın 494/2.maddesinde "Genel Kurula katılma haklarıyla oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer" şeklinde düzenleme ile payların mülkiyetinin ve paylardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin hakların derhal müvekkili mirasçılara geçtiğini, dolayısıyla müvekkili hissedarın, mali hakkını kullanabileceğine göre, işbu hakların korunabilmesi ve kullanılabilmesinin zorunlu bir gereği olarak, bu haklar konusunda şirket genel kurulunda alınan kararlara karşı da yokluğun/butlanın tespiti amaçlı hükümsüzlük davaları ile kararların iptali için dava açabilmesinin zaruri olduğunu,
Bu çerçevede konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile yapılacak inceleme neticesinde müvekkilinin malvarlığına ilişkin haklarının zarar görüp görmediği, şirket tarafından kar payı dağıtılıp dağıtılmayacağı, kar payı dağıtılmayacak ise bu kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı, şirket tarafından usulsüz iş veya işlemler yapılmadığı, yönetim kurulu üyelerinin şirket zararlandırıcı işlemler yapıp yapmadıkları hususununda açıklığa kavuşacağını, müvekkilinin miras hakkını ve dolayısıyla şirketteki hissedarlığı gereği malvarlığı haklarının korunması bakımından, şirket kayıtlarının incelenebilmesi, varsa usulsüz ve hukuka aykırı iş ve işlemler için dava açmasının müvekkilinin Anayasadan kaynaklanan miras hakkının bir gereği olduğunu, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında çelişkili şekilde, müvekkilin malvarlığı hakkının varlığının kabul edilmesine rağmen, bu hakkın dava yolu ile kullanılmasının engellendiğini,
müvekkil hissedarın malvarlığı haklarını korumak adına, en azından genel kurulda hazır bulunma hakkı bulunmakta olup, aksi yöndeki yerel mahkeme kararı hataldır.
Müvekkilnin babasından intikal eden malvarlığı hakları içinde, davalı şirkete ait payların mülkiyeti ile her türlü malvarlığı hakları, kâr payı, tasfiye payı, hazırlık dönemi faizi, tesislerden yararlanma ve sair hak bulunduğunu, müvekkilinin mali haklarını kullanabilmesinin zaten Anayasal bir zorunluluk olduğunu, müvekkilinin huzurdaki davayı açabileceğini, TTK 494/2.maddesinde yer alan düzenlemenin müvekkilinin dava açmasına engel olmadığını, müvekkiline intikal eden malvarlığı haklarının en azından müvekkili tarafından takip edilebilmesi, mali hakların kullanılabilmesi, şirketin güncel durumu, faaliyet ve denetim raporlarının takibi ile şirket ile ilgili bilgilere ulaşabilmesi adına müvekkilinin en azından genel kurul toplantısında hazır bulunma hakkı bulunduğu, müvekkilinin hem toplantıda hazır bulunmaması hem de toplantı kararlarına karşı genel kurul kararının iptal davasının açılamayacak olmasının kabulü halinde ise, müvekkile yasa ile verilen malvarlığına ilişkin hakların kullanılabilmesinin hukuken mümkün olmayacağını, mahkemelerce müvekkilin miras hakkını kullanabilmesi ve hakkı üzerinde tasarruf edebilmesinin engellenmiş olacağını, belirterek kararın kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dava, genel kurul kararlarının mutlak butlanla batıl olduğu veya hükümsüz olduğunun tespiti veya iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, davanın reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davalı şirketin ortaklarından olan davacının murisi.... Yıldırım'ın davalı şirkette % 20 oranında hissedarlığının bulunduğu ve bu hissedarlığına karşılık şirkette 1.400.000 adet nama yazılı payı bulunduğu, murisin vefatı ile mirasçılarından olan davacı ve dava dışı Cansu Sahra Yıldırım'ın 25/12/2017 tarih ve 24130 yevmiye sayılı ihtarname ile payların/hisselerin miras yoluyla mirasçılar adına tescil ve intikallerinin gerçekleştirilmesini ve intikallerin pay ve karar defterine yazılmasını ihtar ettikleri, davalı şirketin ise 16/03/2018 tarih ve 4358 yevmiye sayılı ihtarname ile murisin payının paylara tekabül eden gerçek değerinin.... TL olarak belirlendiği, 1/2 miras payına göre her bir mirasçının payına tekabül eden 144.816 TL gerçek değerin ödeneceği belirtilerek mirasçıların paylarının TTK 493.maddesi kapsamında gerçek değerinden satın alınacağı ve intikale onay verilmeyeceği ve mirasçıların pay defterine hissedar olarak yazılmayacaklarının bildirildiği, bunun üzerine mirasçıların 26/03/2018 tarih ve 12307 yevmiye sayılı ihtarname ile" bedelin, gerçek değerin çok altında olması sebebiyle bu bedele açıkça itiraz ettiklerini" ihtar ettikleri ve ....Asliye Ticaret Mahkemesi ... E. sayılı dosyası ile gerçek değerin tesbiti davası açtıkları anlaşılmaktadır.
Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/733 Esas-2021/142 Karar sayılı kararı ile muris Mehmet Yıldırım'a ait pay ve hisseler üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine, bu pay ve hisselerin 1/2'sinin Sahra Cansu Yıldırım, 1/2'sinin Hüseyin Can Yıldırım'a ait olduğunun tespitine karar verildiği ,bu suretle elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrildiği anlaşılmıştır .
Somut olayda; şirketin 23/12/2019 tarihli 2018 Yılı Olağan Genel kurul toplantısında, alınan tüm genel kurul kararlarının yokluk veya butlan ile malul olduğunun tespitine, 7 (yedi) numaralı, ve 10 (on) numaralı kararların butlan ile batıl (kesin geçersiz) olduğunun tespiti, mümkün olmadığı takdirde iptaline, karar verilmesi istenmiştir.
Genel kurul kararlarının iptali istemiyle kimler tarafından talepte bulunabileceği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 446'da özel olarak düzenlenmiştir. İlgili madde uyarınca;
a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz Oy veren ve bu muhalefetini Tutanağa geçirten,
b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz o y kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının üsülüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yerkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri,
c) Yönetim Kurulu,
d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir. " şeklinde olup, genel kurul kararlarının iptaline ilişkin davaların, hissedar/pay sahibi , yönetim kurulu veya kararın icrası şahsi sorumluluğunu doğuraçak ise yönetim kurulu üyeleri tarafından açılabileceği anlaşılmaktadır.
Davaya konu edilen hisseler Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylardan olup, TTK nun " Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar" başlığı ile düzenlediği Red sebeplerinin düzenlendiği TTK 493 maddesi ;
(4) Paylar; miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmişlerse, şirket, payları edinen kişiye, sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir.
(5) Devralan, paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; bu hâlde mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır. Değerleme giderlerini şirket karşılar.
(6) Devralan, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır.” hükmü düzenlenmiştir.
TTK 494/2 maddesinde ise ;" payların miras,miras paylaşımı,eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri halinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin haklar derhal, genel kurula katılma hakları ile oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer. " düzenlemesi ile vefat ile birlikte murise ait şirket paylarının mülkiyeti ve paya bağlı malvarlığı haklarının derhal mirasçılara geçeceği ancak genel kurula katılma hakları ile oy kullanma haklarının ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceği açık bir şekilde düzenlenmiştir.
Somut olayda; Davacı, Şirkette pay sahibi olan murisi Mehmet Yıldırım'ın vefatı üzerine yasal mirasçısı olarak miras bırakanın paylarının kendi adlarına tescili ve pay defterine kaydı için diğer mirasçı ile birlikte Şirkete ihtaren bildirmişler, şirket tarafından yine ihtarname ile TTK'nın 493/4 maddesi gereğince "payların gerçek değerinin 289.632 TL olduğu belirtilerek payları ve mirasçılık oranları da belirtilerek bu orana tekabül eden ayrı ayrı 144.816 TL gerçek değeri ile devralma” teklifinde bulunarak davacı ve diğer mirasçının bu yöndeki devir talebi reddedilmiştir. Şirket payları davacıya miras yoluyla intikal ettiğinden devredenin iradesine dayanan bir devir işleminin sözkonusu olmadığı, davalı anonim şirket tarafından ihtarnamede şirket satın alma önerisi yaparken her bir paya/paylara ödeyeceği bedeli açıkladığı, Bu suretle şirketin payları gerçek değeriyle devralmaya ilişkin bir kısım hukuki görüşlerde ve doktinde belirtildiği üzere kaçış klozunu kullandığı ve mirasçıların pay sahipliğini onaylamayı reddettiği anlaşılmaktadır.
Bedeli tamamen ödenmiş paylara ilişkin olarak TTK'nın 491.maddesinde öngörülen yasal sınırlamanın haricinde, anonim şirketlerde kural payların serbestçe devredileceği yönündedir. Bu kuralın istisnasını, pay sahiplerinin çevresini korumak ve yabancıların şirkete ortak olarak girmelerini önlemek üzere şirket esas sözleşmesinde nama yazılı paylara ilişkin olarak devir sınırlamasına (bağlam) yer verilmesi oluşturmaktadır.
TTK'nın 492/1.maddesi uyarınca, esas sözleşmede yer verilecek bir hükümle nama yazılı payların devri şirketin devre onay vermesine bağlanabilir. TTK'nın 493/1.madde hükmü çerçevesinde şirket, iradi devrilerde ana sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene paylarını başvurma anındaki gerçek değeri ile kendi veya pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek devre onay vermekten kaçınma hakkına sahiptir. Pay sahipleri çevresinin bilişimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, ancak şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı göstermekte ise önemli sebep oluşturduğu kabul edilir (TTK m.493/2). Şirkete, payları başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek devre onay vermekten kaçınma yönünde tanınan imkan kaçış klozu olarak adlandırılmatadır. Bu iki olasılık dışında ayrıca devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmediği takdirde de şirket, devri pay defterine kaydını reddedebilir (TTK m.493/3). Payların devri için gerekli olan onay şirket tarafından verilmediği sürece payların mülkiyeti ve paylara bağlı haklar devredende kalır (TTK m.494/1).
Ancak payların iradi devir dışında miras, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra yoluyla da iktisabı da mümkündür. TTK'nın 493/4.maddesi hükmü uyarınca, payların, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği devredenin iradesi dışında iktisap edildiği hallerde şirket payları edinen kişiye ancak payların gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiği takdirde devre onay vermeyi reddedebilmektedir. Yani, payların devredenin iradesi dışında edinilmesi halinde şirketin esas sözleşmesinde yer verdiği önemli sebebi ileri sürerek payları edinen kişiyi pay defterine kayıttan kaçınma hakkı yoktur. Şirket ya devre onay vermek ya da kaçış klozunu kullanmak zorundadır.
Mirasçı, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince derhal kazanır (TMK m.599). TTK'nın 494/2.maddesinde de anonim şirketlerde borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimleri hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri halinde bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin hakların derhal, genel kurula katılma haklarıyla oy haklarının ise ancak şirketin onayıyla birlikte devralana geçeceği hükme bağlanmıştır. Kanunda açıkça, payların miras yoluyla geçişinde, malvarlığına ilişkin hakların derhal, yani murisin ölümü anından itibaren mirasçılara geçeceği, oy kullanma ve genel kurula katılma hakkının ise ancak şirketin onayı ile birlikte mirasçılara geçeceği düzenlenmiştir. Şirketin onay vermemesi halinde ise yönetsel haklar yani oy kullanma ve genel kurula katılma hakkı mirasçılara geçmez.
Kanunda iradi satışa uygulanacak kaçış klozu hükümleri ile miras, miras paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri ile cebri icra gereği iktisapta uygulanacak kaçış klozu hükümleri ayrı ayrı düzenlenmediğinden TTK'nın 493 ve 494. maddede yer alan düzenlemeler karışıklığa sebebiyet vermekte ve doktrinde farklı görüşler ileri sürülmektedir. Tartışma en çok kaçış klozunun niteliği ile kaçış klozunun kullanılmasının sonucunda hisselerin şirkete geçip geçmediği noktasındadır.
Kanuni düzenleme yoruma muhtaç olmakla birlikte kaçış klozunu kullanarak yeni bir hissedarın gelmesini engelleyerek pay çevresinin korunmasını amaçlayan şirket ile payı iktisap eden mirasçı arasındaki menfaat dengesinin gözetilmesi gerekmektedir. Zira şirketin menfaati yeni bir hissedarın gelmesini engelleyerek pay çevresinin korunması iken mirasçının da mülkiyet hakkı söz konusudur.
TTK'nın 493/4. maddesinde şirkete tanınan kaçış klozu yani "payların gerçek değeri ile devralmayı önermesi" kendine özgü, kanundan kaynaklanan bir ön alım hakkıdır. Şirkete tanınan bu hak, her ne kadar bir ön alım hakkı olarak nitelendirilmiş ise de söz konusu hak sui generis niteliktedir. Bu nedenle bu ön alım hakkının TMK'nın 732 vd. maddelerinde yer alan şufa hakkı ile karıştırılmaması gerekmektedir.
Şirket, TTK'nın 493/4.maddesi hükmünde kendisine tanınan kaçış klozunu kullanarak payları gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiği yani ön alım hakkını kullandığı takdirde taraflar arasında payların değeri konusunda ihtilaf olmadığında şirket, payların bedelini ödediğinde mirasçılara geçen payların mülkiyetini kazanır.
Ancak, şirketin teklifinin, payların gerçek değerini kapsadığı hususunda ihtilaf doğduğunda şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince ihtilaf çözülecek olup payların gerçek değerinin belirlenmesi mahkemeden talep edilecektir. Mahkemece, şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değeri esas alınarak payların gerçek değeri belirlenecektir.
Mahkemece, payların gerçek değerinin tespiti ile payların bedelinin mirasçılara ödenmesine kadar miras yoluyla mirasçılara intikal eden payların mülkiyetinin oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mirasçıda kalacağının kabulü gerekmektedir. Şirketin onay vermemesi, hissenin mirasçıya tüm haklarıyla birlikte geçişini engellemekte olup payların mülkiyetinin şirkete geçmesi sonucunu doğurmamaktadır. Payların, şirkete geçişi ancak gerçek değerinin ödenmesi ile mümkündür. Zira, ölümle payları iktisap eden mirasçıya karşı kaçış klozunu kullanan ve ortak olmasını engellediği mirasçıya payların gerçek değeri ödenmeden payların mülkiyetinin şirkete geçtiğinin kabulü menfaatler dengesine de aykırıdır.
Eldeki davada, davalı şirketin davacı mirasçıya karşı kaçış klozunu kullandığı ancak payların gerçek değeri hususunda taraflar arasında ihtilaf çıktığı ve mahkemece davalı şirketin gerekli defter ve belgeleri ibraz etmemesi nedeniyle bir değer tespiti yapılamadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirlenen olgular itibariyle, davacının, davalı şirketteki hissedarlığının payların gerçek değeri tespit edilip bedeli ödenene kadar oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mali haklar yönünden devam ettiği, miras yoluyla intikal eden hisselerin mülkiyetinin davacıda olduğu ve hisse devrinin gerçekleşmediği kabul edilmekle, Bu durumda davacı mirasçının sadece payların mülkiyetine sahip olduğu ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin hakları kullanabileceği, bu paylara ilişkin olarak, yönetsel haklarını kullanamayacakları, yasanın açık hükmünde de belirtildiği üzere genel kurula katılma hakları ile oy haklarının ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceği, dolayısıyla davacı mirasçının genel kurula katılma ve oy kullanma hakkı bulunmadığından, ve onay verilmediği için şirket ile mirasçılar arasında pay satım sözleşmesinin de kurulmadığı yani davacının pay defterine kaydı yapılmış pay sahibi sıfatı da bulunmadığından TTK'nın 446 maddesinde sayılan "iptal davası " açabilecek kişilerden de olmadığı, anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte mirasçının oydan yoksun olarak hissenin mülkiyet hakkı ve bu hissenin sağladığı kanuni mali haklara yönelik olarak ve bunlarla ilgili müktesep kararlara karşı mutlak butlan veya yoklukla hükümsüzlüğün tespiti yönünden dava açma hakkı vardır.
Ancak somut olayda genel kurulda alınan kararlar , davacının sahip olduğu bu hissenin verdiği mali haklara yönelik kararlardan değildir. Alınan kararlar şirketin yönetsel faaliyetlerine yönelik kararlardır. Davacının oydan yoksun olduğu hissesinin, yönetsel kararlara karşı dava açma hakkı vermediğinden davacının davasının aktif husumet yokluğunda reddine karar verilmesi gerekir.
Ancak ilk derece mahkemesince her ne kadar red kararı verilmiş ise de açıklanan nedenlerle kararın kaldırılmasına ve gerekçesi değiştirmek suretiyle dairemizce yeniden hüküm kurularak davanın aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiş ise de, hükmün gerekçesinde değişiklik yapıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına , HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince Kararın gerekçesi değiştirilerek, "davanın aktif husumet yokluğunda reddine" karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
A-Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ ile;
B-............ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/12/2020 tarih, .....sayılı kararının KALDIRILMASINA, kaldırılan karar yerine geçmek üzere yeniden HÜKÜM TESİSİ İLE,
1-Davanın aktif husumet yokluğunda REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL başvurma harcından peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-) Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 7. maddesi uyarınca 17.900 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı tarafından yapılan 55,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Karar kesinleştiğinde taraflarca yatıralan avansın kullanılmayan kısmının HMK 333.md.uyarınca yatıranlarına iadesine,
İstinaf Yargılaması ve Harç Yönünden;
1-İstinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
2-Davacı tarafından istinaf yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
4-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin Dairemiz tarafından yerine getirilmesine,
Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, karar tebliğinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 12/07/2024
.....
Başkan
...
.....
Üye
...
.....
Üye
...
.....
Katip
...