İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/716 K.2025/654
T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2023/716 Esas
KARAR NO:2025/654
DAVA:Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin)
DAVA TARİHİ:10/06/2021
KARAR TARİHİ:18/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul Ticaret Sicili'nde ...-0 sicil numarası ile kayıtlı ...İnşaat Turizm Ticaret Ltd. Şti., davacı müvekkili ve davalı tarafından 100.000.-TL sermaye ile kurulmuş olup, kuruluş sermayesi taraflarca eşit oranda (50.000.-TL) olacak şekilde taahhüt edildiğini, şirket müdürü olarak davalı ...'nin seçildiğini, taraflar (ortaklar) arasında farklı tarihlerde dört adet kar zarar paylaşım sözleşmesi imzalandığını, kar zarar paylaşım sözleşmesini davalı ... "sermayedar ortak", davacı müvekkili ... ise "danışman ortak" sıfatıyla imzaladığını, sözleşmelerin dilekçe ekinde olduğunu, bu sözleşmelere göre; satışlarda ilk olarak davalının Amerikan Doları (USD) bazında koyduğu sermayenin ödeneceğini, kalan bedelin ise taraflar arasında eşit oranda paylaşılacağını, taraflar arasında muhtelif tarihlerde imzalanan kar zarar paylaşım sözleşmelerine göre davacı ... taşınmazların satış ve pazarlama işlemlerinden sorumlu olduğunu, davacı sözleşme ile üstlendiği bu yükümlülüğe uygun olarak, tüm dairelere muteber ve ciddi alıcılar bulduğunu ancak davacının bulduğu bu alıcılardan gelen teklifler davalı tarafça reddedildiğini, taşınmazlar ... firması adına kayıtlı olduğunu ve şirketi temsil ve ilzama davalı tarafın yetkilendirilmiş olduğu için davacı müvekkili davalı olan ortağını satışa zorlayamamakta ve işlemleri gerçekleştiremediğini, davalının, müvekkili ile ortak olduğu firmayı kendisine haksız şekilde borçlandırarak haksız kazanç elde ettiğini, davacı müvekkili, davalı şirket müdürü ... tarafından gerçekleştirilen eylemler neticesinde ortak sıfatından doğan denetleme hakkından mahrum bırakıldığını ve ortağı olduğu firmanın mali ve ticari durumu hakkında bilgi istenmesine rağmen şirketle ilgili bilgilendirme yapılmadığını, bu nedenle şirketin mali tablolarının gerçeğe aykırı düzenlenip düzenlenmediği, belgelerde tahrifat olup olmadığı bilinemediğini, davalının, özen ve bağlılık yükümlülüğünü ağır şekilde ihmal ettiğini, müdürlük görevini yerine getirmede basiretsizlik sergilediğini, ağır ihmal ve yönetimde iktidarsızlık göstererek göstermekte olduğundan şirketin iyi yönetilmesi için gerekli yeteneği kaybettiğini, bu hallerin, TTK'da görevden azil için muhik sebep olarak kabul edildiğini, davalının bu kusurlu eylemleri neticesinde şirket doğrudan, şirket ortağı olan davacı da dolaylı olarak zarara uğradığını, işbu nedenlerle müvekkilinin, dava dışı ... firmasındaki müdürlük görevinden azli için haklı nedenler ortaya çıkmış olup, davalının müdürlükten azlini, şirketi temsil ve idare yetkisinin kaldırılmasını, tedbir kararı verilerek nihai karar verilinceye kadar şirketin temsil ve idare yetkisinin müvekkiline verilmesini, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla öncelikle ve ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilerek, İstanbul Ticaret Sicili'nde ...-0 sicil numarası ile kayıtlı ...İnşaat Turizm Ticaret Ltd. Şti'nin temsil ve ilzam yetkisinin davalıdan alınarak davacıya verilmesini ve bu kararın tescil ve ilanını, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde İstanbul Ticaret Sicili'nde ...-0 sicil numarası ile kayıtlı ...İnşaat Turizm Tic. Ltd. Şti.'yi yargılama süresince temsil ve ilzam için şirkete kayyım atanmasını, davanın kabulünü, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ortağın müvekkille yapmış olduğu inşaat projelerini referans göstererek kendi hissedarı olduğu yeni bir şirket kurduğunu, müvekkilin sermaye koyduğu ve tüm masrafları üstlendiği şirkette davalının yapması gereken görev iş takipçiliği ve gayrimenkullerin satışı olduğunu ancak davacının bu edimlerini eksiksiz olarak yerine getirmediğini, müvekkilinin tüm sermayesini verdiği ve tüm masrafları yaptığı %95 hissedarı olduğu şirketi zarara uğrattığı iddiasının doğru olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Dava, limited şirket yöneticisinin haklı sebeple azli istemine ilişkindir.
Mahkememizin ... sayılı dosyası ile davanın kabulüne dair karar verilmiş olup İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesinin 2022/1183 Esas 2023/801 Karar sayılı kararı ile kaldırılarak Mahkememizin yukarıda belirtilen esasına kaydedilmiştir.
İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesinin 2022/1183 Esas 2023/801 Karar sayılı kararının kaldırma gerekçesinde
"Davacı tarafça, bu sözleşmeler ile üstlendiği edimlerini yerine getirmesine rağmen davalının şirket müdürü olarak satıştan kaçındığı ve taşınmazın değerinin çok altında satıldığı iddia edilmiştir. Ancak yukarıda bahsi geçen kar zarar paylaşım sözleşmelerinin tarafı dava dışı şirket olup esasen adi ortaklık sözleşmesi niteliğindedir. Oysa limited şirket bir sermaye şirketi olup, adi ortaklık sözleşmesindeki hükümlerin şirket ortaklığına ilişkin hususlarda uygulanması mümkün değildir. Bu halde, davacının ileri sürdüğü hususların kar zarar paylaşım sözleşmelerinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
İlk derece mahkemece, gayrimenkul değerleme uzmanı tarafından hazırlanan rapor esas alınarak İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mahallesi ,1 ada, 477 parselde kayıtlı 4. kat 11 nolu bağımsız bölümün rapor tarihi itibariyle rayiç bedeli 5.000.000.-TL olabileceği, bu taşımamızın satış tarihi olan 18.03.2021 tarihi itibariyle TÜİK endeksi kullanılarak tespit edilen değerinin ise 3.800.000 TL olabileceği gayrimenkul değerleme uzmanı bilirkişi tarafından usulüne uygun bir şekilde tespit edilmiş olup, bu taşınmazın tam hissenin toplamda 600.000 TL'ye satıldığı 18.03.2021 tarihli resmi senetten anlaşılmakla ispat edilen tek bu hususun bile TTK nın 630. maddesinde öngörülen davalı şirket müdürünün azli yönünden haklı nedenlerin oluştuğu kabul edilip, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bilirkişi raporu ve mahkemece yapılan inceleme karar vermeye elverişli değildir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince, bir TTK mevzuatı nitelikli hesaplamalar uzmanı, bir mali müşavir ve bir gayrimenkul değerleme uzmanından oluşan bilirkişi heyetinden, dava dışı şirketin ticari defterleri de incelenerek tarafların iddia ve savunmaları kapsamında ve bilirkişi raporuna yapılan itirazlar da değerlendirilmek suretiyle rapor alındıktan sonra ve ortaklıktan çıkarma davası da gözetilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Hal böyle iken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir." şeklinde karar verilmiştir.
Kaldırma üzerine Mahkememizce yeniden oturum günü tayin edilmiş, taraflara tebliğ edilmiş, tayin edilen gün, bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devamla esas hakkında hüküm tesis edilmiştir.
Kaldırma sonrası Mahkememizce Bölge Adliye Mahkemesi ilamı doğrultusunda alınan gayrimenkul değerleme uzmanı, mali müşavir ve nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişisi heyetinin 30.05.2024 tarihli kök raporunda özetle; 18/03/2021 tarihinde taşınmazın değerinin 11.000.000 TL/ 3369,98/614,93-2.007.201 TL olarak hesaplandığı, inceleme günü tarafların hiçbirinin incelemeye gelmediği, dava dışı şirketin ticari defterleri ibraz edilmediği, 2 haftalık kesin süre içerisinde de yerinde inceleme talebinde bulunulmadığı gerekçeleriyle dava dışı şirketi ticari defter kayıtları üzerinde herhangi bir inceleme, tespit ve değerlendirme yapılamadığı, şirket müdürünün azli açısından TTK m. 630 düzenlemesine “haklı sebep” kavramının temel teşkil ettiği, yukarıda açıklanan gerekçelerle mali inceleme yapılamadığı için Bölge Adliye Mahkemesi'nin 43. Hukuk Dairesi'nin 14.09.2023 tarihli ve E. 2022/1183 K. 2023/801 sayılı kararında belirtildiği şekilde görüş bildirilemediği belirtilmiştir.
Gayrimenkul değerleme uzmanı, mali müşavir ve nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişisi heyetinin 09/07/2025 tarihli ek raporunda özetle; Yapılan ek inceleme ve değerlendirmeler ile rapor içerisinde yer verilen nedenlere binaen; incelenen dava dışı şirkete ait 2016-2017-2018-2019-2020-2021-2022 yılı ticari defterlerinin açılış ve yılsonu kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırılmış olduğu, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, dava dışı şirkete ait ticari defter kayıtlarından tespit edildiği şekli ile 3 adet taşınmazın satış/maliyet tutarlarının aşağıdaki gibi olduğu,
SATIŞ
MALİYET
...
594.059,40
550.000,00
... ...
554.455,45
515.000,00
... ...
519.801,98
500.000,00
Satılan taşınmazlar sonrasında, dava dışı şirket uhdesinde kalan satılmamış taşınmazların bakiye maliyet tutarının üzerine, davalı yanın dava dışı şirketten olduğu ileri sürülen 50.446.457,17-TL tutarındaki alacağı tahakkuk ettirilerek, davalı yanın 331 numaralı “ortaklara borçlar” hesabında dava dışı şirketten alacaklı hale geldiği, dava dışı şirket muhasebe yetkililerine söz konusu kaydın dayanağı sorulduğunda dayanak belgenin, davacı yan tarafından imzalanan 22.05.2018 tarihli “mutabakat” belgesi olduğu belirtilmiş olmakla, fotokopi belgede gö şekli ile dava dışı şirketin üstlendiği inşaat işleri süresince davalı yanın tüm maliyetleri kendisinin karşıladığından bahisle şirketten 4.112.921,00 USD alacaklı olduğunun belirtildiği, belgede davacı yan ismi altında tatbik edilmiş imzanın yer aldığı, rapor içerisinde gerekçelerine yer verilen nedenlerle, bahse konu “mutabakat” belgesinin geçerli olduğu mahkemece benimsenir ise, davalı yanı dava dışı şirkette kayden alacaklı duruma getiren işlemlerin muhasebesel olarak geçerli (kur hesaplaması şirket lehine olduğundan eksik tutar göz ardı edilmek sureti ile) olacağı, aksi taktirde yapılan kaydın ve buna dayalı davalı alacağının yerindeliğinden bahsedilemeyeceği değerlendirilmiş olmakla takdirin mahkemeye ait olduğu, 18/03/2021 tarihinde sözleşmesi imzalanan 02/04/2021 tarihinde iki ayrı fatura ile toplam 600.000 TL olarak görünen gayrimenkulün 2.007.201 TL değer tespit edildiği, 02/03/2020 tarihinde fatura edilmiş gayrimenkulün fatura bedeli 560.000 TL olmakla beraber fatura tarihinde 1.556.915 TL 67 Kuruş olarak değer takdir edildiği, 02/07/2020 tarihinde fatura edilmiş gayrimenkulün fatura bedeli 525.000 TL olmakla beraber fatura tarihinde 1.053.982 TL 88 Kuruş olarak değer takdir edildiği, buna göre dava konusu taşınmazların KDV hariç satış bedelleri toplamı (1.668.316,83 TL/237.721 USD) ile teknik üyemiz tarafından satış tarihleri itibarıyla belirlenen rayiç değerleri toplamı (4.618.099,55 TL/649.747 USD) arasında 2.949,782,72 TL/412.026 USD fark bulunduğu, Yargıtay. 11. H.D'nin 08/03/2018 tarihli ve E. 2016/7714 K. 2018/1804 sayılı kararı kapsamında yapılan görevlendirme uyarınca; temsil ve yönetim kayyımı atanmasına ilişkin olarak yargı kararlarında görüş birliği bulunmadığı bu hususta tespit edilen muhtelif karar ve doktriner görüşlerin “Limited Şirkette Müdürün Azline İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında herhangi bir şekilde hukuki görüş beyan edilmesi söz konusu olmaksızın Sayın Mahkemenin takdirine sunulduğu belirtilmiştir.
Uyuşmazlığa uygulanması gereken TTK'nun 630.maddesi;
"Genel kurul, müdürü veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabilir.
Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur. Görevden alınan yöneticinin tazminat hakları saklıdır." hükmünü içermektedir.
Şirket müdürünün yetkilerinin geri alınması ve sınırlandırılmasında; genel kurulun birçok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağrılması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kar payının sürekli azalması, ortaklar arasındaki şiddetli geçimsizlik, şirketin devamlı olarak kar getirmemesi, şirketin amacının gerçekleşmesinde ekonomik ve hukuki imkansızlık, kanun esas sözleşme ve genel kurul kararlarının yerine getirilmemesi veya sürekli şeklinde ihlali, uzun yıllar ciddi bir faaliyetin olmaması gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilmektedir.
TTK'nun 614.maddesi; "Her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir." hükmünü içermektedir.
Bunun yanında, TTK'nun 630.maddesi gereğince davalı şirket müdürünün yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılması için haklı nedenlerin bulunup bulunmadığının kanıt yükümlülüğü, iddiayı ileri süren davacı ortağa aittir.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde;
Mahkememizce yapılan yargılama ve toplanan delillerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının ileri sürdüğü azil gerekçelerinin Türk Ticaret Kanunu'nun 630. maddesi anlamında haklı sebep oluşturmadığı tespit edilmiştir.
A- İLERİ SÜRÜLEN DOKUZ ADET AZİL GEREKÇESİ, AŞAĞIDA AÇIKLANAN HUKUKİ DEĞERLENDİRMELER ÇERÇEVESİNDE YERİNDE GÖRÜLMEMİŞTİR.
I. RIZA VE ONAY
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davacı 22.05.2018 tarihli mutabakat belgesini bizzat imzalamış ve bu belge ile davalının 4.112.921 USD tutarındaki alacağını onaylamıştır. Bu alacağın şirketin inşaat faaliyetleri süresince yapılan ve belgelenemeyen harcamalardan kaynaklandığı belgede açıkça belirtilmiş olup, davacının imzası bu kayıt dışı sistemi bilerek ve isteyerek kabul ettiğini göstermektedir. Davacının 22.05.2018 tarihli mutabakat belgesindeki imzasına ne bu dosyamızda ne de .... AHK'nin 2022/... esas sayılı dava dosyasında bir itirazı olmamıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun ikinci maddesi uyarınca, herkesin haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uygun hareket etmesi gerekmektedir. Davacının 2018 yılında bizzat onayladığı kayıt dışı sistemi, yıllar sonra azil gerekçesi yapması çelişkili davranış yasağına ve dürüstlük kuralına aykırıdır. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Kendi onayladığı sisteme dayanarak azil hakkını kullanmak, bu hakkın tanınma amacıyla bağdaşmamaktadır.
Türk hukukunun temel ilkelerinden biri olan kişinin kendi kusuruna dayanamama ilkesi gereğince, davacı mutabakat belgesini imzalayarak kayıt dışı işlemlere katılmış ve bu durumu onaylamıştır. Şimdi bizzat kendi kusurlu davranışının sonuçlarını ileri sürerek azil talep etmesi hukuken mümkün değildir.
Bu gerekçeyle de reddedilen azil nedenleri:
- Haksız kazanç elde etme iddiası reddedilmiştir çünkü davacı davalının alacağını mutabakat belgesi ile bizzat onaylamıştır.
- Mali tabloların şeffaflık eksikliği iddiası reddedilmiştir çünkü davacı kayıt dışılığı mutabakat belgesi ile bizzat kabul etmiş ve bu sisteme rıza göstermiştir.
- Özen ve bağlılık yükümlülüğü ihlali iddiası kapsamında kayıt dışılık hususu reddedilmiştir çünkü her iki taraf da aynı kayıt dışı sistemde yer almış olup karşılıklı kusur söz konusudur.
II. HAKLI SEBEP TESPİTİNDE ŞİRKET MENFAATİ ANALİZİ
Türk Ticaret Kanunu'nun 630/3. fıkrası uyarınca haklı sebep, müdürün görevde kalmasının şirket için çekilmez hal oluşturduğu durumlarda söz konusudur. Haklı sebebin tespitinde asıl ölçüt, şirket menfaatinin korunup korunmadığı ve müdürün yönetim yetkisinin devamının şirketin amacına ulaşmasını sağlamayı hala mümkün kılıp kılmadığıdır.
Türk Ticaret Kanunu'nun 614. maddesi uyarınca pay sahipleri şirketten bilgi alma ve inceleme hakkına sahiptir. Bu hakkın engellenmesi, niteliği itibariyle müdürün özen ve bağlılık yükümlülüğünü ihlal edebilir.
Davacının denetleme ve bilgi alma hakkının engellendiğine ilişkin iddialarının incelenmesinde, ihlalin ağırlığı şu kriterler çerçevesinde değerlendirilmiştir:
1. Engellemenin niteliği ve kapsamı: Dosya kapsamında incelenen belgelerden, davacının bilgi talep ettiğine ve bu talebin reddedildiğine dair yazılı delil bulunamamıştır. Davacı tarafından sunulan deliller, sistemik ve sürekli bir engelleme olduğunu değil, genel iddialar içermektedir.
2. Şirket menfaatine etkisi: Mahkememizce atanan kayyumun raporunda, şirketin altı adet gayrimenkule sahip, borçsuz, düzenli kira geliri elde eden bir yapıda olduğu tespit edilmiştir. Bu tespit, şirket işleyişinde ciddi bir aksaklık olmadığını göstermektedir.
3. Güven ilişkisinin bozulması: Davacının mutabakat belgesi ile şirket işleyişini onaylamış olması, daha sonra aynı işleyişi azil gerekçesi yapmasının güven ilişkisini bozduğu iddiasını zayıflatmaktadır.
4. Çekilmezlik hali: Tek veya birkaç engellemenin varlığı halinde bile, bu engellemenin müdürle şirket arasındaki ilişkiyi çekilmez hale getirip getirmediği değerlendirilmelidir. Somut olayda, davacının %5 pay sahibi olması, şirketin borçsuz ve aktif sahibi olması, iddia edilen engellemenin şirketi çekilmez hale getirmediğini göstermektedir.
Denetleme hakkının engellenmesi iddiası, yazılı delil eksikliği ve şirket menfaatine ciddi etki göstermemesi nedeniyle haklı sebep oluşturmamaktadır.
Türk Ticaret Kanunu uyarınca müdür, genel kurulda pay sahiplerine şirket işleri hakkında bilgi vermekle yükümlüdür.
Somut olayda değerlendirme:
1. İhlalin varlığı: Davacı, müdürün kendisine bilgi vermediğini iddia etmekte ancak hangi konularda, hangi tarihlerde bilgi talebinde bulunduğunu ve bu taleplerin nasıl reddedildiğini belgeleyen somut delil sunmamaktadır.
2. Ağırlık değerlendirmesi: Türk Ticaret Kanunu'nun altı yüz otuzuncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ağır bir şekilde" ibaresi, ihlalin niteliğine ve şirket menfaatine etkisine işaret eder. Yerleşik Yargıtay içtihadına göre, tek bir ciddi ihlal bile haklı sebep oluşturabilir; ancak bu ihlalin şirketin müdürü görevde tutmasının makul olmayacağı kadar ağır olması gerekir.
3. Şirket menfaati testi: Kayyum raporunda tespit edilen şirketin düzenli işleyişi ve borçsuz yapısı, bilgi verme yükümlülüğünün ihlalinin -eğer varsa- şirket menfaatini ciddi şekilde zedelemediğini göstermektedir.
Bilgi verme yükümlülüğü ihlali iddiası, somut delil eksikliği ve şirket menfaatine ağır etki göstermemesi nedeniyle haklı sebep oluşturmamaktadır.
Türk Ticaret Kanunu'nun 626/1 fıkrası uyarınca müdürler, şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlüdür.
Somut olayda değerlendirme:
1. Çıkar çatışması analizi: Mahkememizce yapılan incelemede, müdürün şirket menfaati ile kendisinin veya üçüncü kişinin menfaatini çatıştırdığına dair somut delil tespit edilememiştir. Davalının %95 hissedar olması, şirket menfaatini koruma konusunda en yüksek motivasyona sahip olduğunu göstermektedir.
2. Güven ilişkisi: Davacının iki bin on sekiz yılında imzaladığı mutabakat belgesi, şirket işleyişini onayladığını göstermektedir. Müdürün güven duygusuna aykırı davranışlar sergilediği iddiası, davacının kendi onayı ile çelişmektedir.
3. Genel kurul yetkisine tecavüz: Dosya kapsamında, müdürün genel kurul yetkisine giren konularda tek başına karar aldığına dair delil bulunmamaktadır.
4. Karşılıklı kusur: Her iki tarafın da kayıt dışı sistemde yer aldığı mutabakat belgesi ile sabittir. Bu durumda, sadece müdürün özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini iddia etmek çelişkilidir.
Özen ve bağlılık yükümlülüğü ihlali iddiası, somut delil eksikliği, karşılıklı kusur ve şirket menfaatine ağır etki göstermemesi nedeniyle haklı sebep oluşturmamaktadır.
Türk Ticaret Kanunu'nun altı yüz otuzuncu maddesinin üçüncü fıkrası, "şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneğin kaybı"nı haklı sebep örneği olarak göstermektedir.
Somut olayda değerlendirme:
1. Yetenek kaybının objektif değerlendirmesi: Yetenek kaybı, müdürün şirketi aktif olarak yönetme, üst düzeyde yönetim ve gerekli talimatları verme kabiliyetini kaybetmesi halinde söz konusudur. Bu değerlendirme yapılırken, müdürün mevcut yönetim kabiliyeti ve gelecekte görev yapabilirliği ölçüt alınmalıdır.
2. Kayyum raporu değerlendirmesi: Kayyum raporunda tespit edilen şirketin altı adet gayrimenkule sahip, borçsuz ve düzenli kira geliri elde eden yapısı, şirketin iyi yönetildiğini gösteren önemli bir delildir. Müdürün şirketten uzun süre uzak kaldığına veya işleyişi engelleyecek şekilde ilgilenmediğine dair somut delil bulunamamıştır.
3. Mali sonuç: Öğretide baskın görüş, yetenek kaybında şirketin zarar görmesinin şart olmadığı yönündedir. Ancak şirketin borçsuz ve düzenli gelir elde eden yapısı, yetenek kaybı iddiasının aksine güçlü bir emaredir. Davacı, müdürün yeteneksiz olmasına rağmen şirketin nasıl bu durumda olabildiğini makul şekilde açıklayamamıştır.
Basiretsizlik ve yetenek kaybı iddiaları, hem somut delil eksikliği hem de şirketin mevcut durumunun bu iddiaları çürütmesi nedeniyle haklı sebep oluşturmamaktadır.
Tüm bunlara göre bu azil nedenleri mahkememizde sunulan deliller ile ispatlanamadığı gibi haksız borçlandırma , alacak iddiası, bilgi alma ve inceleme hakkı engellenmesi , zarar iddialarına ilişkin bir mahkeme kararı da ibraz edilmemiş olup, bilgi alma hakkını, 614. maddesi ise bu hakkın engellenmesi halinde açılacak özel davayı düzenlemiş olup bu madde uyarınca özel inceleme davası ile, engellemenin varlığı tespit edilmemiş, inceleme yapılmamış, sistemik engelleme tespit edilmemiştir. Mahkememiz, davacının bu özel dava yolunu kullanmadan doğrudan azil davası açtığını tespit etmiştir. Özel inceleme davası yolu tüketilmeden ve sistemik engelleme hukuki bir kararla tespit edilmeden, salt engelleme iddiasıyla azil talebinde bulunulması hukuka aykırıdır. Bununla birlikte, Türk Ticaret Kanunu'nun630. maddesi uyarınca haklı sebep tespitinde mahkeme tüm delilleri değerlendirme yetkisine sahip olduğundan, yukarıda yapılan inceleme ile engellemenin haklı sebep oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmiş ve haklı sebep oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.
B- TAŞINMAZ BEDELLERİNİN TAPUDA DÜŞÜK GÖSTERİLMESİ GEREKÇESİNE DAYALI AZİL TALEBİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
TTK m. 630/2 uyarınca her ortak, haklı sebeplerin varlığında yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. TTK m. 630/3'e göre yöneticinin özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi haklı sebep oluşturur.
Haklı sebep kavramı, müdürün görevde kalmasının şirket için çekilmez hal almasına neden olan durumları ifade eder.Bu davada incelenmesi gereken, ilgili müdürün yönetim ve temsil yetkisinin korunmasının şirketin amacına ulaşmasını sağlamayı hala mümkün kılıp kılmadığıdır. Dolayısıyla haklı sebebin varlığı, dava açan ortak açısından değil şirket menfaati açısından değerlendirilmelidir.
Davacı, davalı müdür tarafından üç adet taşınmazın satış bedellerinin tapuda düşük gösterildiğini, bu şekilde kayıt dışı bırakılan tutarın ortaklara dağıtılmadığını ve davalının zimmetinde kaldığını ileri sürerek bu hususun azil sebebi oluşturduğunu iddia etmektedir.
Somut olayda iki ayrı hukuki durumun titizlikle ayırt edilmesi gerekmektedir:
1. Kayıt Dışı Muhasebe Sisteminin Kullanılması
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davacı 22.05.2018 tarihli mutabakat belgesini bizzat imzalamış ve bu belge ile davalının 4.112.921 USD tutarındaki alacağını onaylamıştır. Mutabakat belgesinde "şirketin inşaat faaliyetleri süresince yapılan ve belgelenemeyen harcamalardan kaynaklanan alacak" ifadesi yer almakta olup, davacının imzası kayıt dışı muhasebe sisteminin varlığını bilerek ve isteyerek kabul ettiğini göstermektedir.
Önemle belirtilmelidir ki, davaya konu üç taşınmazın satışı 22.05.2018 tarihli mutabakat belgesinden sonra gerçekleşmiştir. Dolayısıyla davacı, bu satışlar gerçekleşmeden önce kayıt dışı sistemin mevcudiyetini kabul etmiş ve bu sisteme dayalı hesaplaşmayı onaylamıştır.
TMK m. 2 gereği dürüstlük kuralı ve çelişkili davranış yasağı (venire contra factum proprium) uyarınca, davacı kendi kusurlu davranışının (kayıt dışı sistemi kabul etmesi) sonuçlarından yararlanmaya çalışamaz. Davacının önce sistemi onaylayıp sonra aynı sistemin varlığından şikayetçi olması hukuken kabul edilemez.
Bu nedenle, kayıt dışı sistemin varlığı tek başına davacı tarafından azil nedeni olarak ileri sürülemez.
2. Kayıt Dışı Bırakılan Tutarın Davalı Uhdesinde Bırakılması İddiası
Bununla birlikte, kayıt dışı sistemin varlığına davacının muvafakati, müdürün bu sistemi kullanarak şirket parasını uhdesinde tutması iddiasını aklamaz. Bunlar iki ayrı hukuki durumdur.
TTK m. 626/1 uyarınca müdür, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlüdür. Ancak bu hususa ilişkin azil iddiaları , somut delillerle ispatlanmalıdır.
TMK m. 6 ve HMK m. 190 gereği haklı sebebin varlığını ispat yükü, bunu ileri süren davacı ortağa aittir. Davacının ispatlaması gereken:
1. Kayıt dışı bırakılan tutarın ne olduğu
2. Bu tutarın ortaklara dağıtılmadığı
3. Müdürün bu tutarı zimmetinde tuttuğu
4. Şirket menfaati yerine kendi menfaatini tercih ettiği
Somut olayda;
Kayıt dışı bırakılan tutar bilirkişi tarafından hesaplanmış ve rayiç değerler tespit edilmiştir.
Aynı taraflar arasında, aynı taşınmaz satışlarına ilişkin olarak davacı ...tarafından açılan alacak davasında .... Asliye Hukuk Mahkemesi kesin hükmüyle şu tespiti yapmıştır:
- 22.05.2018 tarihli mutabakat belgesinden önceki 1 taşınmaz satışı gerek ise 22.05.2018 tarihli mutabakat belgesinden sondaki davamızı da konusu olan taşınmazı satışları incelenmiş, e rayiç değerler tespit edilerek taşınmaz satışlarındaki kayıt dışı bırakılan tutar bilirkişi tarafından hesaplanmış
- Taraflar arasındaki sözleşmede belirlenen maliyet, yapılan taşınmaz satışları ile karşılanmış
- Kira gelirlerinin inşaat maliyetinden mahsup edileceği sözleşmede kararlaştırılmış
- Dava tarihi itibariyle davacının ortaklıktan alacağının bulunmadığı tespit edilmiştir.
Bu hüküm, davacının zimmet iddiasını hükmen çürütmektedir, zira davacının alacak talebi, kayıt dışı bırakılan tutarın kendisine verilmediği iddiasına dayanmakta olup, bu talebin reddi, söz konusu tutarın ortaklık hesapları içinde hesaba katılmış ve davalının zimmetinde kalmadığı anlaşılmıştır.
Öğretide baskın görüş, müdürün haklı sebeple görevden alınması için şirketin zarar görmesinin şart olmadığı yönündedir. Ancak şirket zarara uğramışsa, bu zararla müdürün davranışı arasında illiyet bağı bulunmalıdır.
Somut olayda:
- Zarara uğradığı ispat edilememiştir (... kararı)
- Müdürün şirket menfaati yerine kendi menfaatini tercih ettiği kanıtlanamamıştır
- Kayıt dışı bırakılan tutarın müdürün zimmetinde kaldığı ispatlanamamıştır
- Aksine ... kararı, davacının alacak talebini reddetmiştir
Tüm bu gerekçelerle:
Haklı sebep değişken içerikli ve nisbi bir kavram olup, somut olayın tüm koşulları değerlendirilmelidir. Bu davada davacının kendi kusurlu davranışı (mutabakat belgesi), ...'nin hükmü ve şirket zararının olmaması birlikte değerlendirildiğinde, müdürün görevde kalmasının şirket için çekilmez hal teşkil etmediği taşınmaz bedellerinin tapuda düşük gösterilmesi gerekçesine dayalı azil talebinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Tüm bu nedenlerle sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken maktu 615,40-TL harcın, peşin alınan 59,30-TL harçtan mahsubu ile bakiye 556,10-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan 250,00-TL yargılama giderinin, davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.18/09/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır