İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/591 K.2024/548
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/591
KARAR NO : 2024/548
DAVA : Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı)
DAVA TARİHİ : 23/08/2024
KARAR TARİHİ : 23/08/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilimin babası muris ------ T.C. Kimlik numaralı ... 25.03.2024 tarihinde vefat etmiştir. Davalı ise murisin torunudur. Muris ... sağlığında davalı torunu ile gizli bir ilişkiye girerek, müvekkilimin ve diğer üç kız torununun hakkına tecavüz etmiş ve bir kısım taşınmazları torunu adına bağış yapmak istemesine rağmen tapuda satış göstermek suretiyle tescil ettirmiştir. Muris sahibi olduğu taşınmazları malik olduğu tarihten öldüğü tarihe kadar zilyetliğinde bulundurarak tasarrufta bulunmuştur. Ancak muris davalının etkisi ile mal kaçırmak kastı ile ve esasında bağışlama amacı ile davaya konu taşınmazı öz ve öz torunu olan davalı ... komik sayılacak bedel karşılığı satmıştır, daha doğrusu satış göstermiştir. Fakat muris söz konusu taşınmaz üzerindeki zilyetlik ve tasarruf yetkisini davalıya vermemiş kendi uhdesinde tutmuştur. Buradaki amaç, dava konusu taşınmazın miras terekesinden çıkarıp davalı ...'a bağışlamaktan ibarettir. Keza henüz öğrencilikten çıkıp askere gitmiş ve askerden yeni dönmüş olan ve 27-28 yaşında bulunan, herhangi bir geliri olmayan davalının söz konusu taşınmazı alabilecek maddi gücü de bulunmamaktadır. Yine murisin söz konusu taşınmazı satmasını gerektirecek bir durum vuku bulmadığı gibi terekeden de satış bedeli çıkmamıştır. Yine gerçek amaç bağışlama olduğundan para alış verişi olmadığı gibi bedel de oldukça düşüktür. Ekli mirasçılık belgesinden de anlaşılacağı üzere söz konusu muvazaalı olarak devredilen taşınmaz üzerinde müvekkilimin 3/8 oranında yasal hakkı mevcuttur. Muris tarafından bağışlanmak istenen taşınmaz 06.06.2012 tarih ve ----- Yev. Numaralı işlem ile komik bir bedelle satış gibi gösterilerek davalı adına tescil ettirilmiştir. Davalı aldığı bu taşınmazları 2015 yılında tevhit ettirmiş ve bir müteahhit ile Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi akdetmiş, nihayetinde 28.12.2016 tarih ve ----- Yev. Numaralı işlem ile müteahhide kısmen temlik etmiştir. Mütaahhit sözleşme kapsamında binayı inşa ederek davaya konu taşınmazlar ile --- Blok----- nolu dükkanı davalıya vermiştir. Ancak yapmış olduğumuz araştırmalar neticesinde işbu dükkanın davalı tarafından satıldığını öğrendik. Mahkemenizce tapu kayıtları celp edildiğinde işbu dükkan satılmış ise dükkanın dava tarihindeki değerinin 3/8 hissesinin bedeli dava konusu edilecektir. Satılmadı ise bizzat kendisi dava konusu edilecektir. Bu nedenle dava konusu taşınmazların tüm evveliyatları ile birlikte tapu kayıtları, satış senetleri, ifraz ve tevhit işlemleri ile akdedilen kat karşılığı sözleşmesinin celbini talep ederiz. İşbu mal kaçırma hususunu öğrenen müvekkilim davalıdan şifaen miras haklarını talep etmişse de olumlu bir sonuç alamamıştır. Bunun üzerine paniğe kapılan davalı halihazırda üzerine kayıtlı olan dava konusu taşınmazları satış hazırlıklarına girişmiştir. Daha önce dükkanı satan davalı daireleri de satmak üzere girişimlere başlamıştır. Muristen muvazaalı şekilde yer alan, aldığı yerden dükkanı satıp bedelini kullanan davalının bu taşınmazları da elden çıkarması oldukça kolaydır. Bu nedenle öncelikle ve ivedilikle taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulmasını talep ediyoruz. Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla aralarında gerçek iradelerine uymayan, görünüşte geçerli olmasına rağmen, kendi aralarında hüküm ifade etmeyen bir sözleşme yapma konusunda anlaşmalarıdır. Muris muvazaası, miras bırakan ile lehine tasarrufta bulunulan karşı tarafın, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla aralarında yaptıkları gizli anlaşmaya dayanan (bağış sözleşmesi genellikle görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle gizlenmektedir) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada, miras bırakan, gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek; gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapuda yaptığı resmi sözleşmede satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklayarak devretmektedir. Eş deyişle, muris muvazaası (mirastan mal kaçırma), bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla yaptığı karşılıksız kazandırmaları satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstermesidir. Buradaki temel amaç saklı paylı mirasçılarının ilerde tenkis davası açarak miras paylarını almalarını önlemektir. Yani miras bırakan gerçekte bağışlamak istediği mallarını satış karşılığında devretmiş gibi göstererek mirasçılarının ilerde dava açmasını önlemek istemektedir. Muvazaada görünüşteki işlem uygulamada satış, bağışlama veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak karşımıza çıkar. Bu işlemler miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla aslında gerçek iradelerine uygun olmayan, hüküm ve sonuç doğurmayacak şekilde yapılan işlemlerdir. Örneğin, mirastan mal kaçırmak için herhangi bir kimseye tapuda bir evini bağışlamış gibi devreden miras bırakanın amacı, saklı pay sahiplerinin ileride dava açmalarını engellemektir. Bu durumda taraflar, mirastan mal kaçırma amacıyla yapılan görünüşteki işlemin kendi aralarında hüküm ve sonuç doğurmayacağı hususunda anlaşırlar. Bu anlaşma sözlü olabileceği gibi yazılı da olabilir. Bunun en tipik örneği, mirasbırakanın malını bağışlamak istemesine rağmen mirasçıları aldatmak amacı ile bunu satış sözleşmesinin ardına gizlemesidir. Gizli sözleşme (bağışlama) aslında tarafların gerçek iradesine uygun olduğundan kural olarak geçerlidir. Burada gizli sözleşmenin şekil şartına bağlı olup olmadığı önem taşımaktadır. Gizli işlem tapusuz taşınmazlarda ve taşınır mallarda şekle bağlı değildir. Ancak tapulu taşınmazlarda resmi şekil şartına bağlı olduğundan ve ‘gizli sözleşmede’ bu şekle uyulmadığından geçersiz olmaktadır. Bu durumda davaya konu satış işlemlerinde 1.4.1974 gün ve 1/1 sayılı İBK kararında da belirtildiği üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanununun 213 ve Tapulama Kanununun 26. Maddesinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan geçersizdir. Muris muvazaasına dayalı davalarda şu hususlar araştırılmalıdır: Ömür boyu taşınmazını elden çıkarmayı düşünmeyen bir kimsenin ölümüne az bir zaman kala mirasçılarından birine temlik etmesi (satması) özellik taşıyan anlamlı bir davranıştır. Satış peşin para ile yapıldığı ve bedel oldukça yüksek bir miktardan ibaret bulunduğu halde müteveffanın terekesinden çok kere bir kuruş bile çıkmaz. Müteveffanın taşınmazını hangi nedenlerle satmak zorunda kaldığı, satın alanın, satış bedeli olarak gösterilen parayı ödeme gücüne sahip olup olmadığı, taşınmazın temellük tarihindeki gerçek bedeli ile satış bedeli arasında göze çarpan bir fark mevcut olup olmadığı, davalının çekişmeli taşınmazı alacak ekonomik güce sahip olup olmadığı, hususları araştırılmalıdır. Muris hayatı boyunca kullandığı ve üzerinde tasarrufta bulunduğu taşınmazı, hayatının son günlerine geldiğini düşünerek, torununa bağışlamak amacı ile tapuda satış göstermek suretiyle devretmiştir. Yapılan bu işlem mal kaçırma hilesine dayalı muvazaalı bir işlemdir. Tapuda gösterilen satış bedeli çok düşük olduğu gibi murisin terekesinden satış bedeli çıkmadığı gibi murisin bu denli bir harcama yaptığı da görülmemiştir. Bu husus da satışın gerçek bir satış olmadığını ortaya koymaktadır. Murisin söz konusu taşınmazı satması için bir neden bulunmamaktadır. Muris başka bir yatırım yapmamış ve borca sıkışmamış, nakite ihtiyaç duymamıştır. Aksine istisnasız her eski yaşayan gibi toprak satılmaz mantığı ile hareket etmiş ve asla taşınmaz satımı gerçekleştirmemiştir. Buna rağmen davalıya tapuda satış gösterilmesi de işlemin gerçek olmadığını ortaya koymaktadır. Davalı geliri olmayan bir kişidir, öğrencidir, askerden gelmiştir ve henüz 27-28 yaşındadır. Bu nedenle taşınmazı alabilecek maddi durumu yoktur. Taşınmazın gerçek bedeli ile tapuda gösterilen satış bedeli arasında 10 misliden fazla fark vardır. Bu kadar değerli bir taşınmazın tapuda gösterilen bedelde olabileceğinin düşünülmesi mümkün değildir. Açıklanan tüm bu nedenlerle taşınmazın muris tarafından torunu ... yapılan satış işlemlerinin muvazaalı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Tedbir talebimiz hakkında. Yukarıda izah edildiği üzere müvekkilim dava konusu taşınmaz üzerinde ekte yer alan mirasçılık belgesi uyarınca hak sahibidir. Davalı taşınmazı muristen muvazaalı olarak edinmiş ve hak talebi ve dava açılacağının bildirilmesi üzerine davayı konusuz bırakmak adına alelacele satış hazırlıklarına girişmiştir. Nitekim öncesinde dükkanı da satmıştır. Yani iyi niyetli üçüncü kişi elde etmek adına ikinci bir satış için muhatap arayışı içerisine girmiştir. Davalının huzurdaki davayı konusuz bırakmak amacıyla taşınmazı devretme ihtimali söz konusudur. HMK 389. Maddesinde: "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmüne yer verilmiştir. Davalı taşınmazları elden çıkardığında müvekkilimin kök murisinden kalan taşınmaza kavuşma imkanları kalmayacaktır. Bir nevi haklarını elde etmeleri imkansız hale gelecektir. Bu kapsamda kanunda ihtiyati tedbir için aranan tüm şartlar somut olayda gerçekleşmiş durumdadır. Açıklanan nedenlerle davanın konusuz kalmaması ve müvekkilimin hakkının kaybolmaması için dava konusu taşınmaz üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir şerhi konulmasını karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe:
Dava haksız tapu devrine dayanılarak açılmış tapu iptal ve tescil davasıdır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde,bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara, Ticaret Mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesine göre tarafların sıfatına veya bir ticari işletme olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari dava olarak sayılan davalar mutlak ticari dava; tarafların tacir sıfatını haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar ise nispi ticari davadır.
6102 sayılı TTK madde 5/3 maddesi gereğince Asliye Hukuk -Ticaret Mahkemesi arasındaki ilişkinin işbölümü değil artık görev ilişkisi olduğu hususu da tartışmasızdır.Yargıtay---- Hukuk Dairesinin 31/01/2019 tarih ---- Esas -----Karar sayılı ilamında:"Davacı arsa sahibi vekili, taraflar arasında 22.07.2003 tarihinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşme gereğince davalılara isabet eden villa tipi binaların arsa paylarına nazaran zeminde fiilen daha fazla yer ayrıldığını ileri sürerek muarazanın önlenmesini olmadığı takdirde tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
-----Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve ---- Esas ---- Karar sayılı kararı ile tarafların tacir olduğu, işin ticari iş ve tarafların işletmesiyle ilgili olduğu, uyuşmazlığın çözümünde ticaret mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karar kesinleşmiştir.
---- Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.10.2013 tarihli ve ---- Esas ----- Karar sayılı kararı ile davaya konu taşınmazlar üzerinde yönetim planı gereğince kat mülkiyetine geçildiği, 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun ek/1. maddesi uyarınca üzerinde kat irtifakı ya da kat mülkiyeti kurulu bulunan ana taşınmazlarla ilgili her türlü davaya değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karar kesinleşmiştir.
----- Sulh Hukuk Mahkemesinin 03.11.2015 tarihli ve ---- Esas ---- Karar sayılı kararı ile de, davanın arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin olduğu, tarafların TTK gereğince tacir olduğu, işin ticari iş ve tarafların işletmesiyle ilgili olduğu, uyuşmazlığın çözümünde ----- Ticaret Mahkemesi’nin görevli olduğu gerekçesiyle, davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine, olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Yargıtay -----. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, her iki tarafın tacir olduğu ve ihtilaf konusunun her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de bir davanın ticari dava olarak görülebilmesi için TTK.nın 4.maddesi uyarınca her iki tarafın tacir olması gerekir. Davacı ve davalı kooperatiflerin tacir olmadığı ve uyuşmazlığın Kooperatifler Kanunu’ndan kaynaklanmadığı görülmektedir. Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan muarazanın önlenmesi talebidir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri 6098 sayılı TBK'nın 434 vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmelerinin kendine özgü bir türüdür. Bu sözleşmelerin bir tarafı arsa sahibi diğer tarafı yüklenicidir. Bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri de Asliye Hukuk Mahkemesidir.O halde uyuşmazlığın ----- Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." belirtilmiştir.
Yargıtay ----- Hukuk Dairesinin 02/10/2017 tarih ----- Esas -----Karar sayılı ilamında:"Dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.----- Asliye Hukuk Mahkemesince, dava taraflar arasındaki ticari alacaktan (cari hesap) kaynaklanan tapu iptali ve tescil isteminden ibarettir. Kooperatifin kendi borcundan dolayı; borçlu bulunduğu ----- şirketine kooperatif aleyhine ----İcra Dairesindeki ----. ve -----İcra Müdürlüğünün -----sayılı dosyalarında yapılan takip nedeniyle davalı kooperatife ait dairenin kooperatif tarafından (kooperatif borcu nedeniyle) üzerine alınmayıp mal sahipleri üzerinde bırakılmasından dolayı tapu iptali ve tescil isteminden kaynaklanmakta olup, davacının diğer davalı Kooperatiften ticari alacağına dayandığı, davanın kaynağının cari hesap sözleşmesi olduğu, bu itibarla dava ticari davadır. Her ne kadar dava taşınmazın aynına ilişkin isede; talebin ticari borçtan dolayı tasarrufun iptali gibi değerlendirilmesi gerektiği, bu husus dikkate alındığında davacının davasının ticari dava olarak nitelendirilmesi gerektiği, her ne kadar davacı dava dilekçesinde ---- Asliye Hukuk Mahkemesi olarak iş bu davayı açmış isede; davanın ticari dava olduğu, bu nedenle ---- Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
----- Asliye Ticaret Mahkemesi ise dava mutlak ticari davalardan olmadığı gibi, tarafların sıfatı itibariyle de ticaret mahkemesinde görülmesini gerektirecek bir hal mevcut değildir. Dava esasen İ.İ.K.'nın 94/3 fıkrası gereğince açılan tapu iptali ve tescil davasıdır. Türk Ticaret Kanununda değil, İcra İflas Kanununda düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununda sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Yerleşik uygulama gereğince arsa sahibi ve müteahhit arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmeleri ticari dava sayılmaz. Zira sözleşmenin taraflarından biri olan arsa sahibi tacir değildir. Tacirler arasında gerçekleşmeyen ve ticari faaliyet kapsamında kalmayan eser sözleşmeleri de ticari dava sayılmaz. ----- Asliye Hukuk Mahkemesinin nitelendirmesi kabul edilse dahi tasarrufun iptali davalarının ticari dava olmadığı konusunda tereddüt yoktur. Bilindiği üzere her iki tarafı tacir de olsa tasarrufun iptali davaları asliye hukuk mahkemelerinde görülür.
Bir hususa da temas etmek gerekir ki davacı şirket bu davayı, eser sözleşmesinin tarafı olan müteahhit namına hareket ederek açmaktadır. Açacağı davada en fazla alacağını tahsile yetecek miktarda hak ve alacağın borçlu adına tescilini isteyebilir. Yani mülkiyet hakkının doğrudan sahibi değildir. Davacı alacaklının bu davayı açmak için önce icra dosyalarında talep açarak yetki belgesi alması, yani hak sahibini temsil etmeye hakkı olduğunu belgelemesi gerekir. Bu durumda asıl davacı kooperatif-müteahhit olacağına göre davanın nitelendirilmesi buna göre yapılmalıdır. Yani davayı icra takibinde alacaklı taraf değil, borçlu taraf durumundaki --- Konut Yapı Kooperatifi açsaydı dava hangi mahkemede görülecek idiyse, şimdi de o mahkemede, yani asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir. Unutmamak gerekir ki, kooperatifler tacir sıfatını taşımaz. Zira kooperatiflerin amacı ticaret yaparak kâr elde etmek değildir. Kooperatifler daha çok tacir olmayan kişiler tarafından kurulan bir çeşit yardımlaşma ve dayanışma örgütleridir. Nitekim kooperatiflerin tacir olmadığına dair çok sayıda Yargıtay kararı mevcuttur. Yalnız, Kooperatifler Kanunundaki özel hüküm sebebiyle kooperatif ve üyesi arasındaki davalar ticaret mahkemesinde görülmektedir. Somut olayda bu türden bir dava bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Somut olayda dava dilekçesinde özet olarak; davalılar arasındaki sözleşmeye istinaden ---- ili, ---- ilçesi, ---. ----- mevkiinde kain tapunun 29 pafta, 281 ada, 144 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde inşa edilen yapının anahtar teslimi tamamlanması şartıyla yüklenici kooperatife satışı konusunda gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye göre ---- numaralı daireler ve (----) blokta 1 nolu daire olmak üzere toplam 70 dairenin yüklenici kooperatife bırakıldığını, kat mülkiyeti veya kat irtifakı tapularının arsa sahibi adına çıktığını, müteahhitlere kalan bağımsız bölümlerin kat irtifakı satışı da tapuda arsa sahipleri tarafından yapıldığını, davalılardan ----- davacı şirkete olan yüklü miktardaki borcunu ödememek için bağımsız bölümleri arsa sahipleri üzerinden satarak mal kaçırdığını, davacı şirketin alacağını tahsil etmek için ----- İcra Müdürlüğünün ---- sayılı ve ----- sayılı dosyalarıyla takip başlattıklarını, kooperatife verilmesi gereken---- blok ---- nolu bağımsız bölümün halen arsa sahibi -----üzerine kayıtlı olduğunu, sözleşmeye göre kooperatife bırakılması gereken 70 dairenin bır kısmı halen tapuda arsa sahipleri üzerinde olduğunu, kooperatife isabet etmesi gereken ----- numaralı bağımsız bölümlerin arsa malikleri ----- ve ---- tarafından satıldığını, buna ilişkin tapu iptal istemleri saklı kalmak kaydı ile ---- adına kayıtlı (---- blok----- numaralı bağımsız bölüme ilişkin tapunun iptali ile davalı----- adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş olup, davacı kooperatifin ve davalıların tacir olmadığı uyuşmazlığın tarafların ticari faaliyeti ile ilgili olmadığı ve uyuşmazlığın temelinde tapu iptal, tescil istemi olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince -----. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE" belirtilmiştir.Yukarıda belirtilen kanun maddeleri ve anılan içtihatlar ışığında somut olaya gelindiğinde; davanın haksız tapu devrine dayanılarak açılmış tapu iptal ve tescil davası olduğu, talebin Kooperatifler Kanunu'ndan kaynaklanan bir talep olmadığı, yine davacının ve davalı kooperatifin tacir olmaması sebebiyle dava türü bakımından TTK'da sayılan mutlak ve nispi ticari davanın şartlarının oluşmadığı, özellikle az yukarıda belirtilen Yargıtay -----.Hukuk Daireleri içtihatlarında da vurgulandığı üzere bu tür uyuşmazlıkların asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekeceği, olayımızda ise tapu iptal ve tescil talebinin ticari ilişkiye dayanmadığı anlaşıldığından mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemenin ----- Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğuna karar vermek gerekmiştir.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 138. Maddesi Gereğince: ''(1) Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir. ''Ayrıca her ne kadar iş bu dosyaya henüz duruşma günü tayin edilmemiş ise de usulen dinlenmesi mümkün olmayan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş olup, dava şartlarının hakim tarafından yargılamanın her aşamasında resen incelenmesi gerektiğinden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın 6100 sayılı HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereği usulden REDDİNE,
2-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
3-Görevli ve yetkili mahkemenin ----- Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğuna,
4-Hukuk Muhakemeleri Kanunu 20. Maddesi gereğince kararın kesinleşmesine müteakiben iki hafta içinde talep halinde dava dosyasının yetkili ve görevli mahkeme olan ----- Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, aksi halde aynı madde gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına (kararın tebliği ile ihtarat yapılmış sayılmasına), bu usuli kararın verilmesi ve bu kararla birlikte harç hususunun re'sen karara bağlanması hususlarının re'sen gözetilmesine; re'sen gözetilmesi gereken hususlar dışında kalan yönlerden ise gerekirse talebe bağlı olarak değerlendirme yapılmasına,
5-Süresinde başvuruda bulunulması halinde yargılama harç ve giderlerinin 6100 Sayılı HMK 331/2. maddesi gereğince görevli ve yetkili mahkemede verilecek nihai kararla birlikte değerlendirilmesine,
6-Davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin görevli ve yetkili mahkemede değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ----- Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesi nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verildi.