İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2024/158 K.2024/234
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/158 Esas
KARAR NO: 2024/234 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2023/557 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİHİ: 24/11/2023 (Ara Karar)
TALEP: İHTİYATİ TEDBİR
KARAR TARİHİ: 08/02/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: ASIL DAVADA İhtiyati tedbir talep eden davacılar vekili dava dilekçesi ile; davalı şirket .....A.Ş.'nin erteleme nedeniyle 24/05/2023 tarihinde yapılan 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkillerinin itiraz ve muhalefetine rağmen genel kurul tarafından oy çokluğuyla alınan gündemin 3. maddesi uyarınca kanuna aykırı olarak düzenlenen 2022 yılı şirket bilançosu ve kar-zarar hesaplarının oy çokluğuyla onaylanması kararı, gündemin 4. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinden ... A.Ş ve ... A.Ş'nin oy çokluğuyla ibrası kararı, gündemin 5. maddesi uyarınca yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi, ücret ve pirim haklarının belirlenmesi kararı, gündemin 6. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerine şirket konusu işlerle iştigal etmelerine müsade edilmesi kararının TTK'nın 449. maddesi gereğince yürütmenin geri bırakılmasını talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVADA İhtiyati tedbir talep eden davacılar vekili dava dilekçesi ile; 24 Mayıs 2023 GK Toplantısı’nda alınan (3) sayılı kararın, (4) sayılı kararın ...’ın ibra edilmemesine ilişkin kısmı hariç kalmak üzere diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine ilişkin kısmının, (5) sayılı gündem maddesi uyarınca alınmış yönetim kurulu üyelerinin yeniden seçilmesi kararı ile yönetim kurulu üyelerine fahiş ücret ve prim takdir edilmesi kararının ve (6) sayılı kararın TTK’nın 449 uncu ve HMK’nın 389 ve devamı maddeleri uyarınca yürütmelerinin geri bırakılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 24/11/2023 tarih ve 2023/557 Esas sayılı ara kararında;"Davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin değerlendirilmesi için TTK 449. Maddesi gereğince yönetim kurulu üyelerine tebligat çıkartılmıştır. Yönetim Kurulu üyesi ... beyan dilekçesinde, şirketin kuruluşundan itibaren yapılan müzakereler sonrası alınan kararların oybirliğiyle alındığını, şirketlerdeki hisseleri paylaşmaya yönelik taraflar arasında başlayan müzakerelerde kendisini sıkıştırmak amacıyla davacılar tarafından ...'e ve yönetiminde bulunduğu tüm aile şirketlerine davalar açıldığını, finanslarda ve bilançoda şirketin kar marjının çok yüksek olduğunu, bu başarılı tabloda yönetim kurulu olarak yoğun emek ve mesai harcadığını, şirketin işleyişinde hiçbir değişiklik olmamasına hatta şirketin sürekli büyümesine rağmen davacıların, şirketin işlerini zorlaştırmak için davalar açtığını, kötüniyetli hareketle yargılamanın en başında yürütmenin durdurulması talebinin şirketin ticari yaşamını durdurma tehdidi karşısında olduğunu, yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı yıldan bu yana sürekli olarak kar marjının arttığını, şirketin karını başkanlık yaptığı son 7 yılda 5 kat arttırdığını, şirketin kötü yönetildiği iddialarının haksız olduğunu, şirketin menfaati dışında en küçük bir işlem ve eylemde bulunmadığını, davacının haksız tedbir taleplerinin şirketin ticari faaliyetlerini olumsuz etkileyeceğini ve durma noktasına getireceğini belirterek tedbir talebinin reddine karar verilmesini istemiştir. Yönetim kurulu üyesi ... beyan dilekçesinde, şirketin kar marjının oldukça yüksek olduğunu, yönetim kurulu olarak yoğun emek ve mesai harcandığını, davacıların müvekkili şirkete karşı ileri sürdükleri kötü yönetimin şirketi zarara uğratma, sürdürülebilir riski gibi iddialarının müvekkili şirketle uzaktan yakından ilgisinin olmadığını, şirketin işleyişinde hiçbir değişiklik olmamasına hatta şirketin sürekli büyümesine rağmen davacılar tarafından şirketin işlerini sürekli zorlaştırmak amaçlı davalar açıldığını, şirketin finansal tabloları gerçeği yansıttığını, dürüst hesap verme/dürüst resim ilkesine uygun olarak hazırlandığını, şirketin menfaati dışında en küçük bir işlem ve eylemde bulunmadığını, davacının haksız tedbir taleplerinin şirketin ticari faaliyetlerini olumsuz etkileyeceğini ve durma noktasına getireceğini belirterek tedbir talebinin reddine karar verilmesini istemiştir. Yönetim kurulu üyesi olan ... A.Ş temsilcisi ... 'nün 04/09/2023 tarihinde vefat etmesi nedeniyle beyanı alınmamıştır. HMK 389. Maddesinde "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." denilmektedir.Dava dilekçesine ekli belgeler itibariyle yaklaşık ispat koşulu oluşmadığından ayrıca dava konusu olan genel kurul gündem maddelerinin durdurulmaması halinde şirket açısından telafisi imkansız zararlar açacak gündem maddeleri olmadığından ve yaklaşık ispat koşulu oluşmadığından ihtiyati tedbir talebinin reddine aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, ihtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmiş ve verilen ara karara karşı asıl davada ve birleşen davada ihtiyati tedbir talep eden davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl davada ihtiyati tedbir talep eden davacılar vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece ihtiyati tedbir taleplerinin reddedildiğini, bu ara kararın, kanun maddesini hatalı bir biçimde tekrar etmenin ötesinde bir gerekçe içermediğini, bu yönüyle kararın HMK’nın 294 vd. maddelerine aykırı olduğunu, ayrıca kararın aşağıda sayılan hususlar açısından da hatalı olduğunu, kararda, aynı cümle içerisinde iki defa yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığının belirtildiğini ancak bu tespitin dayanaklarının açıklanmadığını, telafisi imkansız zararın davacılar açısından değil sadece davalı şirket açısından değerlendirildiğini, davalı şirketin bilançolarının onaylandığı 28.06.2018 ve 05.05.2020 tarihli genel kurul kararlarının farklı mahkemelerce, bilançoların “dürüst resim ilkesi”ne aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini ancak finansal tablolardaki aykırılıkların davalı şirketçe düzeltilmediğini, bu nedenle davalı şirketin tüm güncel finansal tabloları, iptal edilen finansal tabloların yansımalarını içermekte olup netice olarak “dürüst resim ilkesi”ne aykırı olduğu hususunun mahkemece göz ardı edildiğini;Gündem maddeleri içerisinde telafisi imkansız zarara sebep olacak genel kurul kararı olmadığının belirtildiğini ancak davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin mali haklarına ilişkin (5) nolu madde ile aynı içerikte 2018 yılından bu yana alınan 3 genel kurul kararının farklı mahkemelerce dürüstlük ilkesine aykırı olduğu tespit edilerek iptal edildiğini ve her birinin yürütmesinin geri bırakılmasına karar verildiğini, 2018 yılından bu yana alınan tüm ibra kararlarının ve tüm Yönetim Kurulu üyelerine TTK’nın 395 ve 396. maddelerindeki yetkilerin verilmesine ilişkin kararların, farklı mahkemelerce kanuna aykırı bulunarak iptal edildiğini, anılan mahkemenin her ne kadar gerekçesinde, dava dilekçesi ekindeki belgeler itibariyla yaklaşık ispat koşulu oluşmadığından bahsetse de, açıkça kanuna ve dürüstlük ilkesine aykırı olan ve bu nedenle istisnasız bir biçimde iptal edilen kararlar hakkında yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediğinin belirtilmesinin isabetsiz olduğunu;Mahkemenin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin 24.11.2023 tarihli ara kararının gerekçesiz, eksik incelemeye dayalı ve hatalı olup kaldırılması ve 24.05.2023 tarihli genel kurulda alınan (3), (4), (5) ve (6) nolu kararlar hakkında TTK’nın 449. maddesi gereğince yürütmenin geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini, tedbir talebi gerekçelerinin aşağıda, her bir alınan genel kurulu kararı açısından ayrıca açıklandığını; Gündemin, Bilanço ve Kar/Zarar Hesaplarının Onaylanmasına ilişkin (3). maddesi hakkında; davalı şirketin Yönetim Kurulu üyelerinin tedbir talebi üzerine mahkemece alınan beyanlarında, davalı şirketin mali durumunun ne kadar iyi olduğundan ve şirketin cirosunun her sene arttığından bahsedildiğini ancak söz konusu beyanların yanıltıcı olduğunu, davalı şirketin cirosu yükselmiş olduğu halde bu durumun kar olarak yansımadığını, davalı şirketin brüt kar marjı bir önceki sene %36,89 iken %29,62’ye düştüğünü, aynı şekilde Esas Faaliyet Kar Marjının da %24,29’dan %19,10’a gerilediğini, davalı şirketin 2021 yılı öncesinde karda olan bir şirket olduğu halde 2021 yılında -4.555.964 TL zarar etmiş olup bu zararın 2022 yılında katbekat artarak -102.000.086 TL’yi bulduğunu, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin belirttiği ve başarılı olduğunu iddia ettiği tablonun kar üretmediğini, bununla birlikte davalı şirketin faaliyet giderleri içerisinde yer alan Genel Yönetim Giderlerinin toplam giderler içindeki payı %70,80 olup bunun da %67’sinin şirketin yöneticilerine ve yönetim kurulu üyelerine ödenen tutarlarla sağlanan menfaatler olduğunu, başka ifadeyle davalı şirketin kar üretmemesinin sebeplerinden birinin yönetim kurulu başkanı olan ...’a fahiş tutarlarda ödemeler yapılması olduğunu; Davalı şirket zararda olduğu halde, ...’ın %70 oranında pay sahibi olduğu ...Tic. A.Ş.’nden 2019 yılından bu yana toplam 1.466.353.307 TL tutarında gayrimenkul alımı yaptığını, davalı şirketin metal döküm şirketi olduğunu, bu gayrimenkulleri değerlendirecek altyapıya sahip olmadığını, faaliyeti kapsamında bu gayrimenkulleri almasının hiçbir gereği olmadığını, buna rağmen davalı şirketin gerçek değeri tartışmalı gayrimenkuller satın aldığını ve yaklaşık 1,5 milyar TL'yi, ... ’ın çoğunluk hissedar olduğu ...’ya örtülü olarak aktardığını, satışa konu gayrimenkullerin bir kısmının davalı şirketin talebi ile ... A.Ş. tarafından yapılan değerleme raporlarına dayanılarak devredildiğini, ancak bu şirketin verdiği raporların gerçeği yansıtmadığını, değerleme faaliyetinin kanunlara ve meslek kurallarına uygun olarak yerine getirilmediğini Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği’nin yaptığı tespitin ve buna göre aldığı disiplin kararı ile sabit hale geldiğini, davalı şirketin sipariş usulü hazırlattığı değerleme raporlarına dayanarak belirlediği gerçeğe aykırı bedellerden gayrimenkuller aldığını ve böylelikle ... A.Ş.’ne örtülü olarak kaynak aktardığını, gayrimenkullerin değerlerinin davalı şirketin kayıtlarında da gerçeğe aykırı olarak yazılmakta olup şirketin bilanço ve kar zarar tablolarının açıkça dürüst resim ilkesine aykırı olduğunu;... A.Ş.’yi finanse etmek amacıyla, davalı şirket kaynaklarıyla yapılan gayrimenkul satın alım işleminin davalı şirket pay sahiplerinin kardan pay alma hakkını ihlal eden, eşit işlem ilkesine aykırı, şirketi zararlandırıcı, bilanço ve kar/zarar tablolarının dürüst resim ilkesine aykırılığı neticesini doğuran bir işlem olduğunu, davalı şirketin ... başkanlığındaki yönetim kurulunun şirketin kaynaklarını, ...’ya aktarmakta olup “şirketler topluluğu” müessesini bu hukuka aykırı işlemler için bir dayanak olarak kullandığını, davalı şirketin finansal tabloları ve mali raporlarının bu durumu gizlemeye yönelik olarak hazırlandığını, gerçeğe ve dürüst resim ilkesine aykırı olduğunu, onaylanmasına ilişkin genel kurul kararının iptali gerektiğini;Davalı şirketin Bağlılık Raporunun incelenmesi neticesinde “garanti komisyonu” adı altında, ... A.Ş.’ne 19.574.125 TL ve ... A.Ş.’ne 19.640.265 TL tutarlarında ödemeler yapıldığının görüldüğünü ancak davalı şirketin, şirketler topluluğu, Holding, Grup şirket tanımları içerisinde bulunmamakta olup faaliyetlerine bağımsız olarak devam ettiğini, ortaklık ve yönetim yapısının da diğer şirketlerden farklılık arzettiğini, bu kapsamda davalı şirketin başka şirketlere kefalet/garanti vermesi ve almasının hukuka aykırı olduğunu, buna rağmen davalı şirketin kanuna aykırı olarak garantörlük komisyonu ödediği ve başka şirketlerden de yine aynı kapsamda komisyon bedeli aldığının görüldüğünü ancak garanti komisyonu bedeli ödenen ... ve ... gerçekte garanti verilen tutardaki borçları karşılama olasılığı olmayan şirketler olduğunu, bu şirketlerin verdikleri garanti/kefaletin, karşılığında ödenen komisyon bedellerini haklı kılacak kadar değeri olmadığını, öte yandan garantörlük komisyonu bedelinin uygun bedel ilkesine göre belirlenmesi gerekmekte olup bilançodaki bedelin ne şekilde belirlendiğinin, piyasa rayicinin araştırılıp araştırılmadığının, araştırıldıysa ne şekilde olduğu konularında müvekkillerine ve diğer ortaklara bilgi verilmemiş olup dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, sonuç olarak garantörlük komisyonu ödemelerinin ortaklardan mal kaçırma aracı olarak kullanıldığını;Davalı şirketin, ... A.Ş.’nden 1.068.657 TL’lik hizmet bedeli aldığının görüldüğünü, bu uygulama senelerdir devam etmekte olup çeşitli mahkemelerce bu hizmetin somutlaştırılmadığını, bu nedenle de şirketin finansal tablolarının dürüst resim ilkesine aykırı olduğunun tespit edildiğini, davalı şirket yetkililerince davalı şirketin hizmet faturalarının verilen hizmete göre değil şirketlerin gelirlerine göre fiyatlandırıldığının, gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğinin kabul edildiğini, ... ’ın çoğunluk payına sahip olduğu ... A.Ş.’nin gelirlerinin %90 veya daha fazlasının sadece gelirleri yüksek iki şirkete yüklenmesinin davalı şirket yöneticilerinin ikrarlarını desteklediğini, davalı şirketin Bağlılık Raporuna göre 2022 yılında “Kira ve Bina Yönetim Gideri” adı altında 4.798.255 TL ödediğini, davalı şirketin bunun 2.689.787 TL’sinin kira bedeli olduğunu belirttiğini, davalı şirketin kiraladığı alanın belli olmadığını, kiralanan alanın hesabı ile ödenen bina yönetim bedelinin de birbirleri ile örtüşmediğini, davalının, müvekkillerinin bu konuya yönelik sorularına net yanıt vermekten kaçındığını, bu durumun da davalı şirketin mali kayıtlarında ... Holding’e yapılan ödemelerde manipülasyon olduğunu gösterdiğini, istinafa konu ara kararda mahkemece dava dilekçesine ekli belgeler itibariyle yaklaşık ispatın gerçekleşmediği belirtilmişse de yukarıda açıklanan tüm hususların dava dilekçesinde detaylı olarak açıklandığını ve ekinde yer alan 38 adet belge ile desteklendiğini, yukarıdaki olgulardan sadece birinin dahi davalı şirketin finansal tablolarının dürüst resim ilkesine aykırılığı sonucunu doğurmakta olup ve dayanağı tüm belgelerin dava dilekçesi ekinde sunulmuşken bunların dikkate alınmamış olmasının eksik inceleme ile açıklanabileceğini;Gündemin Yönetim Kurulu Üyelerinin İbralarına ilişkin (4). maddesi hakkında; TTK 436/2 maddesinde açık bir şekilde şirket yönetim kurulu üyelerinin, yönetim kurulu üyelerinin ibrasında kendi paylarından doğan haklarını kullanamayacaklarının yani oy kullanamayacaklarının belirtildiğini, oydan yoksunluğun sadece yönetim kurulu üyesinin kendi ibra oylaması ile sınırlanmadığını, yönetim kurulunun diğer üyelerinin ibra oylamasında kendi payından doğan hakkını kullanamayacağının açıkça belirtildiğini, davalı şirket yönetim kurulu başkanı ... (1.126.941.332) adet red oyu ile ibra edilmediğini, aynı şekilde ve nedenlerle diğer iki yönetim kurulu üyesinin ... A.Ş. ve ... A.Ş.’nin de ibra edilmemesi gerekirken, yönetim kurulu başkanı ... ’ın sahip olduğu tüm paylara ilişkin olarak oy kullanma yasağına rağmen oy kullanması neticesinde (1.174.941.332) adet red oyuna karşılık (1.225.058.668) kabul oyuyla oy çoğunluğu ile ibraları yönünde karar alındığını ve kararın hukuka aykırı olduğunu;Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadına göre pay sahibi yönetim kurulu üyesinin, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra oylamasına katılmasının iptal nedeni olduğunu, kanunun açık hükmüne ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına rağmen davalı şirketin ısrarla kanuna aykırı ibra kararı almaya devam ettiğini, buna karşılık;28.06.2018 tarihli genel kurulda alınan ibra kararının İstanbul 3. ATM’nin 2018/853 E. ve 2020/460 K. sayılı kararıyla, 30.04.2019 tarihli genel kurulda alınan ibra kararının İstanbul 11. ATM’nin 2019/437E. ve 2021/589 K. sayılı kararıyla, 05.05.2020 tarihli genel kurulda alınan ibra kararının İstanbul 9. ATM’nin 2020/366E. ve 2022/100 K. sayılı kararıyla bu yasağa aykırı olması gerekçesiyle iptal edildiğini, her sene iptal edilen ibra kararının kanuna aykırı olduğunu tespit etmek için dosyada mübrez hazirun cetveli ile genel kurul tutanağının incelenmesi yeterli olup, iptali kabil olduğu sabit olan genel kurul kararı hakkında yürütmeyi durdurma için yaklaşık ispatın gerçekleşmediğinin belirtilmesinin isabetsiz olduğunu, Mahkemenin ara kararının kaldırılarak yürütmenin geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini; Gündemin, Yeni Yönetim Kurulu Üyelerinin Seçimi, Ücret Ve Prim Haklarına ilişkin alınan (5) nolu kararı hakkında:1-) Yeni Yönetim Kurulu Üyelerinin Seçimi Hakkında; İstanbul 3. ATM’nin 2018/853 E. ve 2020/460 K. sayılı kararı ve İstanbul 9. ATM’nin 2020/366 E. 2022/100 K. sayılı kararıyla sübuta erdiği üzere bu yönetim kurulu üyelerinin hazırladığı finansal tabloların TTK’nun 515. maddesinde düzenlenen “Dürüst Resim İlkesine” aykırı olarak hazırlandığını, mahkeme kararları ile sübuta erdiği üzere yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerince özen yükümlülüklerine uymadıklarını, ... 2018’den beri yapılan hiçbir Olağan Genel Kurulda ibra edilmediğini, ... dahil şirketin yönetim kurulu üyelerinin tekrar seçilmelerinin kanuna ve dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, şirketin yönetim kurulu başkanlığına ... seçildiğini, kendisi başka şirketlerde de yönetim kurulu başkanı olup bu şirketlerdeki yönetim kurulu üyeliğinin devam ettiğini ancak ... hakkında; ...’daki yönetim kurulu üyeliği hakkında kendisine TTK’nın 395 ve 396. maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin genel kurul kararlarının çeşitli mahkemelerde görülen yargılamalar neticesinde iptal edildiğini, bu durumda kendisine verilen şirket ile rekabet etme izni geçmişe etkili olarak kaldırılmış olduğundan bahisle yukarıda anılan şirketlerden sadece birisinde Yönetim Kurulu’na seçilebileceğini, diğer başka bir şirkette yönetim kurulu üyeliği yapmasına imkan bulunmadığını; 2-) Yönetim Kurulu Üyelerinin Mali Hakları hakkında; davalı şirketin 24.05.2023 tarihli genel kurulunda, müvekkillerinin olumsuz oyuna rağmen oy çokluğu ile yönetim kuruluna aylık net toplam 380.000,00 TL ücret ödenmesi ve bununla birlikte net satışlardan yönetim kurulu başkanına %1,4; yönetim kurulu başkan yardımcısına %0,2 ve yönetim kurulu üyesine %0,1 oranında prim ödenmesinin kararlaştırıldığını, davalı şirket yönetim kurulunun mali haklarının fahiş meblağlarda belirlendiği ilk genel kurul kararının sadece bu karar olmadığını, davaya konu karara benzer nitelikte kararların iptal edildiğini; Böylelikle yönetim kurulu mali haklarının belirlenmesi hakkında huzurdaki dava konusu genel kurul kararından önce alınan kararların hepsinin iptal edildiğini ve haklarında tedbir kararı alındığını, yönetim kuruluna fahiş prim veyahut ücret ödeme kararlarının kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunun ardarda alınan mahkeme kararları ve bilirkişi raporları ile sabit hale geldiğini, yönetim kurulu üyelerine ödenen fahiş prim ve ücretlerle sağlanan haklar, şirket pay sahiplerinin kardan pay alma hakkını ihlal etmekte olup aynı zamanda eşitlik ilkesine aykırılığa sebep olduğunu, huzurdaki davaya konu genel kurul kararında, anılan mahkeme kararları ile iptal edilen prim veyahut ücrete ilişkin kararlardan daha fahiş bir meblağ belirlendiğinin ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunun bu nedenle iptali kabil olduğunun açık olduğunu, TTK md. 390/3 uyarınca yaklaşık ispat şartı gerçekleştiğinden kararın yürütmesinin tedbiren geri bırakılması gerektiğini;Yönetim kuruluna yapılan fahiş ödemelerle davalı şirket azlık pay sahiplerinin kardan pay alma haklarının engellendiği ve hatta şirketin kar dağıtamaz hale geldiğinin açık olduğunu, ücret ve prim uygulamasının fahiş olduğunu, davalı şirket ile benzer şirketlerde dahi böyle bir emsal olmadığını, şirketin mali yapısına aykırı olduğunu, eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve örtülü kar transferi teşkil ettiğini, tekrar tekrar farklı bilirkişi heyetlerince incelenerek tespit edildiğini ve farklı mahkemelerce bu kanuna ve dürüstlük ilkesine aykırı genel kurul kararlarının iptal edildiğini, bütün bu tespit ve kararlara ilişkin belgelerin dosyada mübrez olduğunu, yaklaşık ispat koşulunun açıkça gerçekleştiğini, diğer yandan telafisi güç ve hatta imkansız zararın gerçekleştiğini;Günümüzde davalı şirket yönetim kurulu başkanı olan ...’ın beyanlarından görüleceği üzere, yönetim kuruluna ödenmesine karar verilen ücret ve/veyahut primler hakkında verilen iptal kararları kesinleşse dahi, azlık pay sahiplerinin yüksek meblağda harçlar ödeyerek YK üyelerinin sorumluluğu davaları açsa ve bu davalar kabul edilse dahi, bu paraların mahkeme kararına uygun olarak davalı şirkete geri ödenmesi konusunda engeller yaratılacağının aşikar olduğunu, bu dava açısından da dava konusu genel kurul kararının batıl olduğuna veya iptaline karar verilinceye kadar, söz konusu kararın uygulanması suretiyle davalı şirketin, on milyonlarca liralık zarara maruz kalacağını, hakkın elde edilmesinin güçleştiğini ve giderek imkânsız hale geldiğini, davalı şirketin 24.05.2023 tarihli genel kurulunda gündemin (5). maddesi hakkında alınan yönetim kuruluna ücret ve prim ödenmesi kararı için icranın tedbiren geri bırakılması kararı verilmesinin bu nedenle elzem ve acil olduğunu;Gündemin Yönetim Kurulu Üyelerine TTK’nın 395 Ve 396. Maddelerinde Sayılan İzinlerin Verilmesine İlişkin (6) Nolu maddesi hakkında: oy çoğunluğu ile alınan kararda TTK md. 436/1 uyarınca oydan yoksun pay sahibi olan Yönetim Kurulu Başkanı ... da oy kullandığını, TTK’nun 436. maddesi uyarınca; “Pay sahibi, kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunları ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz.” denildiğini, buna göre, Yönetim Kurulu Başkanı ... ’ın, kendisine TTK’nın 395. ve 396. maddelerinde yer alan izinlerin verilmesi konusunda yapılan oylamaya iştirak etmemesi gerekirken, iştirak etmesinin ve kararın bu oylar sayesinde alınmış olmasının söz konusu kararın iptalini gerektirdiğini, yönetim kurulu başkanı ... ’ın oyları dikkate alınmaksızın hesap yapıldığında talebin reddedileceğinin toplantı tutanağından açıkça görüldüğünü, ayrıca diğer yönetim kurulu üyeleri olan tüzel kişilerin çoğunluk pay sahibinin ve yönetim kurulu başkanının yine ... olduğunu, dolayısıyla ...’ın diğer yönetim kurulu üyelerine de TTK md. 395 ve 396’daki izinlerin verilmesi hakkındaki kararda TTK md. 436/1’e göre oydan yasaklı olduğunun kabulü ile bu kararın tüm yönetim kurulu üyeleri açısından iptali gerektiğini; Yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kararda olduğu gibi bu karar açısından da yaklaşık ispatın gerçekleştiğini ve genel kurul kararının kanuna aykırı olduğunun tespiti için sadece hazirun cetveli ile genel kurul tutanağının incelenmesinin yeterli olduğunu, kararın iptali kabil olduğu bu kadar açıkken tedbir talebinin reddinin hatalı olduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen 24/11/2023 tarihli ara kararın kaldırılmasını, HMK 389. maddesi ile TTK’nun 449. maddesi uyarınca Genel Kurul kararları hakkında icranın geri bırakılması suretiyle ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada ihtiyati tedbir talep eden davacılar vekili istinaf dilekçesi ile; huzurdaki davanın, ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin 24 Mayıs 2023 tarihinde erteleme üzerine toplanan 2022 mali yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısında müvekkillerinin muhalefetine rağmen oy çokluğu ile kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olarak alınan 3, 4, 5 ve 6 sayılı kararların iptal edilmesi, gerektirici sebeplerin varlığı halinde ilgili kararların yok hükmünde olduğunun veya 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 447. maddesi uyarınca batıl olduğunun tespiti istemiyle açıldığını, dava kapsamında ayrıca; 24 Mayıs 2023 tarihli Genel Kurul Toplantısında alınan kararların ağır hukuk ihlalleriyle kanuna açıkça aykırı olarak alındıklarını, yok hükmünde olduklarını, kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlüğe açık aykırılık oluşturan kararlar alınmış olmasının şirket açısından 2017 mali yılından bu yana zarar oluşturmakta olup bu kararların alınmasında etkili olan kişilerin de şirkete zarar vermeye devam ettiklerini ve bunu gizlemeye devam ettiklerini, geçmiş yıllarda alınan kararların mahkemelerce iptal edilmelerine rağmen şirketin zararlarının giderilmesine yönelik en ufak girişimde bulunmadıklarını, şirkete zarar verenin bizzat kendileri olduklarını, 2017, 2018 ve 2019 mali yıllarına ilişkin bir kısım kararların, 2018, 2019, 2020 ve devamına ilişkin yönetim kurulu üyelerine ücret ve prim ödemeleri kararlarının yürütmelerinin halihazırda geri bırakıldığını, sonraki mali yıl yargılamalarının devam etmekte olduğunu, huzurdaki davada artık tedbir kararı verilebilmesi için yargılamanın neticelenmesinin beklenmesine gerek kalmadığını ve bu kararların uygulanmasına devam edilecek olursa şirketin zararını arttıracaklarının açık olduğunu, tüm bu sebeplerden ötürü Şirket Genel Kurul Toplantısı gündem maddeleri uyarınca alınan kararların TTK’nın 449 uncu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 ve devamı maddeleri uyarınca yürütmesinin geri bırakılması talebinde bulunulduğunu;Yerel mahkemece dosyaya kazandırdıkları ve celbini talep ettikleri deliller değerlendirilmeksizin, 24 Kasım 2023 tarihli celse arası karar ile verilen (1) nolu ara karar ile tüm tedbir taleplerinin reddedildiğini, bu nedenle ara kararın istinaf kanun yoluna başvurularak incelenmesi gerekliliğinin doğduğunu, şirket finansal tabloları ve raporlarının gerçeği yansıtmadığının ortada olduğunu, Yerel mahkemece tedbir talepleri reddedilmişse de şirketin 2022 mali yılına ilişkin bilanço ve kar zarar tabloları, bağlılık raporu, faaliyet raporu ve bağımsız denetim raporu, TTK’nın 515 inci ve 516 ncı maddeleri uyarınca dürüst resim ilkesine aykırı olup gerçeği yansıtmadığını, dava dilekçesinin 2.2.1 nolu bölümünde detaylı yer verdiklerini tekrar etmemek amacıyla atıf yaparak yetinmek suretiyle ana başlıklar halinde aşağıda açıklandığını;İlişkili taraflarla ve özellikle ... ile birçok alacak ve borç ilişkisine girilmesi, bu borçlar verilip ardından fahiş değerlemelerle gayrimenkuller satın alınması, bununla yetinmeyip ... Yapı’nın çektiği kredilerin satın alınması, gayrimenkuller üzerine bu krediler için ipotek konulması, yurt dışında bağlı şirket kurulup bu şirket ile girişilen iş ve işlemlerin gizlenmesi, TFRS’ye göre kar etmiş gibi görünse de pay sahiplerinin incelemesine sunulmayan VUK’a göre düzenlenen finansal tablolara göre çok ciddi zararda olunması ve üstelik yönetim kurulu üyelerine primlerin de VUK’a göre düzenlenen finansal tablolar uyarınca ödenmesi, ... Holding’den alındığı iddia edilen hizmetlerin alınıp alınmadığının belli olmaması ve ... Holding’e zaten yönetim kurulu üyesi olarak ücret ve prim de ödenmesi, ilişkili şirketlere fahiş garantörlük komisyonları ödenmesi ve 2021 yılı öncesi uygulaması olmayan garantörlük komisyonlarının 2021 yılına göre de kat kat fahiş artış göstermesi ve bu gibi sebeplerle uğranılan zararların finansal tablolardan gizlenmesi ve bilgi alma ve inceleme haklarının ihlali gibi hususların tamamının neredeyse önceki mali yıllara ilişkin genel kurul kararlarının iptali/yokluğu talepleriyle açılan davaların yapılan yargılamalarında tespit edildiğini, şirketin yönetim kurulu üyeleri geçmiş yıllardakilerle aynı kişiler olup bizzat şirket tarafından finansal tabloların her yıl aynı şekilde düzenlendiğinin ifade edildiğini, huzurdaki davada halihazırda 2022 mali yılına ilişkin bağlılık raporu, faaliyet raporu, bağımsız denetim raporu ve bilanço ve kâr zarar tablolarının da geçmiş mali yıllarda olduğu gibi dürüst resim ilkesine aykırı olduklarını, dava konusu genel kurul kararlarının yürütmesi durdurulmadığı sürece bu aykırılığın davalı şirkete ve pay sahiplerine verdiği zararın giderek katlanacağının ve davalı şirketin başka şirketleri pay sahiplerinin menfaatini hiçe sayarak finanse etmeye devam edeceğinin açık olduğunu;Genel Kurul Toplantısı gündeminin 4 ve 6 nolu maddelerince şirketin ibra edilen yönetim kurulu üyelerinin ibra oylamasının TTK’nın 436.maddesinin ikinci fıkrasına, yine yönetim kurulu üyelerine şirketle TTK’nın 395. ve 396. maddeleri kapsamında izinlerin verilmesi oylamasının TTK’nın 436. maddesinin birinci fıkrasına aykırı olduğu açık ve net olarak ortada olup ek bir incelemeye gerek olmaksızın kanıtlandığını, mahkemece yaklaşık ispatın oluşmadığı gerekçesi ile Genel Kurul Toplantısı’nda 4 no.lu gündem maddesi uyarınca alınan ... dışındaki yönetim kurulu üyelerinin ibrası kararının yürütmesinin geri bırakılması talepleri reddedilmiş olsa da; dava dilekçesindeki kapsamlı iddialarının yanında, ...’ın, hem yönetim kurulu üyesi, hem de pay sahibi olarak, her ne kadar kendisinin ibrasında oy kullanmadığından bahisle kendisi ibra edilememiş olsa da, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanarak, ibra kararlarının alınmasına etki etmiş olduğunun, kendisinin oydan yoksun olduğunun, oylar düşüldüğünde ise ibra kararlarının alınamayacağının, bizzat toplantı tutanağı ve hazır bulunanlar listesi ile sabit olduğunu, bu hususta toplantı tutanağı ve hazır bulunanlar listesinin yaklaşık ispatın ötesinde davanın ispatı bakımından yeterli olduğunu, başkaca bir delil aranmasına veya bu hususta bilirkişi incelemesinin beklenmesine dahi gerek olmadığını, ibra kararlarının yürütmelerinin geri bırakılmasında gecikilen her anın sorumluluk davası açılmasının önünde engel olmaya devam ettiğini;Yerel mahkemece yine yaklaşık ispat bulunmadığı gerekçesi ile Genel Kurul Toplantısı’nda 6 nolu gündem maddesi uyarınca alınan yönetim kurulu üyelerine şirket ile ilgili işlem yapma ve rekabet etme izinleri verilmesi kararının yürütmesinin geri bırakılması talepleri reddedilmiş olsa da ...’ın, kendisine izin verilmesi ve diğer yönetim kurulu üyelerine de izin verilmesi oylamalarında oy kullandığının Genel Kurul Toplantı tutanağı ve hazır bulunanlar listesi ile sabit olup, ayrıca diğer yönetim kurulu üyelerinin ...’ın hakimiyeti altındaki sermaye şirketleri olduğunun dava dilekçendeki 55 ve 56 nolu deliller olarak ekledikleri faaliyet raporları ve davalının cevap dilekçesindeki anlatımları ile sabit olup ... ’ın hem kendi hem de hakimiyeti altındaki sermaye şirketlerine izin verilmesi oylamalarında oydan yoksun olmasına rağmen oy kullanıp kararların alınmasına etki ettiğinin, oydan yoksun olduğu oylar düşüldüğünde ise kararların alınamayacağının sabit olduğunu, bu hususta delilleri dışında bir delil aranmasına veya bilirkişi incelemesi yapılmasının beklenmesine de gerek olmadığını, izin kararlarının yürütmelerinin geri bırakılmasında gecikilen her anın, yönetim kurulu üyelerinin, geçmiş yıllardaki gibi davalı şirketi ve kendilerine ait diğer şirketleri temsilen birbirleri arasında kimseye sormadan, keyfi işlemler yapmaya, davalı şirket varlıklarını diğer şirketlerine aktarmaya devam edeceğini, diledikleri gibi şirkete borçlanıp şirketten hakimiyeti altındaki diğer şirketlere borçlar verdirteceğini, şirket ile rekabet edeceğini ve bunlar hakkındaki bilgileri gizleterek davalı şirketin zararının hesaplanamaması için ellerinden geleni yapacağını, sorumluluk davası açılmasının ve bu yargılamaların maddi külfetinin müvekkillerinin omzuna yıkılacağını, telafisi imkansız zararların oluşmaya devam edeceğini;Genel Kurul Toplantısı gündeminin 5 no.lu maddesince, şirkete ve pay sahiplerine zarar veren Yönetim Kurulu üyelerinin tekrar seçiminin ve daha önce Yönetim Kurulu üyelerine ödenmesi kararlaştırılan ve fakat mahkeme kararları ile fahiş bulunarak iptal edilen ve yürütmesi geri bırakılan ücretleri dahi şirkete iade etmeden, şimdi tekrar eskisinden de fazla, eskisinden de fahiş ücret ve primler takdir edilmesinin kanuna, özellikle dürüstlüğe aykırı olması ve oylamaların TTK’nın 436.maddesinin birinci fıkrasına aykırı olduğu açık ve net olarak ortada olup dava dilekçesi ile ekinde sunulan emsal şirketlerdeki ödemelerin geçmiş yargı kararları ve 15 Aralık 2023 tarihli ücret ve primler hakkındaki yeniden tedbir kararı verilmesinin talep dilekçesi ile kanıtlandığını, Yerel mahkemece yaklaşık ispatın oluşmadığı gerekçesi ile Genel Kurul Toplantısı’nda 5 nolu gündem maddesi uyarınca alınan ... ve diğer yönetim kurulu üyelerinin tekrar seçilmesi ve kendilerine bugüne kadar ödenmiş olmakla birlikte, mahkeme kararları ile fahiş bulunarak iptal edilen ve yürütmeleri geri bırakılan ücret ve primlerden de daha fahiş ücret ve primler takdir etmelerinin hem kanuna hem de geçmişte iptal edilerek yürütmesi geri bırakılan kararlardan kurtularak yeni ve henüz iptal edilmemiş ve yürütmesi geri bırakılmamış bir genel kurul kararı almak suretiyle mahkeme kararlarını dolanma ve kendilerine şirketten ödeme almaya devam etme amaçlı olarak dürüstlüğe aykırı kararlar olduğunu;15 Aralık 2023 tarihli beyan dilekçesinde detaylı şekilde açıkladıkları üzere, dava dilekçesinin 2.5.9 nolu bölümünde değindikleri emsal şirketlerin emsal ödemelerinden kat kat fazla ücret ve prim ödenmekte olduğunu, ayrıca huzurdaki dava konusu genel kurul toplantısı öncesinde fahiş ücret ve prim takdir edilmiş olan üç genel kurul toplantısında alınan kararların da iptal edildiği ve yürütmelerinin geri bırakıldığını, geç verilmiş olan yürütmenin geri bırakılması kararları sonucunda, kararların yürütmesi geri bırakılana kadar davalı şirketin yeni bir genel kurul toplantısı yaparak ve yeni bir karar alarak o karara göre yönetim kurulu üyelerine ücret ve prim ödemeye başladığından bahisle yürütmenin geri bırakılması kararları üzerine ödenmemeye başlayan veya ödenmiş olup da bugüne kadar şirkete iade tek bir kuruş dahi olmadığını;Kararların iptalinin uzun yargılamalar neticesinde gerçekleşmesi ve yürütmelerinin geç geri bırakılması nedeniyle davalı şirketin yönetim kurulu üyelerine Türk Lirası cinsinden yapmış olduğu ödemeleri geri alamaması bir yana, bir ülke gerçeği olarak Türk Lirası’nın bu kadar sene boyunca yaşadığı değer kaybı neticesinde davalı şirketin anılan fahiş tutarları kendi yatırımlarında daha verimli kullanabilme imkanı kalmadığını, gerek şirketin gerek dolaylı olarak bu tutarların dağıtılabilecek kısmı kadar kar payı hakkından mahrum kalan pay sahiplerinin geri dönülemez şekilde zarara uğradığını, buradan tek karlı çıkanın şirketi kontrolü altında tutan pay sahibi olduğunu ancak buna artık daha fazla göz yumulmaması ve davacıların göz göre göre kendi kaderine terk edilmemesi gerektiğini; Genel kurul toplantısında alınan açıkça kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olan yukarıda açıklanan kararların: (1) şirket açısından 2017 mali yılından bu yana zarar oluşturmakta olup ve (2) yapılan yargılamalarda tespit edilen kararlarla aynı nitelikte olup şirkete zarar vermeye ve şirket üzerinden başka şirketler finanse edilmeye devam ettiğini (3) ayrıca şirketin 2017 mali yılından beri aynı kişiler tarafından yönetilmekte olduğunu, (4) şirketi açıkça zarara sokan ve (5) zararı gizleyici faaliyetlerin devam etmekte olmasının (6) ayrıca kendilerine fahiş ücret ve primler alarak bir de bu şekilde zarar vermekte olmaları nedenleriyle yürütmenin geri bırakılması kararı verilmedikçe zararın artacak olması gerçeği karşısında ivedilikle vakit geçirilmeksizin yürütmenin geri bırakılması kararı verilmesi gerektiğini;Yukarıda belirttikleri ve dava dosyasındaki mevcut delillerden açıkça anlaşıldığı gibi iddiaların hepsini yaklaşık ispat bir yana dursun halihazırda kanıtladıklarını, mahkemece delillere ilişkin olarak da eksik inceleme ile tedbir talepleri reddedilmişse de, yürütmenin geri bırakılması talebine ilişkin olarak HMK’nın 389 ve devamı maddelerinde aranan tedbir sebeplerini ve türünü belirterek davanın esasına yönelik haklılıklarını yaklaşık olarak ispat ettiklerini, başka deyişle tedbir kararı verilebilmesi için HMK’nın 389 ve devamı maddesince aranan koşulların huzurdaki davada gerçekleştiğini, bu nedenlerle TTK’nın 449. maddesi uyarınca davalı Şirket Genel Kurul Toplantısı’nda alınan kararların yürütmesinin geri bırakılması gerektiğini, HMK’nın 393. maddesi beşinci fıkrası uyarınca ihtiyati tedbir kararları hakkında kanun yoluna başvurulması halinde, tedbire ilişkin dosya ve delillerin sadece örneklerinin ilgili mahkemeye gönderileceği belirtildiğinden, huzurdaki davanın yargılama süresinin etkilenmemesi açısından dosya ve delillerin asıllarının değil, birer örneğinin istinaf incelemesi yapmakla görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmekte olduklarını da ayrıca belirtmek istediklerini beyanla Yerel mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararın kaldırılmasını, HMK’nın 389. ve TTK’nın 449. maddeleri uyarınca davalı şirketin 24 Mayıs 2023 tarihli genel kurul toplantısında alınan (3) sayılı kararın, (4) sayılı kararın ...’ın ibra edilmemesine ilişkin kısmı hariç kalmak üzere diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine ilişkin kısmının, (5) sayılı kararın ve (6) sayılı kararın yürütmesinin geri bırakılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, davalı şirketin 24/05/2023 tarihinde yapılan 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan şirket bilançosu ve kar-zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin 3 numaralı, yönetim kurulu üyelerinden ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin ibrasına ilişkin 4 numaralı, yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin 5 numaralı ve yönetim kurulu üyelerinin ücret ve pirim haklarının belirlenmesine ilişkin 6 numaralı kararın TTK'nın 447. maddesi uyarınca batıl olduğunun tespiti, aksi halde TTK'nın 445. maddesi uyarınca iptali talebiyle açılan asıl ve birleşen davada, dava konusu yapılan kararların TTK'nın 449 ve HMK'nın 389. maddesi uyarınca yürütmelerinin geri bırakılmasına ilişkindir.Mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş ve karara karşı asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. TTK'nın 449. maddesinde genel kurul kararları aleyhine iptal davası açıldığı takdirde mahkemenin, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. Maddede mahkemeye takdir hakkı tanınmış olup, mahkemece durum ve şartların gerektirmesi halinde genel kurul kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verilebilecektir. Mahkemenin bu konudaki takdir hakkının nasıl kullanacağı konusunda, tamamlayıcı hukuk kuralı olarak HMK'nın 389 vd. maddelerinden yararlanılması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi hükmünden anlaşılacağı üzere; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. İhtiyati tedbir için yaklaşık ispat yeterli görülmüş olup sunulan belgelerle talep edenin, davada haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi ve diğer şartlarında varlığı halinde ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir.Mahkemece, dava konusu kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına dair talep değerlendirilmeden önce, TTK'nın 449. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin görüşü alınmış, olumsuz görüş bildirildiği anlaşılmıştır.Somut dosyada Mahkemece verilen ara karar tarihi itibariyle, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği, mevcut delil durumu ve dava konusu olmayan genel kurul kararları ile ilgili olarak başkaca mahkemelerce verilmiş iptal veya butlan kararların dava konusu genel kurul kararları ile ilgili iddialar yönünden yaklaşık ispat koşulunu sağlamadığı, tedbir kararı verilmemesi ve alınan kararların icra edilmesi halinde davacıların hakkını elde etmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden bahsedilmesi mümkün olmadığı gibi ciddi bir zararın doğacağına dair emare ve delilin de bulunmadığı gözetildiğinde, İlk Derece Mahkemesince yürütmenin durdurulmasına ilişkin tedbir talebinin reddi kararı usul ve yasaya uygun olup, asıl ve birleşen davada davacılar vekillerinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, asıl ve birleşen davada davacılar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Asıl ve birleşen davada davacıların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, -Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Asıl davada; Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince ihtiyati tedbir talep eden davacılardan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Birleşen davada; Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince ihtiyati tedbir talep eden davacılardan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,5-Birleşen davada ihtiyati tedbir talep eden davacılar tarafından 07/02/2024 tarihli sayman mutemet makbuzu ile fazlaca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf karar harcının talep halinde ihtiyati tedbir talep davacılara iadesine,6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 08/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.