İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2025/1184 K.2025/1241

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/1184 📋 K. 2025/1241 📅 10.07.2025

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1184 Esas
KARAR NO: 2025/1241 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2025/409 Esas- 2025/454 Karar
TARİH: 15/05/2025
DAVALI: HASIMSIZ
DAVA: Zayi Belgesi Verilmesi
KARAR TARİHİ: 10/07/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin muhasebe işlemleri ile ilgili ... T.C. kimlik numaralı ... ile anlaşıldığını ve bu konuda işlemleri yapmak için anılan kişiye vekaletname verildiğini, muhasebeci ...'in 07.04.2022 tarihinde vefat ettiğini, vefatı üzerine şirket defterlerinin ölen muhasebecinin yakını tarafından koli halinde alındığını, başka bir muhasebe bürosuna nakledildiğini ve vergisel işlemlerin bu yeni muhasebeci tarafından devam ettirildiğini, ancak 12.05.2025 tarihinde lazım olması üzerine şirkete ait Genel Kurul ve Müzakere Defteri ( Karar Defteri ) ve Ortaklar Pay Defteri'nin şirkete ait evrakların olduğu koli içinde olmadığının görüldüğünü, bunun üzerine vefat eden muhasebecinin mirasçıları ile irtibat kurulduğunu ancak onların da tüm aramalarına rağmen defterleri bulamadıklarını bildirdiklerini, böylece Genel Kurul ve Müzakere Defteri (Karar Defteri) ile Ortaklar Pay Defterinin, vefat eden muhasebecinin mirasçıları tarafından teslim edilmediğini, defterlerin zayi olduğunun anlaşıldığını, bu hususu Bakırköy Vergi Dairesine bildirdiklerini beyanla şirkete ait Genel Kurul ve Müzakere Defteri (Karar Defteri) ve Ortaklar Pay Defterinin zayi olduğunun tesbiti ile zayi olduğuna dair belgenin verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 15/05/2025 tarih 2025/409 Esas- 2025/454 Karar sayılı kararında; "Dava, zayi belgesi verilmesi talebine ilişkindir. TTK'nın 82/1. maddesi gereğince, "Tacir, ticari defterlerini, envanterleri, finansal tablo, bilanço ve faaliyet raporlarını, aldığı mektupları (bir ticari işe ait yazışmaları), gönderdiği mektup suretlerini, kayıtlara esas olan belgeleri, sınıflandırılmış şekilde saklamakla yükümlüdür." Saklama süresi on yıl olup sürenin başlangıcı da kanunda belirtilmiştir (TTK m.82/5-6). Defter ve belgelerin saklanması yükümü, gerçek kişi tacirlerde ticaretin terk edilmesinden sonra sürdüğü gibi, tacirin ölümü halinde mirasçılar bakımından da devam eder. Mirasın resmi tasfiyesi veya tüzel kişiliğin sona ermesi durumlarında, defter ve belgeler Sulh Hukuk Mahkemesince saklanır (TTK m.82/8). Saklanması gereken defter ve belgeler, saklama süresi içinde, yangın, deprem, su baskını gibi bir afet veya hırsızlıktan dolayı zayi olursa, tacirin (ölmüşse mirasçılarının), durumu öğrendikten itibaren on beş gün içerisinde işletmenin olduğu yerdeki mahkemeye başvurarak zayi belgesi alması gerekir. Kanun’da “isteyebilirler” denmiş ise de bu bir zorunluluk niteliğindedir. Zayi belgesi için açılan dava, çekişmesiz yargı işidir (TTK m.82/7). Dosya tüm deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar zayi belgesi talepli işbu dava davacı tarafından ikame olunmuş ise de; davacı tarafın defter ve belgelerini tacir olarak özenle saklama yükümlülüğü olduğu, şirket Genel Kurul ve Müzakere Defteri (Karar Defteri) ve Ortaklar Pay Defterinin zayinin kabul edilebilmesi için aranan koşulların oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. .."gerekçesi ile ''Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/05/2025 Tarihli, 2025/409 Esas ve 2025/454 Karar sayılı ilamı incelendiğinde gerekçeli kararın mevzuatta ve Yargıtay içtihatlarında aranan şartları ihtiva etmediğinin görüldüğünü, gerekçeli kararda, dava dilekçesinin özetine, konuya ilişkin mevzuattaki düzenlemelere yer verildiğini, HMK m. 297/1(c) uyarınca gerekçeli kararın "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" içermesi gerektiğini ancak Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/05/2025 Tarihli, 2025/409 Esas ve 2025/454 Karar sayılı ilamında HMK m. 297/1(c) hükmü ile bağdaşmayacak şekilde deliller tartışılmadığı gibi vakıalar ve çıkarılan sonuçlara da mevzuatta aranan ölçüde yer verilmediğini; İlk derece mahkemesinin ilamında davacı tarafın defter ve belgeleri özenle sağlamakla yükümlü olduğu ve ticari defterlerin zayinin kabul edilebilmesi için aranan koşulların oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verildiğini, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında tacirin özen yükümlülüğünün kapsamına, somut olayda mahkemenin davacı müvekkili şirketin özen yükümlülüğünü ihlal ettiği kanaatinde olması halinde bu durumun gerekçesine, ticari defterlerin zayi olduğunun kabul edilmesi için aranan koşulların hangi gerekçe ile oluşmadığına kanaat getirildiğine yer verilmediğini, ilgili hususlara yer verilmemesinin emredici hüküm olan HMK m. 297/1(c)'ye aykırılık oluşturduğunu, davanın reddine ilişkin kararın mevzuatın aradığı ölçüde gerekçelendirilmemesi nedeniyle istinaf yoluna etkin bir başvuru yapılmasının da mümkün olmadığını; İlk derece mahkemesi kararının gerekçesinde, mevzuatta aranan hususların tartışılmaması ve değerlendirilmemesinin davacı müvekkilinin Anayasa m. 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 kapsamında adil yargılanma hakkı ve Anayasa m. 141 uyarınca gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olduğunu, mahkeme kararlarının mevzuatın gerektirdiği şekilde gerekçelendirilmemesinin, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda anayasal hak ihlali olarak görüldüğünü ve karar açısından bozma nedeni kabul edildiğini; Dava dilekçesinde tanık deliline başvurulmasına rağmen davacı müvekkili şirkete tanık bildirmesi için süre verilmediğini, duruşma yapılmaksızın davanın reddine karar verildiğini, somut yargılamaya konu davanın, davacı müvekkili şirketin bir kısım ticari defterine erişilememesi, ticari defterlerin muhasebecinin mirasçıları tarafından müvekkili şirket yetkilisine teslim edilen şirketin evraklarını içeren koli içerisinde yer almaması, mirasçıların tüm aramalarına rağmen ilgili ticari defterlere ulaşılamaması nedeniyle defterlerin zayi olduğunun tespiti ve ilgili ticari defterlere ilişkin zayi belgesi düzenlenmesi talebine ilişkin olduğunu, dava konusunun maddi olay ihtiva ettiği göz önünde bulundurulduğunda dosya kapsamında tanık dinlenilmesinde davacı müvekkili şirketin hukuki yararının bulunduğunun açık olduğunu, öte yandan ilk derece mahkemesinin aksi kanaatte olması halinde dahi hangi gerekçe ile dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmasına rağmen tanık listesi verilmesi için davacı müvekkili şirkete süre verilmediğini veya yargılamanın duruşmalı olarak görülmediğini açıklaması gerektiğini, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında bu yönde bir açıklamaya yer verilmediğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin, 15/01/2018 Tarih, 2016/6391 Esas, 2018/263 Karar sayılı kararında ticari defterlerin maddi olguya dayalı olarak zayi olduğu iddiası ile açılan davalarda tanık dinlenilmeksizin karar verilmesinin bozma nedeni olarak görüldüğünü, aynı gerekçe ile somut olaya konu dosya açısından kendilerine tanık listesi bildirmek için süre verilmek üzere ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını vekaleten talep ettiğini; Ticari defterlerin veya belgelerin zayi olmasına ilişkin TTK m. 82/7'de yer alan nedenlerin sınırlı sayıda olmadığını, kanun koyucunun, zayi belgesi alınabilecek haller açısından kanun metninde sınırlı sayım yapmadığını, yalnızca zayi belgesi alınabilecek hallere örnek verdiğini, zayi belgesi alınabilecek hallerin madde metninde yer verilen hallerle sınırlı olmadığının madde metnindeki "gibi" ifadesinden anlaşıldığını, Yargıtay içtihatları ve öğretide çoğunluk tarafından kabul edilen görüşün de ticari defter ve belgelerin zıyaa uğraması halinde zayi belgesi alınabilecek haller konusunda kanunda sınırlı sayım yapılmadığı yönünde olduğunu; Somut olayda, davacı müvekkili şirketin bir kısım ticari defterinin, şirketin muhasebe işlerini gören ...'de bulunması, bu sırada ...'in vefat etmesi, ...'in mirasçıları tarafından müvekkili şirket yetkilisine teslim edilen, şirket evraklarını içeren koli içerisinden ilgili ticari defterlerin çıkmaması, bu hususta ...'in mirasçılarının bilgisi sorulduğunda tüm aramalara rağmen bulamadıklarını ifade etmeleri müvekkili şirkete yükletilebilecek bir kusur olmadığı gibi halin icabı, TTK m. 82/7 uyarınca ilgili defterlerin zıyaa uğradığının kabulü ve zayi belgesi düzenlenmesini gerektirdiğini; Somut olayda, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında yer verdiği açıklamalarda her ne kadar mahkemenin Genel Kurul ve Müzakere Defteri (Karar Defteri) ve Ortaklar Pay Defterinin zayinin kabul edilebilmesi için aranan koşulların oluşmadığına kanaat getirildiğine hükmedilmiş olsa da mahkemenin hangi gerekçe ile bu kanaate vardığının belirsiz olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin, 26.03.2013 Tarih, 2012/7395 Esas, 2013/5927 Karar sayılı kararında belgelerin saklanmasında taciri kusurlu bulan mahkemenin, tacirin kusurlu olduğu sonucuna nasıl ulaştığını gerekçelendirmemesinin bozma nedeni olarak kabul edildiğini, somut olaya konu yargılamada, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında yalnızca ilgili defterlerin zayinin kabul edilmesi için aranan koşulların oluşmadığının anlaşıldığının ifade edildiğini, davacı müvekkiline kusur atfedilip edilmediği dahi belirtilmeksizin, zayinin kabul edilebilmesi için aranan koşulların oluşmadığına kanaat getirildiği şeklinde hüküm kurulmasının evleviyetle bozma nedeni olarak değerlendirilmesi gerektiğini; Müvekkili şirketin, ticari defterlerini basiretli bir tacirin göstermesi gereken özeni göstererek muhafaza ettiğini, şirketin muhasebe işlemlerinin görülmesi açısından ilgili defterlerin muhasebeciye tesliminin kaçınılmaz olup işbu hususun özen yükümlülüğü ihlali olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, tacirin, basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğünün TTK m. 18/2'de "Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir." şeklinde düzenlendiğini, TTK'da basiretli iş adamı kavramının tanımına yer verilmediğini, basiretli iş adamı tanımı üzerinde öğretide çoğunlukla birlik sağlandığının kabul edildiğini; TTK m. 18/2'de düzenlenen tacirlerin basiretli iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğünün, objektif özen ölçüsüne göre değerlendirildiğini, davacı müvekkili şirketin, şirketin muhasebe işlerinin yürütülmesi için zaman zaman bir kısım ticari defteri ...'e teslim ettiğini, şirketin muhasebe işlerinin yürütülmesinin; defter kayıtlarının değerlendirilmesi, gerekli hesaplamaların ve ödemelerin yapılması gibi kısa sürede tamamlanması mümkün olmayan süreçlerden oluştuğunu, bu nedenle davacı müvekkili şirketin muhasebe işlerinin, ilgili defterlerin muhasebeciye teslim edilmeksizin tamamlanmasının mümkün olmadığını, müvekkili şirketin, şirket merkezinin de muhasebe işlemlerinin yürütülmesine elverişli olmadığını; Tüm bunların yanı sıra, müvekkili şirketin muhasebe işlemlerini yürütmek üzere ... ile sözleşme kurulmasına kanaat getirmesinde, ...'in muhasebe alanındaki tecrübesinin etkili olduğunu, muhasebeci seçiminde her türlü araştırmayı yaparak bu hususta basiretli bir iş adamından beklenen tüm özen yükümlülüğünü gösterdiğini, çünkü alanında bu denli tecrübeli bir muhasebeciden, muhasebe faaliyetlerini yürüttüğü şirketin ticari defterlerini özenle saklamasının beklendiğini, uygulamada, şirketlerin oldukça büyük bir kısmının, ticari defterlerini muhasebecilerine teslim ettiğini, ticari defterlerin, muhasebeciye tesliminin tedbirli ve tecrübeli bir iş adamının faaliyetleriyle bağdaşmadığına kanaat getirilmesi halinde şirketlerin büyük bir kısmının ticari defterlerin tutulmasında ve muhafaza edilmesinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmediği sonucuna varmak gerekeceğini, bu durumun ise ticari hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacağını; Davacı müvekkili şirket dava dilekçesinde, delil olarak bilirkişi incelemesine dayanmamış olmakla birlikte TTK m. 82/7 hükmü uyarınca mahkemenin gerekli görmesi halinde dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesine karar vermesinin önünde herhangi bir engel olmadığını, zira, madde metninde "...Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir." cümlesinin yer aldığını, bunun yanı sıra işbu yargılamaya konu davanın, HMK m. 385/2 uyarınca da re'sen araştırma ilkesine tabi olduğunu; İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, davacı müvekkili şirkete, ticari defterlerin muhafazasına ilişkin bir kusur atfedildiğine ilişkin açık bir hüküm yer almamakla birlikte şayet ilk derece mahkemesinin zayinin kabul edilebilmesi için aranan şartların oluşmadığı kanaatine varması, davacı müvekkili şirketin özen yükümlülüğüne ilişkin ise, ticari defterlerin muhafazasında basiretli iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğünde özen ölçüsü, kapsamı ve somut olay açısından değerlendirilmesinin uzmanlık gerektiren bir konu olması nedeniyle bu hususta mahkemenin re'sen bilirkişi görevlendirmesini talep ettiklerini beyanla Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/05/2025 Tarihli, 2025/409 Esas ve 2025/454 Karar sayılı kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, Türk Ticaret Kanunu'nun 82/7. maddesi gereğince zayi belgesi verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. TTK'nın 82/7. maddesinde; "Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren otuz gün (01/07/2022 Tarihli 7417 sayılı Kanun ile değişik) içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Bu dava hasımsız açılır. Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir." hükmü düzenlenmiştir. Yukarıdaki düzenleme uyarınca tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler için zayi belgesi verilebilmesi, defter ve belgelerinin korunması amacıyla gereken dikkat ve ihtimamı göstermiş bulunmasına, ayrıca zıyanın, tacirin iradesi dışında bir durum nedeniyle meydana gelmiş olmasına bağlıdır. Somut olayda; davacı şirket genel kurul toplantı ve müzakere defteri ile ortaklar pay defterinin, vefat eden muhasebecisinin yakınları tarafından teslim edilen kolilerden çıkmadığını ve kaybolduğunu iddia ederek zayi belgesi verilmesi talebinde bulunmuştur. Bu iddia çerçevesinde, dava konusu defterler TTK'nın 82/7 maddesinde öngörülen sebeplerden biri sonucunda zayi olmadığı gibi, davacının, muhasebecisinin vefatı üzerine kendisine teslim edilen kolileri 2 yıldan fazla bir süre içerisinde inceleyerek, eksik defter veya belge olup olmadığını kontrol etmemiş ve yeni görevlendirdiği muhasebeci tarafından da bu defterlerin bulunmadığının tespit edilmemiş olması hayatın olağan akışına aykırı olup, basiretli bir tacirden beklenen davranış şekli değildir. Buna göre davacının, dava konusu defterlerin korunması noktasında gerekli dikkat ve özeni göstermediği ve yeterli muhafaza tedbirlerini almayarak kusurlu davrandığı, TTK'nın 82/7. maddesi uyarınca zayi belgesi verilmesi için gerekli koşulların oluşmadığı anlaşılmakla Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiş, kararda kamu düzenine aykırılık da bulunmadığından, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/07/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-ç maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.