İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2025/291 K.2025/270
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/291 Esas
KARAR NO:2025/270 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2024/727 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİHİ:27/12/2024 ve 08/01/2025 (Ara Karar Tarihleri)
DAVA:Ticari Şirket (Fesih İstemli)
KARAR TARİHİ:20/02/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;fazlaya dair dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla, müvekkillerinin toplam %46,95 oranında hissesine sahip olduğu ... A.Ş.’nin, TTK’nın 531. Maddesine göre haklı nedenle feshine, olmazsa veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüm olarak, davacı müvekkillerinin şirketteki paylarının, karar tarihine en yakın tarihteki gerçek pay bedelleri ödenerek şirketten çıkarılmasına ve bu nedenle şirketçe payların iktisap edilmesine, olmazsa şirket yönetiminin tarafsız üçüncü kişi kayyıma devredilmesine, ve/veya örnek ama tahdidi olmayacak şekilde, “Şirketin bugünkü sermayesini kaybetme ve özkaynaklarını yitirme” noktasına gelmesine sebep olan bu Yönetim Kurulu sultası ve “...”nden kurtaracak şekilde, Şirket paylarının gruplara ayrılarak, Güçlü bir Azınlık dahi olsa bugüne kadar daimi olarak mağdur edilmiş paydaşların da Yönetimde temsilini sağlayıcı Ana sözleşme değişikliğine hükmolunmasına ve böylece Şirkette bir denetimin sağlanmasına, ve/veya yapılacak kalıcı Ana sözleşme değişikliği ile Yönetim Kurulu Başkanı ve üyelerine, fahiş olduğu mahkeme kararları ile sabit olan ücret ve prim ödemeleri dahil, tüm gereksiz harcamaların kontrol alınmasının sağlanmasına ve davalı şirketin malvarlığının korunması için dava süresince şirkete tedbiren denetim ve onay kayyımı atanmasına, kayyım atanıncaya kadar ve/veya kayyım yerine verilecek tedbir kararı ile şirket malvarlığını azaltacak her türlü işlemin engellenmesi için, Yönetim Kurulu üyelerinin şirketi temsil ve ilzam yetkisine kıst getirilmesine, Yönetim Kurulu üyelerine ödenen ücret ve primin durudurulmasına, Şirketin gayrimenkullerinin üzerine tedbir şerhi işlenerek devri ve üzerine takyidat getirilmesinin engellenmesine, Şirketin menkullerin üzerine de tedbir şerhi konulmasına ve keyfiyetin Ticaret Siciline bildirilmesin beyanlarla ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 27/12/2024 tarih ve 2024/727 Esas sayılı ara kararında;"Talep; davalı şirkete dava süresince tedbiren denetim ve onay kayyımı atanmasına ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 389 vd. maddelerinde ihtiyati tedbir hükümleri düzenlenmiştir. Buna göre; HMK.nın 389 ve devamı maddelerinde; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir ... İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir...Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır ..." hükmü yer almaktadır. İhtiyati tedbir talep eden tarafından her ne kadar davalı şirkete dava süresince tedbiren denetim ve onay kayyımı atanması talep edilmiş ise de; yargılamanın bulunduğu aşama ve delillerin henüz tam toplanmamış olması nedeniyle tüm dosya kapsamı da dikkate alınarak ihtiyati tedbir talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir..."gerekçesi ile,''1-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İlk Derece Mahkemesi 08/01/2025 tarih ve 2024/727 Esas sayılı ara kararında; "Davacılar vekilince sunulan 30/12/2024 tarihli dilekçe ile; müvekkillerin toplam %46,95 oranında hissesine sahip olduğu ... A.Ş.'nin, TTK’nın 531. Maddesine göre haklı nedenle feshine veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüm olarak, davacı müvekkillerin şirketteki paylarının, karar tarihine en yakın tarihteki gerçek pay bedelleri ödenerek şirketten çıkarılmasına ve bu nedenle şirketçe payların iktisap edilmesine, olmazsa Şirket yönetiminin tarafsız üçüncü kişi kayyıma devredilmesine ve/veya örnek ama tahdidi olmayacak şekilde, “Şirketin bugünkü sermayesini kaybetme ve özkaynaklarını yitirme” noktasına gelmesine sebep olan bu Yönetim Kurulu sultası ve “Daimi Egemenliği”nden kurtaracak şekilde, Şirket paylarının gruplara ayrılarak, Güçlü bir Azınlık dahi olsa bugüne kadar daimi olarak mağdur edilmiş paydaşların da Yönetimde temsilini sağlayıcı Ana sözleşme değişikliğine hükmolunmasına ve böylece Şirkette bir denetimin sağlanmasına, ve/veya yapılacak kalıcı Ana sözleşme değişikliği ile Yönetim Kurulu Başkanı ve üyelerine, fahiş olduğu mahkeme kararları ile sabit olan ücret ve prim ödemeleri dahil, tüm gereksiz harcamaların kontrol alınmasının sağlanmasına ve davalı şirketin malvarlığının korunması için dava süresince şirkete tedbiren denetim ve onay kayyımı atanmasına, Kayyım atanıncaya kadar ve/veya kayyım yerine verilecek tedbir kararı ile şirket malvarlığını azaltacak her türlü işlemin engellenmesi için, Yönetim Kurulu üyelerinin şirketi temsil ve ilzam yetkisine kısıt getirilmesine, Yönetim Kurulu üyelerine ödenen ücret ve primin durdurulmasına, Şirketin gayrimenkullerinin üzerine tedbir şerhi işlenerek devri ve üzerine takyidat getirilmesinin engellenmesine, Şirketin menkullerin üzerine de tedbir şerhi konulmasına ve keyfiyetin Ticaret Siciline bildirilmesine karar verilmesini talep ettiği,Her ne kadar davacı vekilince 30/12/2024 tarihli dilekçe ile yeniden ihtiyati tedbir talep etmiş ise de; talebin daha önce 27/12/2024 tarihli ara karar ile incelenip karara bağlandığı ve mahkememiz görüşünce değişiklik olmadığından ihtiyati tedbir talebinin reddine,.." karar verilmiş ve verilen iş bu karara karşı da davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/727E. sayılı davasında, dava süresince davalı şirketin malvarlığının korunmasına yönelik ihtiyati tedbire karar verilmesi talep edildiğini,Mahkemenin tedbir talebini, “yargılamanın bulunduğu aşama ve delillerin henüz tam toplanmamış olması nedeniyle” reddettiğini, huzurdaki davanın, TTK’nın 531. Maddesine göre açılmış “şirketin feshi” davası olduğunu, bu davanın, çoğunluğun tahakkümü altındaki şirketlerde azınlığın haklarının korunması için ihdas edilmiş bir müessese olduğunu, davacının azlık pay sahibi müvekkillerin ihtiyati tedbir talep etmelerinin sebebinin, dava sürecinde davalı şirketin malvarlığının korunmasını ve mahkemenin fesih harici uygun göreceği başka bir çözüm getirmesi durumunda dava sonucunda verilecek karar ile satın alınmasına hükmedilebilecek olan hisselerin değerinde azalma olmamasını sağlamak olduğunu,Pay sahibi müvekkillerin haklarının, dava sürecinde korunması, ancak verilecek ihtiyati tedbir kararı ile mümkün olacağını, zira daha evvel sunmuş oldukları delillerden davalı şirketin kaynaklarının senelerdir, örtülü kaynak aktarımı teşkil eden tasarruflarla 3. Kişilere aktarıldığının; başka bir deyişle “şirketin içinin boşaltıldığının görüleceğini,Kanunun hakime şirketin feshine veya uygun bulduğu başka bir çözüm yoluna karar vermek konusunda geniş takdir yetkisi tanıdığını, nihayetinde her neye karar verilirse verilsin azlık pay sahiplerinin maddi nitelikli haklarının dava süreci içinde davalı şirketin mevcut yönetimince azaltılmasının ve hatta yok edilmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, nitekim, mahkeme tarafından şirketin feshi yerine ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi halinde, payların değerinin karar tarihine en yakın tarihteki değer üzerinden belirleneceğini, dava süreci içinde şirketin içinin boşaltılmaya devam edilmesi halinde ise payların değerinin azalacağını, davalı şirketin yöneticilerinin bugüne kadarki işlemlerinin de böyle bir yol izleneceğini gösterdiğini, dolayısıyla davacı müvekkillerin haklarının korunması için davalı şirketin malvarlığının korunmasının elzem olduğunu, davalı şirketin yönetiminde bulunanların bugüne kadarki tasarruflarından ise müvekkillerin haklarının korunmasının ancak davalı şirkete bir denetim ve onay kayyımı atanması halinde mümkün olacağının kesin olarak görüldüğünü,Bununla birlikte, aleyhine istinaf kanun yoluna başvurdukları tedbir talebinin reddi ara kararlarından ilkinin, davacının delillerinin dahi sunulmadığı bir aşamada dolayısıyla hiçbir incelemede bulunulmaksızın verilmiş bir karar olduğunu, üstelik kararın gerekçesinde de yargılamanın bulunduğu aşamada deliller toplanamadığından tedbir talebinin reddedildiğinin belirtildiğini, ancak delillerin toplanmamış olmasının, tedbir talebinin reddi için hiçbir suretle gerekçe olamayacağını,Bu davanın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu veya herhangi bir alacak davası gibi değerlendirilerek ihtiyati tedbirin, henüz davacı delil dilekçesi ve davalı cevap dilekçesi dahi vermemişken ve henüz davacıların iddiaları ile ilgili bilgi ve belge toplanmamışken reddinin, kanunun lafzına ve ruhuna aykırı olduğunu,Mahkemenin, 08.01.2025’te, yine herhangi bir inceleme veya değerlendirme olmadan, ikinci defa tedbir talebini reddettiğini beyan etmiştir. Tedbir talebinin reddi hakkındaki ara kararların gerekçesiz olduğunu, İst. 19. ATM, 27.12.2024 tarihli ara kararında, “yargılamanın bulunduğu aşama ve delillerin henüz tam toplanmamış olması nedeniyle tüm dosya kapsamı da dikkate alınarak ihtiyati tedbir talebinin reddine…” denilerek tedbir talebini HMK’nın 294 vd. maddelerine aykırı olarak reddettiğini,“Delillerin henüz toplanmamış olması” gerekçesinin ihtiyati tedbir talebinin reddi için makul bir gerekçe olmadığını, keza delillerin toplanmasının, yargılamanın ilerleyen aşamalarında mahkemece yerine getirileceğini, mahkemenin, htiyati tedbir hakkında karar vermek için delillerin toplanarak değerlendirilmesine gereksinim duyulduğu kanaatinde ise o halde talep hakkında karar vermek için bu süreci beklemesinin daha makul olacağını,Buna rağmen mahkemenin, daha yargılama sürecinde delilerin toplaması aşamasına gelinmeden, “deliller toplanmadı” diyerek tedbir talebini reddettiğini,Mahkemenin ikinci red kararının ise 08.01.2025 tarihli olduğunu, davacı taraf olarak 31.12.2024 tarihli delil dilekçesinde tekrar tedbir talep edilmiş olduğundan verilen bu kararda,“Her ne kadar davacı vekilince 30/12/2024 tarihli dilekçe ile yeniden ihtiyati tedbir talep etmiş ise de; talebin daha önce 27/12/2024 tarihli karar karar ile incelenip karara bağlandığı ve mahkememiz görüşünde değişiklik olmadığından ihtiyati tedbir talebinin reddine” denilerek taleplerinin tekrar hiçbir gerekçe olmadan reddedildiğini,Bu karar ile delil dilekçesinin eki arasında sadece 5 iş günü olduğunu, delil dilekçesinin sadece eklerinin ise 520 sayfa olduğunu, bu kadar belgenin bu kadar sürede incelenemeyeceği göz önünde bulundurulduğunda verilen kararın gerçekte herhangi bir incelemeye ve değerlendirmeye dayanmadığının görüldüğünü,Mahkemenin, tedbir taleplerini ısrarla, hiçbir değerlendirme yapmadan, gerçekte gerekçe teşkil edemeyecek bahaneler ile alelacele reddetmesinin “ihsas-ı rey” izlenimi verdiğini, bu nedenle HMK’nın 294 vd. maddelerine aykırı ve isabetsiz kararların kaldırılmasını talep etmiştir. Davacıların telafisi imkansız zarara uğrama ihtimalinin, dosyada mevcut dava dilekçesi, delil dilekçesi ve ekleri ile kesin olarak ispatlandığını beyan etmiştir. Davalı şirketin kaynaklarının, ...’a ve onun çoğunluk pay sahibi olduğu şirketlere aktarıldığını, Davalı şirketin, gereksiz gayrimenkul alımları, kredi kullandırma, kredi devralma, borç verme, danışmanlık bedeli, garantörlük komisyonu bedeli, fahiş yönetim kurulu ücret ve primleri adı altında yapılan ödemeler ile kaynaklarını çoğunluk pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olan ...’a ve onun çoğunluk payına sahip olduğu, ... A.Ş. (kısaca “...” olarak anılacaktır), ... A.Ş. (kısaca “...” olarak anılacaktır), ... A.Ş. (kısaca “...” olarak anılacaktır) ile ... A.Ş. (kısaca “...” olarak anılacaktır) ünvanlı şirketlere aktardığını, Davalı şirketin yukarıda örneği gösterilen tasarruflar vasıtasıyla, pay sahipleri arasındaki ihtilafların baş gösterdiği 2017 yılından bu yana aktardığı kaynağın toplam tutarının milyarlarca liraya ulaştığını, Bu tasarrufların davalı şirketin kaynaklarını 3. Kişilere aktarmaya yönelik olduğunun dava dilekçesinde ayrıntılı biçimde açıklandığını, özet açıklamaların aşağıda yer aldığını beyan etmiştir. Gayrimenkul alımları hakkında: Davalı şirketin bir metal döküm şirketi olduğunu, faaliyet konusu içinde gayrimenkul yatırımı bulunmadığını, bununla birlikte davalı şirketin, 2019’dan bu yana ...’dan, 2019’da İzmir/Urla’da bulunan 33 adet gayrimenkulü, 185.027.255.-TL, 2021’de İstanbul/Arnavutköy’de bulunan 3 adet araziyi, 395.729.000.-TL, 2022’de İstanbul/Arnavutköy’de bulunan arsalar ile Ortaköy’de bulunan ofis niteliğinde gayrimenkulleri, 885.597.052.-TL, bedeller karşılığında satın aldığını, toplam gayrimenkul alımının 1.466.353.307.-TL’na ulaştığını, Bu gayrimenkul alımlarının, şirketin kaynaklarının sömürülmesi için bir vasıta olarak kullanıldığını,Davalı şirketin 2017 yılında çeşitli bankalardan toplam 51 milyon Amerikan Doları kredi alarak bu krediyi ... A.Ş.’ne kullandırdığını,...’nın kullandığı krediden kaynaklanan borcu davalı şirkete ödemesi gerektiği halde bunu karşılayamadığını, davalı şirketin Amerikan Dolarına endeksli kredinin ödemelerini bankaya yaparken, 2019 yılında, ...’dan 185.027.255.-TL bedel üzerinden gayrimenkul satın aldığını, böylelikle ... ile davalı şirket arasındaki borcun kapatıldığını, davalı şirketin kredi ödemelerini ne zaman tamamladığı ve -dolara endeksli olmalı nedeniyle- ne kadar kur farkına maruz kaldığının ise müvekkillerin bilgi alma hakkı kapsamındaki soruları yanıtlanmadığından bilinmediğini,Davalı şirketin, 05.05.2020 tarihli genel kurulda, satın aldığı gayrimenkulleri geliştirmek için projesi olduğunu belirtmişse de bunları, 25-26 Ağustos 2021’de gerçek değerinin altında sattığını, Davalı şirketin, 2020 ve takip eden yıllarda da ... A.Ş.’ne borç vermeye devam ettiğini, ancak her sene sonunda borç kapatıldığından ne kadar borç verildiğinin öğrenilemediğini, borç verildiğinin sadece şirketin finansal tablo ve raporlarında yer alan faiz faturalarından anlaşıldığını, davalı şirketin 2020’de 25.982.045,10.-TL, 2021’de 35.815.565.-TL, 2022’de 1.380.526.-TL faiz faturası düzenlediğini, verilen ana para borç tutarının, yine müvekkillerin bilgi alma hakkı kapsamındaki soruları yanıtlanmadığından bilinmediğini,Davalı şirket 2021’de ... A.Ş.’nin İstanbul/Arnavutköy’de bulunan 3 adet taşınmazını 395.729.000.-TL bedel karşılığında satın aldığını, davalı şirketin gayrimenkul satın alım bedelinin, ... A.Ş.’nin borçlarının mahsup edilmesi ve bir miktar da nakit ödeme yapılarak karşılandığını beyan ettiğini, yani, gayrimenkul alımının gerçek sebebinin, yine ... A.Ş.’nin borçlarını karşılayamaması olduğunu, davalı şirketin, ... A.Ş.’nin borçlarını kapatabilmek için ondan gayrimenkul satın aldığını,Davalı şirketin, ...A.Ş.’ne borç vermeye devam ettiğini, 2022 yılında ise ...’dan 885.597.052.-TL karşılığında çeşitli gayrimenkuller satın aldığını, davalı şirketin, bilgi alma hakkı kapsamındaki sorulara verdiği yanıtlardan anlaşıldığı kadarıyla, bu bedelin bir kısmı ...’nın borcuna mahsuben, bir kısmı nakit ve bir kısmı da ...’nın toplam bakiyesi 30 milyon Amerikan Doları olan banka kredisinin devralınması yoluyla ödendiğini, böylelikle davalı şirket bir defa daha TL ödeme yaparken Amerikan Dolarına endeksli krediyi üstlendiğini ve kur farkı nedeniyle zarara maruz bırakıldığını,Davalı şirketin bu gayrimenkul alımlarından hiçbir fayda elde etmediğini, keza davalı şirketin ana faaliyet alanının metal döküm işleri olduğunu, faaliyetinin devamı için bu taşınmazlara ihtiyacı olmadığını, taşınmazların ne şekilde değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir projesi olmadığını, taşınmazların davalı şirketin mali yapısına veya faaliyetlerine olumlu katkısı olmadığı gibi bunların bedelleri ödenirken devralınan dolara endeksli krediler nedeniyle fahiş zarara maruz kaldığını,Diğer yandan davalı şirketin, 2019 yılından bu yana, sadece ... A.Ş.’den gayrimenkul satın alımı yaptığını, bu alımların toplamı yaklaşık 1,5 milyar TL’na ulaştığını, Üstelik ..., ...’ın %70 oranında pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu bir şirket olduğunu, Bütün bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde bu tasarrufların muvazaalı olduğu, şirkete zarar verdiği, pay sahiplerinin kardan pay alma haklarını engellediği, kötü niyetli ve tamamen başka bir şirkete örtülü kar transferine yönelik olduğunu, Davalı şirketin toplamında çoğunluğa sahip olan pay sahipleri, azınlıkta kalan Müvekkillerin haklarını ve hatta şirket menfaatlerini kasıtlı olarak ihlal ettiklerini, Yönetim Kurulu başkanı..., açıkça şirketin yüz milyonlarca ve hatta milyarlarca liralık kaynağını kendisinin çoğunluk pay sahibi olduğu şirketlere aktardığını, su ana kadar yapılan işlemlerin bu tutumun devam edeceğini gösterdiğini, bu sürecin devamında ise müvekkillerin paylarının değeri azalacak ve telafisi imkansız zararlara maruz kalacaklarını,Danışmanlık bedeli adı altında ödenen tutarlar hakkında:Davalı şirketin, danışmanlık aldığını iddia ederek, davalı şirket yönetim kurulu başkanı ...’ın çoğunluk payına sahip olduğu şirketlere danışmanlık bedeli ödediğini, örtülü kaynak aktarımı için danışmanlık hizmet bedelini de gerekçe olarak kullandığını,Davalı şirketin, 2018 yılında ... ve ...’ye, danışmanlık hizmeti alımı karşılığında toplam 7.170.311,49.-TL, 2019 yılında ...’e 2.870.000.-TL yönetim danışmanlık gideri; kalanı bina yönetim, bakım ve katılım payı olmak üzere toplam 3.649.653,24.-TL, 2020 yılında ...’e 1.975.000.-TL yönetim danışmanlık gideri; kalanı bina yönetim, bakım ve katılım payı olmak üzere toplam 2.834.137,48.-TL, 2021 yılında ...’e hizmet alımı karşılığında 2.370.000.-TL, 2022 yılında ...’e 1.068.657.-TL, ...’ya 828.380.-TL olmak üzere toplam 1.897.037.-TL, 2023 yılında ..., ... ve ...’ye toplam 43.863.646.-TL ödediğini, Hizmet alındığı iddia edilen şirketlerin, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı ve %42,74 oranında pay sahibi ...’ın çoğunluk pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu şirketler olduğunu, ...'ın, ... A.Ş.’nde %84,5, ... A.Ş.’nde %70, ... A.Ş.’nde %70 oranında pay sahibi olduğunu, Davalı şirketin bu ödemeleri, gerek kendisinin genel kurullarının iptali davalarında ve gerekse de hizmet verdiği iddia edilen şirketlerden ...’in genel kurul iptali davalarında çeşitli bilirkişi heyetlerince incelendiğini ve bu ödemelerin dayanaklarının olmadığı, ... tarafından davalı şirkete hizmet verildiğine ilişkin somut bir delil olmadığı, davalı şirketin 1000 adet civarında olan çalışanlarından alabileceği hizmetlerin başka bir şirketten alınmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalı şirketin dilerse danışmanlık hizmeti aldığı ... A.Ş.’nin çalışanlarını kendi bünyesine alabileceği, davalı şirkete yapılan ödemeleri içeren finansal tabloların gerçeği yansıtmadığı gibi pek çok değerlendirme ve tespit yapıldığını, bunların dava dilekçesinde açıklandığını, delil dilekçesi ekinde de dosyaya sunulduğunu,Ayrıca dava dilekçesinde de ...’in hizmet faturalarının, verildiği iddia edilen hizmete göre değil, söz konusu şirketin giderlerinin, geliri yüksek olan şirketlere makul görüldüğü şekilde dağıtıldığı beyanını içeren,... A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesinin yazışması Ek-3 olarak sunulduğunu, ödenen bu tutarların gerçeği yansıtmadığının ikrar ile sabit hale geldiğini,Davalı şirketin alındığı iddia edilen hizmetlere ilişkin -talep edildiği halde- ne bir rapor, ne bir yazılı görüş ne de bir yazışma sunduğunu, adeta davalının aldığı ve karşılığında onlarca milyon ödediği tüm danışmanlığın sözlü olarak alındığını, Danışmanlık bedeli, davalı şirketin kaynaklarının, ...’ın çoğunluk pay sahibi olduğu şirketlere aktarılması için bir gerekçe olarak kullanıldığını, ihtiyati tedbir verilmediği müddetçe bu uygulamaya devam edileceğinin aşikar olduğunu, Garantörlük komisyonu adı altında ödenen tutarlar hakkında:Davalı şirket de dahil olmak üzere ...’ın pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu şirketlerin, finans şirketi olmadıkları halde, birbirlerine kefalet/garanti verdiğini ve 2021 yılından beridir karşılığında komisyon bedeli tahsil ettiklerini, burada dikkat çekici olanın, söz konusu şirketler arasında kaynakları yetersiz şirketlerin davalının yüksek tutarlı borçlarına kefalet/garanti vermesi ve buna bağlı olarak da davalı şirketin daha küçük olan şirketlere garantörlük komisyonu ödemekte olması olduğunu, Davalı şirketin, ... ve ...’e 2021 yılından beri “garantörlük komisyonu” adı altında, 2021’de 8.428.463.-TL, 2022’de 39.214.390.-TL, 2023’te 102.707.391.-TL, toplam 150.350.244.-TL, ödeme yaptığını, garanti verilen borcun tutarının, bilgi alma kapsamında talep edildiği halde bilgi verilmediğinden bilinmediğini, ancak sadece komisyon bedellerinin onlarca milyon TL olduğu göz önünde bulundurulduğunda ...’nın ve ...’in yüzlerce milyon TL’lık borçlara garantör oldukları/kefalet verdiklerinin anlaşıldığını, gerçeği yansıtmadıklarına yönelik itirazları saklı olmakla birlikte ...’nın bağımsız denetimden geçen ...’in ise ...’a göre düzenlenmiş finansal tablolarına göre 2021 mali yılında Trakya Döküm’ün 308.943.554 TL, ...’nın (-)654.415.274 TL, ...’in 2.808.279,97 TL, 2022 mali yılında ...’ün 508.930.337 TL, ...’nın (-)81.710.400 TL, ...’in 4.607.790,59 TL, 2023 mali yılında ...’ün 2.505.243.382 TL, ...’nın (-)22.170.168 TL, ...’in 8.119.906,28 TL özkaynakları bulunduğunu, bu şirketlerin, ...’ün kredileri için güvence tesis etmesinin mümkün olmadığını, bu şirketlerin ...’ün miktarı bilinemeyen ancak milyarlarca TL’lik kredilerine kefil olarak bankalar gibi hizmet vermiş gibi karşılığında bankalar kadar komisyon almalarının hukuka, dürüstlüğe, hakkaniyete aykırı olduğunu, burada yapılanın, muvazaalı olarak gerçekte bağış, görünürde komisyon ödemesi olduğunu, bu iki şirketin mali kapasitelerinin böyle borçları karşılamasının mümkün olmadığını, yani davalı şirkete verilen garantinin/kefaletin değeri olmadığını, kefalet/ garanti karşılığında ödenen 150.350.244.-TL'nin gerçek olmayan bir hizmet için ödendiğini,Gerçekte, “garantörlük komisyonu” da davalı şirketin kaynaklarının dışarı aktarılması için kullanılan bir başka gerekçe olduğunu, Davacı müvekkillerce “garantörlük komisyonu” adı altında ödenen tutarların, örtülü kaynak aktarımı olduğu ve şirkete zarar veren bu uygulamaya derhal son verilmesi talebinin davalı şirkete defalarca yöneltilmiş olduğu halde olumlu bir yanıt alınmadığını; davalı şirketin kanuna aykırı uygulamasını aynen devam ettiğini, tedbir kararı verilmediği takdirde bu uygulamaya da devam edileceği ve davalı şirketin içinin boşaltılmasına devam edileceği ortada olduğunu, mahkemece, bu hususlar değerlendirilmeden, ısrarla ve alelacele tedbir taleplerinin reddinin kanuna aykırı olduğunu, Yönetim kuruluna ödenen fahiş prim ve ücretler hakkında:Yukarıda açıklanan gayrimenkul alımı, danışmanlık ücreti, garantörlük komisyonu gibi gerekçelerle şirketin kaynaklarının başka şirketlere aktarıldığını, şirketin içinin boşaltıldığını, ancak davalı şirkete zarar veren bu işlemlerden, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı ve %42,74 oranında ortağı olan ...'ın etkilenmediğini, keza kendisine, yönetim kurulu başkanı sıfatı nedeniyle fahiş tutarlarda ücret ve prim ödendiğini,...’a 2018 yılından 2023 yılı sonuna kadar, -şirketin bağımsız denetçi raporundan görüldüğü üzere- 38.663.009.-TL ücret ve 327.093.911.-TL prim olmak üzere toplam 365.756.920.-TL ödendiğini,Davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin mali haklarına ilişkin aldığı, dürüstlük ilkesine bariz bir biçimde aykırı olan tüm genel kurul kararlarının, istisnasız olarak mahkemelerce haklı bulunduğunu ve iptal edildiğini, Yönetim Kurulu mali haklarına ilişkin; 28.06.2018 tarihli genel kurulda alınan karar, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/853E. ve 2020/460K. sayılı kararı ile, 30.04.2019 tarihli genel kurulda alınan karar, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/437E. ve 2021/589K. sayılı kararı ile, 11.11.2020 tarihli genel kurulda alınan karar, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/704E. ve 2023/619K. sayılı kararı ile iptal edildiğini, yukarıda anılan her bir iptal kararı hakkında halihazırda geçerli olan bir yürütmeyi durdurma kararı bulunduğunu, bunların delil dilekçesi ekinde sunulduğunu,Buna karşılık davalı şirket tekrar 24.05.2023 tarihli genel kurulda yönetim kuruluna benzer ücret ve prim ödenmesine dair karar aldığını, alınan bu kararın iptali talebiyle açılan davanın halen İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/557E. sayılı ile derdest olduğunu, Bilirkişi raporunda, “…’ın %70 oranında hakim pay sahibi olduğu ... A.Ş’den taşınmaz satımı gerçekleştiren bir şirketin yönetici ve yönetim kurulu üyelerine yüksek prim ve benzeri menfaatler ödenmesinin, özellikle şirketin borca batık durumda olduğu da dikkate alındığında dürüstlük kuralına aykırı olacağı” tespit edildiğini,Geçmiş yıllarda kar eden davalı şirketin, yönetim kurulu üyelerine fahiş tutarda prim ve ücret ödemeleri ile genel yönetim giderlerinin yüksekliğinden kar elde edemez hale geldiğini, aşağıdaki tabloda Yönetim Kurulu üyelerine 2018’den bu yana verilen ücret ve primler ile şirketin dönem karının karşılaştırıldığını, Mali Yıl YK Ücreti YK Prim Şirket Dönem Karı 2018 7.965.044 TL 25.675.096 TL 41.611.689,96 TL 2019 7.260.877 T 17.273.295 TL 84.861.057,22 TL 2020 7.727.290 TL 21.858.194 TL 26.086.332,03 TL 2021 3.453.121 TL 40.534.251 TL - 4.555.964 TL 2022 4.705.714 TL 84.321.614 TL - 102.000.086.-TL 2023 7.550.963 TL 137.431.461 TL -913.356.126.-TL TOPLAM 38.663.009.-T327.093.911.-TL ...'ın, yönetim kurulu başkanı olarak davalı şirketin içini boşalttığını, davalı şirketi karlı bir şirketten bir milyara yakın tutarda zarar açıklayan borca batık bir şirket haline getirdiğini, buna karşılık şirketin değerinin azalmasına sebep olan ve pay sahiplerinin kardan pay alma haklarını ve sermayenin korunmasını ihlal eden uygulamalardan ...'ın etkilenmediğini, çünkü, ..., gerek kendisinin %70-%80 ortağı olduğu şirketlere örtülü olarak aktarılan karlar ve gerekse de kendisine ödenen fahiş ücret ve prim sayesinde, davalı şirketten menfaat temin etmeye devam ettiğini, Eşitlik ilkesine aykırı ve davalı şirkete zarar veren bu uygulamanın davanın yargılaması sürecinde de devam edeceğinin kesin olduğunu, huzurdaki davanın bir fesih davası olduğunu ve neticesinde verilecek her türlü kararın hakkaniyet ve nefasete uygun bir karar olabilmesi için davalı şirketin malvarlığının muhakkak korunması gerektiğini, bunun için ihtiyati tedbir talebinin reddi ara kararlarının kaldırılarak talepleri gibi tedbire hükmedilmesi gerektiğini beyan etmiştir.Şirketin feshinde haklı sebepler: Aleyhine istinafa başvurulan red kararlarında, Bidayet Mahkemesince huzurdaki davanın TTK’nın 531. Maddesine göre açılmış bir fesih davası olduğu göz önünde bulundurulmadan değerlendirme yapıldığını, halbuki, davanın haklı olduğu dava dilekçesi ve delil dilekçesi ile ekleri üzerinde yapılacak kısa bir incelemede dahi ortaya konulacak kadar net olduğunu, TTK md. 531’de hangi sebeplerin şirketlerin feshi için haklı sebep teşkil ettiğinin sayılmadığını ve kanunun gerekçesinde bu hususun doktrin ve içtihat ile netlik kazanacağının belirtildiğini, Yargıtay kararları ile aşağıdaki sebeplerin haklı olarak nitelendirildiğini; Şirket yöneticileri ile azınlık pay sahipleri arasında pek çok dava olması (Yargıtay 11. H.D. 08.10.2020 tarih, 2019/896E. 2020/3950K), Şirketin zarar etmesi, taraflar arası çekişmeler (Yargıtay 11. H.D. 04.07.2017 tarih, 2016/2752E 2017/4079K), Uzun süre kar payı dağıtılmaması (İstanbul BAM 12. H.D. 22.05.2020 tarih, 2018/1032E 2020/527K), Ortakların şirketten alacaklı olması, ortaklar arası saygı-güven ilişkisinin kalmaması (Yargıtay 11. H.D. 15.06.2021 tarih, 2020/5843E. 2021/5074K.),Bilgi Alma Hakkının engellenmesi, Şirket imkanlarının farklı şirketlere kullandırılması (Yargıtay 11. H.D. 11.10.2017 tarih, 2016/2552E. 2017/5272K.)(EK1– Yargıtay Kararları) Doktrinde haklı neden sayılabilecek hallerin aşağıda sayıldığını; Azlık haklarının ihlali, Bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali, Sürekli zarar, Dağıtılan kar payının düzenli olarak azalması, Şirket yönetiminin sistematik şekilde şirket menfaatleri ya da azınlık menfaatlerini ihlal edici tavır ve davranışlar içerisinde bulunması, Haklı gerekçesi olmadığı halde uzun süredir kar payı dağıtmaması veya göstermelik olarak düşük oranda dağıtılması, Şirket yöneticilerine huzur hakkı adı altında örtülü kazanç aktarımı, Hakim ortak yöneticilerin şirket imkanlarından kendileri yararlanıp azınlık pay sahiplerini yararlandırmamaları, Genel kurula çağrıda usulsüzlük, Çoğunluk pay sahiplerinin şirketteki görevlerinden sağladıkları mali imkanların şirketin sömürülmesi anlamına gelmesi, bu imkanların eşit işlem ilkesinin ihlali sayılacak düzeye ulaşması, Şirketin işlerinin kişisel işletmelere veya çoğunluğu mensup kişilerin ortağı oldukları şirketlere devredilmesi, Şirketin çoğunluğa mensup kişilerin ortağı oldukları şirketlere borç vermesi, çoğunluğa mensup kişiler veya onların ortağı oldukları şirketler lehine kefalet ve garanti vermesi, Azlığın şirketin finansal durumunu öğrenmesinin engellenmesi, hesap verme ilkesinin işletilmemesi, azınlığın çıkarlarının hiçe sayılması, Şirketin devamlı olarak ve yeterli miktarda kar elde etmesine rağmen ikna edici bir sebebe dayanmadan hiç veya tatmin edici oranda kar dağıtmaması, Basiretsiz bir yönetimle şirketin tehlikede olması vs. (EK 2 - Prof. Dr. Hasan Pulaşlı Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt 3, Adalet Yayınevi, Ankara 2018, 3. Baskı , shf. 2430-2431) Huzurdaki dava açısından haklı gerekçe olarak sayılan bu örneklerin hemen hepsinin gerçekleştiğini, şöyle ki;Taraflar arasında pek çok dava olduğunu, dava dilekçesi ekinde de EK-1 olarak sunulan listeden görüleceği üzere müvekkiller ve davalı şirketin çoğunluk pay sahibi ... yönetimindeki şirketler arasında pek çok dava olduğunu, taraflar arasındaki çekişmenin 2017 yılından beri devam ettiğini, dava sayısının ise geçen sürede sürekli arttığını, Davalı şirketin zarar ettiğini, davalı şirketin, taraflar arasındaki ihtilafların baş gösterdiği 2017 yılını takiben kasıtlı olarak finansal açıdan kötü yönetildiğini, şirketin mali yapısındaki süregelen bozulma, finansal tabloları incelendiğinde açıkça görüldüğünü, ...’ün 24.05.2023 tarihli genel kurul kararlarının iptali talepli olarak açılan İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/557E. sayılı davasında sunulan 04.11.2024 tarihli bilirkişi raporunda, ilk defa olarak davalı şirketin 2022 yılı itibariyle özkaynaklarının tamamını kaybettiği ve teknik olarak “borca batık” durumda olduğunun tespit edildiğini ve “Davalı şirketin bilanço değerleri ile gelir tablosu analizlerinde 2022 yılında gerçekleşen değerlerin, 2021 yılında gerçekleşen değerlerinin altında kaldığı, mali durumunda kötüleşme olduğu, karlılık oranlarının düştüğü ve şirketin sürdürülebilirlik riski taşıdığı görülmüştür.” tespiti yapıldığını,Taraflar arasındaki ihtilafın başlamasından bu yana davalı şirketin içinin boşaltıldığını ve sadece birkaç yıl içinde ...'ün borca batık bir şirket haline getirildiğini, Şirket yöneticilerine huzur hakkı adı altında örtülü kazanç aktarımı yapıldığını, Yönetim Kuruluna 2018 yılından 2023 yılı sonuna kadar, 38.663.009.-TL ücret ve 327.093.911.-TL prim olmak üzere toplam 365.756.920.-TL ödendiğini, bu tutarların doğrudan davalı şirketin bağımsız denetim raporlarından alındığını, 2018-2023 yıllarına ait Bağımsız Denetim raporlarının YK üyelerine yapılan ödemeleri içeren sayfalarının 30.12.2024 tarihli delil dilekçesi ekinde Ek-41 olarak sunulduğunu, bu tutarların dosyada mübrez raporlardan teyidinin mümkün olduğunu,Dava dilekçesinde açıklandığı üzere bu miktarda yapılan ödemelerin fahiş olup olmadığının çeşitli mahkemeler ve bilirkişiler tarafından değerlendirildiğini ve fahiş olduğunu, sektörde başka bir emsalinin olmadığı ve ücret ile prim adı altında yapılan ödemelerin gerçekte ...’a örtülü kazanç aktarımı teşkil ettiğinin sabit hale geldiğini, Huzurdaki dava açısından, YK üyelerine ödenen fahiş tutarların, doktrinde fesih sebebi olarak sayılan “Çoğunluk pay sahiplerinin şirketteki görevlerinden sağladıkları mali imkanların şirketin sömürülmesi anlamına gelmesi, bu imkanların eşit işlem ilkesinin ihlali sayılacak düzeye ulaşması” durumunu da karşıladığının açık olduğunu, Şirket yönetiminin sistematik şekilde şirket menfaatleri ya da azınlık menfaatlerini ihlal edici tavır ve davranışlar içerisinde olduklarını, Doktrinde sayılan başka bir haklı sebep olan “Şirket Yönetiminin Sistematik Şekilde Şirket Menfaatlerini İhlal Etmesi” durumunun da, somut olay açısından geçerli olduğunu, davalı şirket yönetiminin, ilişkili taraflarla yapılan, gayrimenkul satın alımı, borç verme, danışmanlık ücretleri, garantörlük komisyonu, YK üyelerine ödenen fahiş ücret ve primler gibi senelerdir devam eden uygulamalar ile davalı şirketin içini boşalttığını, Şirketin içinin boşaltılmakta olduğunu en çok ilişki taraflar ile yapılan işlemlerin ortaya koyduğunu, sadece 2023 yılı içinde ilişkili kişilerle yapılan işlemlerin davalı şirkete toplam maliyetinin 915.951.118 TL olduğunu, Yukarıda şirketin 2018’den beridir karlılık durumunu gösteren tablodan net olarak görüldüğü üzere, bu sistematik uygulamaların başarılı olduğunu ve şirketin karlı bir şirketten borca batık bir hale dönüştürüldüğünü beyan etmiştir. Ortak olma iradesinin ortadan kalktığını, huzurdaki dava açısından bakıldığında pay sahipleri arasında karşılıklı güven ve hatta ortak olma iradesinin ortadan kalktığını, bu durumun dava dilekçesi içeriğinden dahi çok net bir şekilde anlaşıldığını, ...’ın yönetim kurulu başkanı olduğu şirketler ile davacı müvekkiller arasında açılan davaların sayısının yaklaşık 100 adete ulaştığını, buna rağmen şirketin malvarlığına yönelik zarar verici sistematik tutum nedeniyle müvekkillerin tekrar tekrar dava açmak zorunda kaldıklarını, müvekkillerin artık şirketten bekledikleri menfaatlerin temininin imkansız hale geldiğini, kısacası “Ortak Olma İradesi” (affectio societatis) ortadan kalktığını, davanın kabulü için tek başına bunun bile yeterli iken ihtiyati tedbir taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, Nitekim Antalya BAM 11. H.D. 16.10.2023 tarihli, 2023/2056E ve 2023/1649K.sayılı kararında, “Aralarında ciddi uyuşmazlık bulunan iki şirket ortağından birisinin, davanın devamı sırasında temsil ve ilzam yetkisini tek başına kullanması, davacı açısından önemli zararlara sebebiyet verileceği endişesini yaratabilir.Tarafların hak ve sorumluluk dengesinin korunması gerekir. Davalı şirketin diğer ortak ve yetkilisinin temsil yetkisini kötüye kullandığı kesin olarak kanıtlanmamış olmakla birlikte, aralarında ciddi tartışma ve uyuşmazlıklar bulunduğu, ortakların karşılıklı güvenlerinin zedelendiği anlaşılmaktadır.Bu nedenle, şirketin yönetimiyle ilgili olarak geçici hukuki koruma sağlanması için şartların bulunduğu kanaatine varılmıştır.” denilerek taraflar arasındaki karşılıklı güvenin zedelenmesinin dahi ihtiyati tedbir için yeterli kabul edildiğini, (EK 3 - Antalya BAM 11. H.D. 16.10.2023 tarihli, 2023/2056E ve 2023/1649K.sayılı kararı) İhtiyati tedbir talebi hakkında:Davalı şirketin, ... tarafından yönetildiğini, dilekçede yukarıda belirtildiği üzere müvekkiller tarafından açılan davaların tamamının ... veya onun yönetimdeki şirketler ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine açıldığını, dolayısıyla müvekkiller ile davalı şirketin mevcut yönetim kurulu başkanı arasında husumet bulunduğunu, bu husumeti ve şirketin feshi için haklı nedenlerin mevcudiyetini göz ardı eden bidayet mahkemesi kararlarının kanuna aykırı olduğunu,İstanbul BAM 12. H.D. 16-05-2024 tarihli 2024/201E. 2024/732K. Sayılı kararında “Somut olayda; davacı tarafından şirketin haklı nedenle feshi talep edilmiştir. Ancak mahkemece alternatif çözümlere de karar verilebilecektir. Davanın yasal dayanağını oluşturan TTK'nın 531 ve devam maddelerinde öngörülen tasfiye işlemlerinin, pay sahiplerinin haklarının korunması amacıyla yapılacak işlemlerin gerçekleştirilebilmesi, şirketin envanterinde kayıtlı mal varlıklarının dava sürecinde muhafazasını, davalı şirketin aktifini oluşturan, envanterine kayıtlı mal varlıklarının 3. şahıslara devrinin önlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu sağlanmadığı takdirde davanın sonunda fesih ve tasfiyeye konu olacak şirket mal varlığının kalmama olasılığı bulunmaktadır. Dolayısıyla mevcut durumun korunması gerekliliği, HMK'nın 389. maddesindeki düzenlemeye de uygundur. Bu nedenle mahkemenin, tedbir konulması talep edilen taşınmazın davanın konusu olmadığına dair gerekçesi yerinde değildir.... sayılı taşınmaz yönünden ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ara kararın kaldırılmasına, başkaca inceleme yapılmasına gerek bulunmadığından bahsi geçen taşınmazın 3. kişilere devir ve temlikinin önlenmesi için kaydına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir.” denildiğini, (EK 4 - İstanbul BAM 12. H.D. 16-05-2024 tarihli 2024/201E. 2024/732K. Sayılı kararı) Davalı şirket açısından da dava sürecinde malvarlığının korunmasının zorunluluk olduğunu, davalı şirketin gayrimenkul alımı faaliyetini, kredi kullandırma/devretme, borç verme, danışmanlık bedeli ve garantörlük komisyonu ödeme ile Yönetim Kuruluna ödenen fahiş ücret ve primlerinin hukuka aykırı şekilde şirketin içini boşaltmak için kullandığının açık olduğunu, dava süresince de bu ve benzer başka tasarruflar vasıtasıyla şirketin içinin boşaltılmaya devam edileceğinin artık kesin hale geldiğini, müvekkil pay sahiplerinin hali hazırda zaten bu kanuna aykırı faaliyetler nedeniyle tutarı belirlenemeyecek miktarda zarara maruz kaldıklarını ve pek çok dava açmak zorunda bırakıldıklarını, davalı şirketin yöneticilerinin mevcut yöntemlerinin, bu dava süreci içinde de bu şekilde davalı şirketin kaynaklarının 3. Kişilere aktarılacağını ve müvekkillerin daha da fazla telafisi imkansız zarara uğramasına sebep olacağını gösterdiğini, ihtiyati tedbirin, tam olarak böyle bir olasılığa karşı olarak öngörülmüş bir müessese olduğunu,Diğer yandan uygulamada zaman zaman TTK m. 531. Uyarınca açılan haklı sebeple fesih davalarında, “yönetim kayyımlığı” yerine, tıpkı iflas ertelemesi sürecinde olduğu gibi, “gözetim ve denetim kayyımlığı” tesis edildiğinin görüldüğünü, örnek olarak İstanbul BAM 14. H.D.’nin 2020/2017E. ve 2020/1470K. sayılı kararda,“Tarafların hak ve sorumluluk dengesinin korunması gerekir. Yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığı kesin olarak kanıtlanamamakla birlikte buna ilişkin bazı belge ve iddialar sunulmuştur. Ortaklar arasındaki karşılıklı güvenin zedelendiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple ilk derece mahkemesince şirketlerin yönetimi ile ilgili olarak geçici hukuki korunma sağlanması için şartların bulunduğu kanaati ile verilen karar isabetli görülmüştür. Davacı, davalı…temsil edenin yetkisinin kaldırılarak şirkete yönetim kayyumu atanmasını talep etmiştir.Geçici hukuki koruma önlemi alınırken tarafların ve şirketin menfaatlerinin korunması gerekir. (…) Halihazırdaki yöneticinin temsil ve ilzam yetkisi muhafaza edilmek suretiyle temsil ilzam yetkisinin kullanılmasının mahkemece atanan kayyımlarla birlikte kullanılması suretiyle gerekli hukuki korumanın sağlandığı anlaşılmaktadır.”(EK 5 - İstanbul BAM 14. H.D.’nin 2020/2017E. ve 2020/1470K. sayılı karar) Bu nedenle istinaf talebinin kabulü ile bidayet mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddi kararlarının kaldırılarak şirkete kayyım atanması ve ayrıca kayyım atanıncaya kadar ve/veya kayyım yerine verilecek tedbir kararı ile şirket malvarlığını azaltacak her türlü işlemin engellenmesi için, Yönetim Kurulu üyelerinin şirketi temsil ve ilzam yetkisine kıst getirilmesine, Yönetim Kurulu üyelerine ücret veya başka bir ad altında herhangi bir ödeme yapılmamasına, şirketin gayrimenkullerinin üzerine tedbir şerhi işlenerek devri ve üzerine takyidat getirilmesinin engellenmesine, şirketin menkullerin üzerine de tedbir şerhi konulmasına ve keyfiyetin Ticaret Siciline bildirilmesine karar verilmesini beyanla, ilk derece mahkemesinin 27.12.2024 ve 08.01.2025 tarihli “ihtiyati tedbir talebinin reddi” ara kararlarının kaldırılmasına ve davalı şirketin malvarlığının korunması için dava süresince davalı şirkete tedbiren denetim ve onay kayyımı atanmasına, kayyım atanıncaya kadar ve/veya kayyım yerine verilecek tedbir kararı ile şirket malvarlığını azaltacak her türlü işlemin engellenmesi için, Yönetim Kurulu üyelerinin şirketi temsil ve ilzam yetkisine kıst getirilmesine, Yönetim Kurulu üyelerine ücret veya başka bir ad altında ödeme yapılmamasına, Şirketin gayrimenkullerinin üzerine tedbir şerhi işlenerek devri ve üzerine takyidat getirilmesinin engellenmesine, Şirketin menkullerin üzerine de tedbir şerhi konulmasına ve keyfiyetin Ticaret Siciline bildirilmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep; TTK'nın 531 maddesine dayalı olarak davalı şirketin haklı sebeple feshine karar verilmesi talepli davada, tedbiren davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atanmasına, kayyım atanıncaya kadar ve/veya kayyım yerine verilecek tedbir kararı ile şirket malvarlığını azaltacak her türlü işlemin engellenmesi için, Yönetim Kurulu üyelerinin şirketi temsil ve ilzam yetkisine kısıtlama getirilmesine, Yönetim Kurulu üyelerine ücret veya başka bir ad altında ödeme yapılmamasına, şirketin gayrimenkullerinin üzerine tedbir şerhi işlenerek devri ve üzerine takyidat getirilmesinin engellenmesine, şirketin menkullerin üzerine de tedbir şerhi konulmasına karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece 27/12/2024 ve 08/01/2025 tarihli ara kararları ile ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmiş, verilen kararlara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.6100 Sayılı HMK'nun 389. maddesi uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Aynı kanunun 390 maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.Somut talepte; davacılar vekili, davalı şirket yönetim kurulu üyesinin şirketi keyfi ve kötü olarak yönettiğini, diğer ortakları dışladığı, şirket mevcudunu kendisinin hakim ortağı olduğu şirketlere çeşitli adlar adı altında aktardığını, taraflar arasında yargıya intikal eden pek çok davanın olduğunu, şirketin zarar ettiğini, azlık haklarının ihlal edildiğini ve ortak olma iradesinin ortadan kalktığını haklı sebep olarak ileri sürmek suretiyle şirketin haklı sebeple feshi veya uygun görülecek diğer bir çözüme karar verilmesi talepli davada, davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atanmasına, kayyım atanıncaya kadar ve/veya kayyım yerine verilecek tedbir kararı ile şirket malvarlığını azaltacak her türlü işlemin engellenmesi için, Yönetim Kurulu üyelerinin şirketi temsil ve ilzam yetkisine kısıtlama getirilmesine, Yönetim Kurulu üyelerine ücret veya başka bir ad altında ödeme yapılmamasına, şirketin gayrimenkullerinin üzerine tedbir şerhi işlenerek devri ve üzerine takyidat getirilmesinin engellenmesine, şirketin menkullerin üzerine de tedbir şerhi konulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Ancak davacılar tarafından sunulan delillerden ileri sürülen söz konusu iddialar ve haklı sebeple fesih koşullarının oluştuğuna ilişkin yaklaşık ispat koşulunun bu aşamada gerçekleşmediği, Mahkemece fesih yerine kabul edilebilir başka bir çözüme karar vermesi halinde dahi haklı sebeple fesih koşullarının oluşması gerektiği ve bu hususta bu aşamada yaklaşık ispat koşulu gerçekleşmediğinden Mahkemece ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmesi isabetli olup, davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; mahkeme ara kararları usul ve yasaya uygun olduğundan davacıların istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacılardan alınması gereken 1.013,90-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 398,50-TL harcın davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20/02/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.