İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2024/1858 K.2024/2020
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1858
KARAR NO: 2024/2020
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 31/10/2024 Tarihli ara karar
NUMARASI: 2024/468 Esas
DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali
Taraflar arasında görülen genel kurul kararının iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında ara kararda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbire yönelik itirazların reddine dair verilen 31.10.2024 tarihli ara karara karşı, ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı şirketin %25 oranında sermayesine sahip olduklarını ve müvekkillerince 21.11.2016 tarihinde İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1140 Esas sayılı dosyanda açılan şirketin feshi davasının kabul edilerek, müvekkillerinin davalı şirketten çıkarılmalarına ve çıkma akçelerinin ödenmesine karar verildiğini, ilamının infazı için İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, kesinleşen takip bedelinin ödenmesi beklenirken 19.04.2024 tarihli yönetim kurulu kararı ile 21.05.2024 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına karar verildiğini, iptali istenen genel kurul toplantısının yapılarak şirketin tasfiyesine karar verildiğini, müvekkillerinin alınan karara ret oyu vererek muhalefet şerhini toplantı tutanağına yazdırdığını, çoğunluk oylarıyla alınan kararlarının kanuna ve dürüstlü kurallarına aykırı olduğunu, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1140 Esas sayılı kararı ve buna göre başlatılan takibe rağmen çoğunluk pay sahiplerinin makul bir gereçe göstermeden tasfiye kararı aldığını, usulsüz işlemler nedeniyle haklarında çok sayıda dava olan yönetim kurulu üyelerinin tasfiye memuru olarak atanarak satış gibi bir çok önemli yetkiler verildiğini, şirket yönetiminin müvekkillerinin paylarına kavuşmalarına mani olmaya çalıştıklarını, genel kurulunda şirketin tasfiyesine ilişkin makul bir gerekçe sunulmadığını, ortada bir karar ve kesinleşmiş icra takibi varken şirketin tasfiyesine karar verilmesinin manidar olduğunu, genel kurul kararının "şirketin feshi davasında" ileri sürülen davalı iddialarına açıkça aykırı olduğunu, tasfiye kararı ile çelişkili davranma yasağının ihlal edildiğini, tasfiye memurlarına, şirket taşınmazlarının kıymet takdirlerinini yaptırarak teklif alma usulü ile satış konusunda yetki verilmesi ve şirketin borçluları ile diğer karşılıklar ayrıldıktan sonra tasfiyenin ayni paylaşım yolu ile yapılmasına, ayni paylaşımı yapılan taşınmazların hissedarlar adına tapuda tescili için yetki verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hakim ortakların amacının, sermaye azaltımı adı altında zimmetlerine para geçirmek olduğundan, kararın yürütmesinin durdurulması gerektiğini ileri sürerek, genel kurulda oy çokluğu ile alınan 3 nolu genel kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına ve iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; tasfiye kararının kanuna, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olmadığını, taraflar arasında bir çok dava bulunduğundan tasfiyenin iptalini talep etmekte davacıların hukuki yararı bulunmadığını, davacıların da İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1140 E. 2023/745 K. sayılı dosyasında şirketin tasfiyesini talep ettiklerini, htiyati tedbir şartlarının oluşmadığını, buna rağmen tedbir kararı verilecekse yeterli teminat alınması gerektiğini, davacıların açtığı fesih davasında, çıkma payın ödenerek davacıların ortaklıktan çıkarıldığını, ancak afaki şekilde tespit edilen çıkma payı ile şirketin iflas aşamasına geldiğini, tasfiye kararı ile şirket alacaklıların gerçek borçlarının ödenebileceğini ve bu ödeme sonrasında sermaye kaynayan gerçek değerinin belirleneceğini, kararın yeterli çoğunlukla alındığını, alınan kararın davacıların fesih davasındaki talepleri ile uyuştuğunu savunarak, dava ve tedbir talebinin reddine karar verilmesini istemiştir. Davacıların aynı tarihte yapılan ... Anonim Şirketinin genel kurul kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemi ile İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/493 Esas sayılı dosyasında açtığı dava, her iki dava arasında irtibat bulunduğu gerekçesiyle mahkemece 15.11.2024 tarihinde birleştirilmiştir.İlk derece mahkemesinin 13.09.2024 tarihli ara kararıyla; davacıların yürütmenin geri bırakılması talebinin kabulü ile davalı şirketin 21.05.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının 3. numaralı kararının yürütülmesinin TTK'nın 449. maddesi uyarınca geri bırakılmasına karar verilmiştir.Bu ihtiyati tedbir kararına, HMK'nın 394. maddesi uyarınca davalı vekili tarafından itiraz edilmiştir.Davalı vekili, ihtiyati tedbire itiraz dilekçesinde özetle; mahkemenin gerekçesinde, tasfiye neticesinde malların satılması halinde davacıların takip ve alacaklarının telafisi imkansız zararlara uğrayacağının kabul edildiğini, ancak tasfiye soncunda telafisi imkansız zararların doğmayacağını ve tasfiye sonucunda herkesin hak ettiği payı alacağını, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen çıkma kararının müvekkili şirketi iflas noktasına getirdiğini, alacaklıların ve hissedarların haklarının korunması için kararı alınmasının zorunlu olduğunu, anılan dosyadaki hükmedilen bedelin sermaye yani çıkma bedeli olmasına rağmen, farazi ve fahiş hesaplandığını, tasfiye kararı ile şirketin mallarının gerçek değerleri üzerinden belirlenip satılarak şirketin borçlarının ödeneceğini, şirketten alacaklı olanların haklarının korunacağını, sonuçta davacılara da gerçek hisse değerinin ödeneceğini, bu nedenle mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu, tasfiye kararının uygulanmaması halinde şirketin her geçen gün kamu borçlarına uygulanan yüksek faiz ile karşı karşıya kalacağını, müvekkil şirketin yaklaşık 222 milyon Türk Lirası kamu borcu olduğunu, davacıların tedbir kararı verilmemesi halinde ciddi zararlara uğrayacaklarını kanıtlanması gerektiğini, mahkeme kabulünün aksine tasfiye kararının uygulanmaması halinde telafisi imkansız zararlar oluşacağını, davacıların açtığı fesih davasında, para alacağının her zaman tahsil edilebileceğini, şirketin zararına sebep olacak şekilde tedbir kararı verilemeyeceğini, alacağın haciz uygulanarak teminat altına alındığını, hiçbir delil toplanmadan ve yeterli inceleme yapılmadan menfaat dengesi gözetilmeksizin ihtiyati tedbir kararı verildiğini belirterek, genel kurul kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararın kaldırılmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince, ihtiyati tedbir kararına itirazın değerlendirildiği 31.10.2024 tarihli kararla; İstanbul 9.ATM'nin 2016/11460 E sayılı dosyasının istinaf incelemesinde olduğu, icra takiplerinin devam ettiği, çıkma kararı kesinleştiğinde davacıların çıkma akçelerini alarak ortaklıktan ayrılacağı, tasfiyeye devam edilmesi hâlinde çıkma akçesinin tahsilinin tehlikeye girebileceği, icra dosyasında bir kısım hacizlerin uygulanmış olmasının tek başına davacıların alacağını garantiye almayacağı, davacıların ortaklıktan çıkmasına dair ilamın kesinleşmesine kadar tasfiyenin durdurulmasının yerinde olduğu, tasfiyeye devam edilmesi hâlinde davacıların zarar görme ihtimali olduğu gerekçesiyle, ihtiyati tedbire yönelik itirazın reddine, karar verilmiştir. Bu ara karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece çıkma akçesinin ödenmesinin tehlikeye düşeceği gerekçesiyle tedbir kararı verildiğini, oysa yasada böyle bir durum bulunmadığını, ihtiyati tedbir kararının verilmemesi halinde telafisi imkansız zararların oluşması ihtimalinin bulunması gerektiğini, gerekçede farklı kavramları kullanarak aynı sonuca ulaşmaya çalışmanın yasal düzenlemeyi yok saymak anlamına geldiğini, davanın, davacıların alacaklarının tahsilini sağlamaya yönelik bir dava olmadığını, davalı şirketin tüm gayrimenkullerine haciz konmasına rağmen, sadece bazı mallara haciz konduğunun kabul edilerek subjektif davranıldığını, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1140 E. 2023/745 K. sayılı dosyasında verilen karar ile şirketin iflasa sürüklenmesi nedeniyle mecburen tasfiye kararı verildiğini, anılan dosyadaki bedelin hisse bedeli olan çıkma payı alacağı olduğunu, ancak bu alacağın farazi ve fahiş hesaplanarak şirketin iflasa süreklenmesi nedeniyle tasfiye kararı alındığını, tasfiye sürecinde şirketin mallarının gerçek değerinden satılarak borçların ödeneceğini ve artanın sermaye payı olarak ortaklara ödeneceğini, bu şekilde alacaklıların alacaklarını tahsil edeceklerini ve herkesin hak ettiği alacağına kavuşacağını, mahkemenin gerekçesinin alacak davasına ilişkin olduğunu, oysa genel kurul kararının iptali için aranan şartların farklı olduğunu, dava sonucu verilen kararın takibe konarak yeterli hacizlerin yapıldığını, tasfiye dosyasında konulan tedbirin kalkmaması nedeniyle tasfiyenin ancak İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararının kesinleşmesinden sonra başlayabileceğini, ihtiyati tedbir kararı verilmesi için gereken koşulların sağlanmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbire itirazın reddi kararının kaldırılmasına ve itirazın kabulü ile verilen ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, 21.05.2024 tarihli genel kurulun 3.maddesiyle alınan kararın iptali istemine ilişkindir. Davacı vekili derdest dava içinde 3 nolu kararın yürütmesinin geri bırakılmasını istemiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile iptali istenilen 3 nolu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına dair ara karar verilmiş; davalı vekilinin bu ara karara yönelik itirazının reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin 31.10.2024 tarihli ara kararına karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacılar tarafından benzer iddialarla İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/493 Esas sayılı dosyasında Tasfiye Halinde ... Anonim Şirketi'nin 21.05.2024 tarihli genel kurulun 3 nolu maddesinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemi ile dava açılmıştır. İlk derece mahkemesince bu davada verilen 25.10.2025 tarihli ara karar ile anılan maddenin yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verilmiştir. Ancak mahkemece daha sonra aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunan dosyaların birleştirilmesine karar verilmiş ve İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/468 Esasında birleştirilen dosyasında verilen ihtiyati tedbir ve tedbire yönelik itirazın reddi ara kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuştur. İlk derece mahkemesinin istinafa konu 31.10.2024 tarihli ara karasında sadece asıl davada davalı olan ... Yatırımları Anonim Şirketi'nin yazılması, kararda sadece 13.09.2024 tarihli asıl davadaki davalı şirketin genel kurulunun 3 numaralı kararının yürütmesinin geri bırakılmasının değerlendirilmesi karşısında, birleşen davadaki ihtiyati tedbir kararının istinaf incelemesinin konusu olmadığı anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince TTK'nın 449. maddesi gereğince, yöneticilerin görüşleri sorulmuş, davalı vekilinin 09.09.2024 tarihli dilekçesinin ekinde davalı şirketin temsilcilerinin görüşü sunulmuştur. TTK'nın 449. maddesine göre, genel kurul kararlarının iptali ve butlanı davası açıldığı taktirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir. Mahkemenin bu konudaki takdir hakkının nasıl kullanacağı konusunda, tamamlayıcı hukuk kuralı olarak HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde yer verilen ihtiyati tedbirlere ilişkin hükümlerinden yararlanılmalıdır. HMK'nın 389.maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir." hükmünü; aynı Kanun'un 390/3. maddesi ise "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." hükmünü içermektedir.Buna göre, genel kurul kararlarının iptali davalarında TTK'nın 445. maddesi gereğince, alınan kararların yasaya, anasözleşmeye veya objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğunun, davacı tarafça yaklaşık olarak ispat edilmesi gerekmektedir. Davacı vekili, taraflar arasında görülen İstanbul 9.ATM'nin 2016/1140 Esas sayılı dosyasında verilen 19.10.2023 tarihli karar ile davacıların çıkma payı tahsiline karar verildiğini, kararın İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takibe konu edildiğini, henüz kesinleşmeyen ilamın infaz edilemediğini, iptali istenen genel kurul kararının ilamı ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu ileri sürerek, genel kurulun 3 no'lu maddesinin iptalini istemiştir. Dava dosyasına ekli olan İstanbul 9.ATM'nin 2016/1140 Esas sayılı dosyasında ki kararın incelenmesinde; davacılar tarafından davalı şirketin TTK'nın 531 ve devamı maddeleri gereğince feshine karar verilmesinin istendiği, mahkemece şirketin feshi yerinde görülmeyerek davacıların şirketten çıkmalarına ve ayrılma akçesinin belirlenerek tahsiline karar verildiği ve kararın henüz kesinleşmediği görülmüştür. Davalı, fesih kararı ile hükmedilen çıkma payı alacağının fahiş ve afaki olduğunu, kararla şirketin borca batık hâle geldiğini, fesih ve tasfiye kararı ile bu kararın sakıncalarına ortadan kaldırılabileceğini, kararla hükmedilen çıkma payı alacağının esasen sermaye payına isabet eden bir alacak olması nedeniyle şirketin borçlarının ödenmesinden sonra diğer ortaklar gibi davacıların da sermaye alacaklarının alabileceğini savunmuştur. Davacıların yukarıda söz edilen İstanbul 9.ATM'nin 2016/1140 Esas sayılı dosyasındaki talepleri, şirketin TTK'nın 531 ve devamı maddelerine göre feshi ve tasfiyesidir. Mahkemece fesih koşullarının oluştuğu belirlenmiş ancak fesih yerine, yasa hükmüne göre davacıların çıkma payı ödenerek çıkmalarına, böylece şirketin devamına karar verilmiştir. İptali istenilen genel kurul kararı, esasında, davacıların fesih ve tasfiye davasındaki (İstanbul 9.ATM'nin 2016/1140 Esas sayılı dosyasındaki) asıl talebi gibi, şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkindir. Bu nedenle, genel kurulca şirketin tasfiyesine karar verilmesi, fesih ve tasfiye davasındaki talep sonucuyla uyumlu olup, bu genel kurul kararının uygulanmasıyla davacıların telafisi imkânsız zararlarının doğacağından söz edilemez. Bu nedenle, ihtiyati tedbir koşulları bulunmadığından, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbire itirazın reddine karar verilmesi isabetli olmamış, bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2, 394/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair verdiği 31.10.2024 tarihli ara kararın kaldırılmasına, davalı vekilinin 13.09.2024 tarihli ihtiyati tedbire yönelik itirazı hakkında dairemizce karar verilmesine ve neticede itirazın kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.2 ve 394/son maddeleri uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İlk Derece Mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazın reddine dair verdiği 31.10.2024 tarihli ara kararın kaldırılmasına, ihtiyati tedbire itiraz hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-HMK'nın 394/4. maddesi uyarınca, davalı vekilinin ihtiyati tedbire vaki itirazları haklı görüldüğünden ihtiyati tedbire itirazlarının kabulüne, ilk derece mahkemesinin 13.09.2024 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hakkında verilecek kararla birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2 ve 394/son maddeleri uyarınca, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 27.12.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.f ve 394/son maddeleri uyarınca karar kesindir.