İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2025/1724 K.2025/1590
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1724
KARAR NO : 2025/1590
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 31.07.2025 tarihli ara karar
NUMARASI : 2016/1245
DAVA : Tazminat (Şirket Yöneticisinin Sorumluluğundan Kaynaklı)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında, davalı vekilinin daha önce verilmiş olan ihtiyati tedbirin kaldırılması talebinin reddine dair verilen ara karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... Yapı Grubu İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin %30 payına sahip olduğunu, müvekkilinin şirketin mali kayıtlarına ilişkin talep ettiği bilgilerin verilmediğini, davalının da şirketin ortağı ve müdürü olduğu şirketin mal varlığını eksilttiğini, elde edilen parayı kişisel hesaplarına aktardığını, müdürün bu davranışlarının karşılıklı güveni ortadan kaldırdığını, bu davanın limited şirketler hakkında uygulanması mümkün olan TTK'nın 555/1. maddesi gereğince şirket yöneticisinin şahsi mal varlığı ile sorumluluğuna ilişkin tazminat davası olarak açıldığını, şirket müdürü olan davalının, dava dilekçesindeki eylemleri sayılmak suretiyle, davalının şirket müdürü olarak gereksiz yere şirket sermayesi artırılarak müvekkilinin hissesinin çok çok aşağıya düşürüldüğünü, davalının şirket varlıkları ve yönetimi ile ilgili talep edilmesine rağmen bilgi vermediğini, ticari hesap ve defterleri kontrol etme taleplerinin geri çevrildiğini, taşınmazlarının satıldığını, satış paralarının şahsi hesaplara aktarıldığını, satış bedellerinin rayiç değerin çok altında gösterildiğini, şirketin araçlarının da aynı şekilde satılarak paralarının davalının şahsi hesaplarına geçirildiğini ileri sürerek, şirkete yönetici kayyımı atanmasına ve şirketin taşınmazına ve davalı şirket yetkili müdürünün hesaplarına tedbir konulmasına karar verilmesini, yargılama sonunda da davalı şirket müdürünün şirkete verdiği zarar tespit ile şimdilik 50.000,00 TL'nin tahsili ile şirkete verilmesine, şirket müdürüne ait taşınmazlara tedbir konulmasına karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 25.11.2016 tarihli dilekçesi ile mahkemece tedbire konu edinen taşınmazın 18.11.2016 tarihinde dava dışı bir kişiye kötü niyetli olarak devredildiğini, bu nedenle şirkete yönetim kayyımı atanması talebini yenilemiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle: genel kurul kararı ile yirmi yıllığına yetkilendirilmiş olan müvekkili ...'in, yasanın ve şirket genel kurulunun kendisine verdiği yetkiyi basiretli bir tacir olarak kullanmakta olduğunu ve amacı gayrimenkul üretip satmak olan şirketi yönetmek suretiyle görevini yerine getirdiğini, faaliyet alanı çerçevesinde esas amacına uygun iş ve işlemler yaptığını, satış bedellerinin tamamı şirketin resmî hesabına girdiğini, davacı tarafın yine aynı ifadeler ve iddialarla başkaca mahkemelerde davalar açmakta ve bu dava dosyalarını iş bu mahkemede delil olarak sunulmakta olduğunu, oysa ortada ne karar verilmiş bir dosya ne de ilam olduğunu, hukuki anlamda bir delil de bulunmadığını, iddiaların soyut olduğunu, davacının, dava dilekçesinin konu kısmında "şirkete ait yegane taşınmaz olan" demek sureti ile mahkemeyi yanılttığını, zira şirketin faaliyeti gereği satmış olduğu dokuz gayrimenkulden sadece bir tanesi olduğunu, faaliyet konusu, gayrimenkul işi olmayan bir şirketin varlığı halinde, şirket merkezinin bulunduğu tek gayrimenkulün satılmasının genel kurul onayına bağlı olduğunu, davacı taraf dava konusu gayrimenkullerin gerçek değerinden daha az bir bedel ile satıldığını iddia ettiğini, gayrimenkullerin satıldığı döneme dikkat edilirse, piyasada tabiri caiz ise yaprak kımıldamadığı bir dönemde olduğunun anlaşılacağını, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra piyasada ciddi anlamda bir daralma olduğunu ve gayrimenkul satışlarının neredeyse durma noktasına geldiğini, bu süreçte şirkete tek kuruş maddi katılımda bulunmayan davacının, bilakis 217 bin TL' ye yakın bir miktarı da şirketten şahsı adına aldığını, güveni kötüye kullanarak ve hırsızlamak sureti ile 90 bin TL'lik şirkete ait çek bedelini de kendi hesabına tahsil ettiğini, bununla ilgili suç duyurularını mevcut olduğunu, sürecin devam ettiğini, davacı tarafın şirkete fesih davası açtığını ve sonrasında şirket adını, logolu tabelasını, ve şirketin yaptığı işleri referans göstererek iş almakla şahsi menfaat sağladığını, bununla ilgili bilirkişi tesbiti yapıldığını, İstanbul Anadolu 7. Sulh Hukuk Mahkemesi 2016/125 D.İş sayılı dosyasının ekte olduğunu, davacı aleyhinde haksız rekabet hükümlerine ilişkin İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/14 E. Sayılı dosya mevcut olduğunu, davacı taraf şirket bilgilerini TTK'nın 230, 231. maddelerine ve diğer yasa hükümlerine aykırılığı sebebiyle kötüniyetli olarak haksız rekabet yaptığını, ortağı olduğu ... Yapı Grubu Ltd. Şti. aleyhine fesih davası açtığı gün kendi adına ... Mimarlık Müh. Turizm ve İnşaat Ltd. Şti.'ni kurduğunu, davacının dava dilekçelerinde ve ek beyanlarında davacı tarafından şirket sermayesinin 3 milyon TL'ye çıkarılmak suretiyle şirketteki hisse oranının %0.5 e düşürüldüğünden bahsettiğini, davacı tarafa sermaye artışı yapılmış gibi mahkemeye gerçeğe aykırı bilgi ve beyanda bulunduğunu, davacı aleyhine savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını, 2016/173672 nolu savcılık soruşturma dosyası olduğunu ve celbini talep ettiğini, davacı tarafın şirket defterlerini ve belgelerini inceleyemediği iddiası da gerçek dışı olduğunu, davacının haksız rekabet ve şirket sırlarını ifşa etmesi üzerine kısa zaman öncesinde şirket merkezinin anahtarları değiştirilmiş ve kendisinin şirket merkezine girmesine engel olunduğunu, ancak bu zamana kadar hiçbir şekilde şirketin evraklarını incelemesi engellenmemiş olduğunu, şirketin bir kısım faturalarını dahi davacı taraf şirket merkezinden alındığını, yakın zamana kadar şirket defterlerini inceleme adına ise hiçbir girişimde bulunmadığını, bu iddiasını delillendirebilme adına ise Kadıköy 3. Noterliği 15.12.2016 tarih ve ... yevmiye nolu bir ihtarname çektiğini, bu tarihe kadar bir talebi olmadığını, şirketin menfaatlerini düşünerek yapılan satışlar normal ve basiretli bir hareket olduğunu, davacının iddia ettiği gibi gayrimenkul bedelleri müvekkilin hesaplarına girmediğini, gerçek satış bedellerinin kayıtlara işlendiğini, bu satış bedelleri Şirketin banka hesaplarına girdiğini, tek yetkili davalı şirket müdürü olduğunu, ancak davacının ‘bilgisi ve rızası olmadan 3. Kişilere devredildiği’’ iddiası da maddi gerçeklikten uzak olduğunu, davacı bizzat kendisi 20 yıllığına davalıyı yetkili kılınmasına onay verdiğini, tüm satışlarda da bilgisi ve kabulü olduğunu, tüm gayrimenkuller satıldıktan sonra tapu iptal tescil davaları açtıklarını, davacı taraf dava dilekçesinin 4. maddesinde birbiriyle çelişkili ifadeler kullandığını, hiçbir gayrimenkulün satış bedeli doğrudan müvekkil şirket müdürünün hesabına girmemiş olduğunu, davacını başka bir mahkemede yüz kızartıcı suçtan yargılandığını, davalı müdürün şirkete %70 ortak olduğunu, tüm maliyet ve giderleri davalı müdürün karşıladığını, finans bulabilmek adına şahsi arazilerini ipotek ettiğini, tedbir konulan gayrimenkullerin değerinin yaklaşık 1.5 milyon TL olduğunu, bu itibarla teminat miktarının da yükseltilmesi gerektiğini, zira davacı tarafın halihazır maddi durumu olası zararları karşılayabilecek durumda olmadığını belirterek, davanın reddini talep ettiğini, davacı tarafın davada tedbir konulan gayrimenkullerin değeri üzerinden ( 1.5 milyon TL) %15'den az olmamak üzere teminat yatırmasına karar verilmesini, davacı taraf yatırmaz ise davanın usulden reddine karar verilmesini, davacı tarafın haksız ve kötü niyetle açtığı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince 28.11.2016 tarihinde, davacı tarafın şirkete kayyım atanmasına ilişkin talebin reddine, ancak ...Bankası Sahrayıcedit Şubesinde davalı ...'e (T.C. ...) ait olması koşuluyla 211862 ve 10382 nolu hesaplarına; bu hesaplardan üçüncü şahıslara veya ...'in başka hesaplarna çıktı yapılması, havale gönderilmesi gibi eksiltici işlemlerin yapılmasının ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesine karar vermiştir.Bu karara karşı, süresi içinde bir itiraz yapılmamış, ihtiyati tedbir talebinin kaldırılmasına ilişkin 01.02.2018 tarihli duruşmadaki talep üzerine mahkemece aynı tarihli ara kararla ihtiyati tedbirin kaldırılması talebinin reddine karar verilmiş ve bu karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dairemizin 21.02.2019 tarih, 2018/820 Esas - 2019/248 Karar sayılı ilamı ile incelenen o istinaf başvurusu, HMK'nın 396/5.maddesi gereğince istinafı kabil bir karar bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.İlk derece mahkemesince 02.12.2016 tarihli ara kararla, Sakarya Serdivan Köyü ... parsel, Bursa Orhangazi İlçesi Çakıllı Mah. ... sayılı taşınmazlar üzerine tedbir konulmuştur. Bu karara yönelik de süresi içerisinde bir itiraz yapılmamıştır. Ancak davalı vekili 04.07.2025 tarihli talep dilekçesiyle, mahkemece yöneticinin sorumluluğu davasında yöneticiye ait üç adet taşınmaza tedbir konduğunu, tedbirin şirketin uğradığı zararları teminat altına aldığını, ancak ihtiyati tedbir kurumunun yasada ve yargı kararlarında belirlenen hiç bir unsurunun gerçekleşmediğini, müvekkilinin %70 payına sahip olduğu dava dışı şirketten alacaklı olduğunu, zarara dayanak yapılan satışlar üzerine İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan 36 nolu dükkan ile ilgil ve İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1307 Esas sayılı dosyasında 30 nolu, İstanbul Anadolu 2. ATM'nin 2016/1286 Esas sayılı dosyasında ise 33 nolu dükkan yönünden talebin reddine karar verildiğini, bu kararlarla zarar şartının ortadan kalktığını, müvekkilinin şirketten alacaklı hale geldiğini, buna rağmen belirlenen küçük ve eski bir zarar için üç adet taşınmaza tedbir konulmasının telafisi güç ve imkansız zararlar doğuracağını ileri sürerek, 02.12.2016 tarihli ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı vekilinin bu talebe karşı sunduğu 24.07.2025 tarihli dilekçesinde özetle; zararın boyutunun henüz ortaya çıkmadığını, reddedilen davaya yönelik istinaf başvurusunun henüz sonuçlanmadığını, usulsüz satılan taşınmazların kira gelirleri ve günümüzdeki rayiç değerlerine göre zararın arttığını belirterek, talebin reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN İSTİNAFA KONU ARA KARARININ ÖZETİ
İlk derece mahkemesince davalının ihtiyati tedbir talebinin kaldırılması talebi duruşmalı olarak ele alınmış ve 31.07.2025 tarihli ara kararla; "...Mahkememizce yöneticinin sorumluluğuna giderken 2 adet taşınmazın satışına ilişkin zararında talep edildiği, ancak bu taşınmazlar yönünden İstanbul Anadolu 8.ATM'nin 2016/1260 ve İstanbul Anadolu 2.ATM'nin 2016/1286 Esas sayılı dosyalarında tapu iptali tescil davaları açıldığı; her iki davanında reddedildiği, 8.ATM'nin davanın reddine ilişkin kararına İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırıldığı, tapu iptaline karar verildiği, BAM kararının temyiz edildiği, onanarak kesinleştiği ve taşınmazın şirkete döndüğü artık bu taşınmaz yönünden taşınmaz bedeli açısından zarara karar verilemeyeceği, Davacı vekilinin de değişen durumdan bahsettiği hususun bu olduğu, ancak Anadolu 2.ATM tarafından verilen ret kararının henüz BAM'dan dönmediği, kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, yargılamanın devam ettiği, zararın henüz tespit edilemediği..." gerekçesiyle, ihtiyati tedbirin kaldırılması talebinin reddine karar verilmiştir.
Bu ara karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Talebin hangi gerekçelerle reddedildiğine ilişkin makul bir gerekçe yazılmadığını, müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu şirketi zarara uğrattığı iddiasıyla 02.12.2016 tarihli ara kararla müvekkiline ait Sakarya Serdivan Köyü ... parsel sayılı taşınmaz, Kocaeli İli İzmit Bağlıca Köyü ... parsel, Bursa Orhangazi İlçesi Çakıllı Mah. ... sayılı taşınmazlara ihtiyati tedbir konulduğunu, tedbirin amacının mevcut durumda meydana gelebilecek değişimin olması riski olması, bu sebeple tarafın hakkını elde edebilmesinde zorlaşma veya imkansızlığın oluşması sakıncası ve mevcut durumdaki değişimin dava konusu çekişmeli olan hususta veya yargılama konusu hak üzerinde olması gerektiğini, oysa tedbir uygulanan taşınmazlar ile dava konusu arasında hiçbir hukuki bağlantı bulunamadığını, tedbir kararı verilen taşınmazlara yönelik hiçbir talep bulunmadığını, zarara esas alınan Maltepe ilçesi ... parsel de 30 nolu daire, 33 nolu daire ve 36 nolu dükkan vasfındaki gayrimenkullerin satışlarının iptali için tapu iptal davası açıldığını, bu davalarda mahkemelerce 36 nolu dükkan ve 30 nolu dairenin tapusu iptal edilerek şirket adına tescil edildiğini, 33 nolu bağımsız bölüme ilişkin davanın reddedildiğini, müvekkilinin muvazaalı bir davranışı bulunmadığından zarardan söz edilemeyeceğini, müvekkilinin şirketten alacaklı olduğunu, buna rağmen uzun yıllardır taşınmazlarına tedbir konularak mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, HMK'nın "durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması" başlıklı 396. maddesindeki "Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir." düzenlemesi gereğince tedbirin kaldırılması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ara kararın kaldırılmasına ve talebin kabulü ile tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Talep, davalının 04.07.2025 tarihli talep dilekçesi ile 02.12.2016 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin mahkemece verilen 31.07.2025 tarihli talebin reddine ilişkin ara kararının istinafına ilişkindir.Derdest davada, şirket yöneticisinin kusurlu eylemleri ile davacının da ortağı olduğu şirketi zarara uğrattığı ileri sürülerek tazminat talep edilmiştir.HMK'nın 389. maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." ; aynı Kanun'un 390/3.maddesi ise "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." düzenlemelerini içermektedir. Kanun hükmü, tedbirin sadece dava konusu olan şey hakkında verilebileceğini düzenlemiştir. Davanın konusu olmayan şeyler hakkında tedbir kararı verilemez. İhtiyati tedbirde, hakkında tedbir kararı alınan şey, esasen asıl davanın konusudur. Konusu para alacağı olan bir davada, koşullarının bulunması hâlinde İİK'nın 257 vd. maddelerindeki koşullar varsa, talep hâlinde ihtiyati haciz kararı verilebilir. Davacı tarafından ihtiyati haciz talep edilmemiş, HMK'nın 389 ve devamı maddelerine göre ihtiyati tedbir talep edilmiştir. Mahkemenin 02.12.2016 tarihli ara kararında da ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir hususları tartışılarak adeta bir ihtiyati haciz mahiyetinde ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Davalı vekili süresi içinde HMK'nın 394. maddesine göre ihtiyati tedbir kararına itiraz etmemiştir. Davalı vekilinin 04.07.2025 tarihli talep dilekçesinde de açıkça HMK'nın 396. maddesine göre durum ve koşulların değişmesi nedeniyle ihtiyati tedbir kararının kaldırılması istenmiştir. HMK'nın 341. maddesinde hangi kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği açıkça belirtilmiştir. Bu maddeye göre, ihtiyati tedbir - ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir.İstinaf başvurusu, HMK'nın 394. maddesi anlamında, süresinde yapılan itiraz üzerine verilmiş bir karara ilişkin değildir. Somut olaydaki başvuru, daha önce verilmiş ve itiraz süreleri geçirilmiş olan ihtiyati tedbir karanın, değişen koşullara göre kaldırılması ve teminatın artırılması taleplerine ilişkindir.HMK'nın 396. maddesi uyarınca, durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, "İtiraza ilişkin 394 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrası, kıyas yoluyla uygulanır". HMK'nın 396/2 maddesindeki düzenlemeye göre, durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya ihtiyati tedbirin kaldırılması kararına karşı, 394. maddenin sadece 3 ve 4. fıkralarına atıf yapıldığı, istinaf kanun yolunu düzenleyen 5. fıkraya atıf yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, istinaf başvurusuna konu 31.07.2025 tarihli ara karar, istinafı kabil kararlardan değildir (ÖZDEMİR, Mehmet, Yargıtay Ve İstinaf Uygulamasında Geçici Hukuki Korumalar, 2. Basım, Ankara 2021, s.238-239). Başvurunun bu nedenle reddi gerekmiştir.İstinaf konusu ara karar, esas dava içinde verilmiştir. HMK'nın 389. maddesi uyarınca, davanın konusu olmayan taşınmazlar hakkında verilen tedbirin esasının dairemizce incelenmesi, ara kararının istinafı kabil olmaması nedeniyle incelenememiş ise de davalı vekilinin bu gerekçeyle ve azınlıkta kalan Üye Hâkimin hukuki değerlendirmeleri doğrultusunda ilk derece mahkemesinden talepte bulunmasına engel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu gerekçelerle, istinafa konu edilen ihtiyati tedbirin kaldırılması talebinin reddine dair ara kararına karşı istinaf yolunun açık olmadığı anlaşıldığından, HMK'nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda, caiz olmayan istinaf başvurusunun usulden reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Başvuru konusu ara kararına karşı istinaf yolu açık olmadığından, caiz olmadığı anlaşılan istinaf başvurusunun usulden reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda, oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi. 09.10.2025
KANUN YOLU : HMK'nın 362/1.f maddesi uyarınca karar kesindir.
KARŞI OY :
Dava, şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacı tarafça, derdest dosyada ihtiyati tedbir talebinde bulunulmuştur. Mahkemece buna dair ara karar tesis edilmiştir. Davalı vekilinin itirazı üzerine verilen ara karara yönelik istinaf kanun yolu başvurusu gerçekleştirilmiştir. Yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun onuncu kısım birinci bölümde geçici hukuki korumalar üst başlığı ile ihtiyati tedbirin şartları, 389 maddede düzenlenmiştir. Maddede, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakınca yahut ciddi bir zarar doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Yani ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yasanın düzenlediği şartların varlığı gerekli olmakla birlikte, şartların varlığı halinde bir davada her konuda ihtiyati tedbir kararı verilmemekte, yalnızca uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilmektedir. Somut olayda, taşınmazlar davanın konusunu teşkil etmemektedir. Davanın konusu tazminata ilişkin para alacağıdır. Alacaklının bir para alacağını zamanında ödenmesini garanti altına almak için mahkeme kararıyla borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulması ihtiyati tedbir değil ihtiyati hacizdir. Yasal düzenlemede ihtiyati haciz mahiyetinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi yer almamaktadır. Geçici hukuki korumalardan olan ihtiyati tedbir HMK'da ihtiyati haciz ise İİK'da düzenlenmiştir. Geçici hukuki koruma kavramı, doktrinde kullanılmakla birlikte HMK'da ilk defa yer almaktadır. Asıl nihai hukuki korumanın zaman alması ve ayrıntılı incelemeyi gerekli kılması sebebiyle günümüzde geçici hukuki korumalar daha da önem kazanmıştır. Geçici hukuki korumalar, hak arama özgürlüğü ve kişilerin haklarının korunması bakımından özel bir öneme sahiptir. Klasik ve temel geçici hukuki koruma türü olan ihtiyati tedbir dışında, bir çok yeni geçici hukuki koruma türü benimsenmiştir. Asıl dava veya yargılama konusuna ilişkin olarak ihtiyati tedbirler yanında, para alacaklarına ilişkin takibin sonucunun güvence altına alınabilmesi için ihtiyati haciz, delillerin korunması için delil tespiti bilinen geçici hukuki koruma türleridir. Uygulamada geçici hukuki korumalar bir birine karıştırılabilmektedir. Örneğin, somut olayda olduğu gibi para alacakları için kural olarak ihtiyati haciz istenmesi gerekirken ihtiyati tedbir talep edilmesi sık rastlanılan örneklerdendir. ( Prof. Dr. Baki KURU, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, sayfa 455, 456 ). Bu durumda mahkemece, davacının taşınmazlara ilişkin ihtiyati tedbir talebinin dava konusu olmadığı gerekçesiyle tümden reddi gerekir iken somut olayda uygulama yeri olmayan hükmün uygulanarak devamında ise yeniden ara karar oluşturulması önceden verilen ara karara geçerlilik kazandırmayacağından usul ve yasaya uygun olmayan ara kararın kaldırılması gerektiği kanaatinde olduğumdan, çoğunluk görüşüne katılmadığımı bu şekilde beyan ederim.