İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi E.2021/64 K.2024/428

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi 📁 E. 2021/64 📋 K. 2024/428 📅 29.02.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/64
KARAR NO: 2024/428
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 20/10/2020
NUMARASI: 2017/878 E. - 2020/440 K.
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/02/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı dava dilekçesinde özetle; Dava konusu olan ve davalı tarafça önce ihtiyati hacze ardından kambiyo takibine konu edilen; 15/07/2015 vade 15.000,00 TL bedelli, 15/11/2016 vade 32.000,00 TL bedelli ve 30/05/2016 vade 56.000,00 TL bedelli bonolarda müvekkilinin asıl borçlu, davalının ise tek başına lehtar olarak göründüğünü, davalı tarafından 3 adet bono hakkında İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/930 D.iş sayılı dosya numarasıyla ihtiyati haciz kararı alındığını, ardından İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden takibe geçildiğini, müvekkiline ait tüm banka hesaplarına, ... ili, ... ilçesi, ... Mah., ... ada, ... parselde kayıtlı dubleks mekan, ... ili, ... ilçesi, ... Mah., ... ada, ... parselde kayıtlı arsa, ... ili, ... ilçesi, ... Mah., .. ada, ... parselde kayıtlı arsa, ... plakalı araç üzerine ihtiyati haciz konulduğunu, senetteki imzaların müvekkiline ait olmamasının kuvvetle muhtemel olduğunu, takip konusu yapılan bonoların kambiyo vasfını haiz olmadığını, imzaların müvekkiline ait olsa dahi temelde borç ilişkisinin mevcut olmadığından senedin rıza dışı elde edilmek suretiyle miktar, tarih, lehtar kısımlarının rıza dışı doldurulmasının söz konusu olduğunu, senedin sahteliği iddiasında bulunduklarını, bununla ilgili şikayet hakkının kullanıldığını, müvekkili ile alacaklı ... isimli şahıs arasında herhangi bir ticari ilişkinin mevcut olmadığını, bu nedenlerle kambiyo senedine vaki itirazlarının kabulü ile takip konusu yapılan 15/07/2015 vade 15.000,00 TL bedelli, 15/11/2016 vade 32.000,00 TL bedelli ve 30/05/2016 vade 56.000,00 TL bedelli bonoların iptaline, bonolardan dolayı müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, haksız ve kötü niyetli olması sebebiyle davalı aleyhine senet bedellerinin %20' sinden az olmamak kaydıyla davalı aleyhinde yasal faiziyle birlikte kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafın cevap dilekçesi sunmadığı anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Sonuç itibarı ile, dava ve takibe konu bonolar unsurları itibari ile geçerli bulunmaktadır. Sebepten bağımsız olarak soyut bir hukuki işlem şeklinde olan senetten dolayı borç altına giren kişilerin bu iddialarının ispat külfeti borçluya aittir. Genel karine gereğince borç ikrarı anlamı taşıyan bonodan dolayı alacaklının alacağını ispat etmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Bonodaki keşideci imzasının davacı murisin eli ürünü olduğu anlaşıldığına göre davacı bu bononun bedelsiz olduğunu, dava değeri de gözetildiğinden HMK'nun 201. Maddesi uyarınca aynı kuvvet ve mahiyetteki yazılı delillerle ispat etmelidir. Bonolardaki imza dışındaki hususların TTK'nun 680. Maddesi uyarınca sonradan doldurulabileceği de değerlendirildiğinde, takibe konu bononun davacı tarafça keşide edildiği, imzanın davacı (murisin) eli ürünü olduğu anlaşılmakla, davacı taraf takip ve dava konusu bonolarda açığa atılan imzanın kötüye kullanıldığı savunmasını ispatlar nitelikte, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında,kesin ispata yeter güçte delil/belge sunmamıştır.Bu nedenle davanın reddine" karar verilmiştir.Davacı vekili tarafından sunulan istinaf dilekçesinde özetle; -Dava dilekçelerinde açıkça imza inkarı ile senette tahrifat ve sahtecilik iddialarının bulunduğunu, ancak yerel mahkemece yapılan 28.09.2018 tarihli ön inceleme duruşmasında müteveffanın hazır bulunması ve kendisine imzaya ve senede ilişkin sorulması üzerine imzanın kendi imzasına benzemekle birlikte yazı ve rakamların kendisine ait olmadığını ifade etmesi üzerine dosyadaki mevcut imza örnekleri ile ayrıca bir incelemeye gerek duyulmadığından bahisle imza incelmesi taleplerinin reddine karar verildiğini, tanıklarının dinlenilmesi taleplerinin de 11.06.2019 tarihli celsede imza inkarında bulunulmadığı gerekçesi ile reddine karar verildiğini, imza inkarı olmadığı hususunun hatalı olduğunu, -yemin delilline dayandıklarını ancak HMK m.226/1-c bendi gereğince yemin teklif edilemeyeceğinden bahisle yemin kurumunun işletilememesi gereğince tahkikatın sona erdiğine karar verildiğini,-sözlü yargılama duruşmasından önce yazılı olarak bildirmiş oldukları suç duyurusu kapsamında başlatılan soruşturma dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, sözlü yargılama duruşmasından önceki tarihte yazılı olarak yerel mahkemeye suç duyurusu sunularak bekletici mesele kılınması talep edildiğini, maddi gerçeğin ancak ceza soruşturmalarının sonuçlanmasıyla ortaya çıkacağını, temel uyuşmazlığın senetlerin imzanın tuzaklama yöntemi vb. yollarla keşide edenin iradesi fesada uğratılarak ele geçirilmesi olduğunu, bu bağlamda, İstanbul CBS 2019/175989 sayılı soruşturma dosyasının davaya konu senette sahtecilik eylemi de göz önünde bulundurularak sonucunun beklenmesine karar verilmesi gerektiğini, -bir önceki soruşturma dosyasında delil yetersizliği nedeni ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmişse de temin edilen ses kayıtları ile İstanbul CBS'ye yeniden suç duyurusunda bulunulduğundan gerekçeli kararda iddia edildiği üzere imzanın kötüye kullanılması suçundan beraat olmadığını, daha önce yapılan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2017/144767 soruşturma - 2019/17709 karar sayılı dosyasında açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçuna ilişkin soruşturmada Savcılık makamınca yeterli araştırma yapılmadan delil yetersizliği gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmişse de suçun işlendiğini gösterir ses kayıtlarının temini ile yeniden İstanbul CBS 2019/175989 sayılı soruşturma dosyası üzerinden suç duyurusunda bulunulduğunu, -söz konusu imzanın müteveffaya ait olmadığı, imzanın eli ürünü olduğu kabulü halinde dahi bu kez iradesinin fesada uğratılarak elde edildiği, işbu nedenle öncelikle imza incelemesi yapılması; bununla birlikte iradenin fesada uğratıldığı ve beyaza açık imzanın mevcudiyeti halinde TCK M.209/2 kapsamında senedin hukuka aykırı olarak elde edildiği ve doldurulduğu iddiaları mevcut olduğundan bu hususta tanıkların HMK M.203/1-(ç) VE (d) bentleri gereğince dinlenmesi gerekli olduğunu, müteveffanın isticvabında imzanın kendi imzasına benzediğini ancak söz konusu diğer yazılı hususların ise kendi eli ürünü olmadığını ortaya koymasına karşın yerel mahkemece söz konusu imzanın müteveffaya ait olduğundan bahisle imza incelemesi talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu,-Mahkemenin gerekçeli kararında atıf yaptığı İstanbul 13. İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/1047 E. Sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu kapsamında imzanın müvekkiline ait olduğunu ifade etmişse de önemle ifade etmek gerekir ki işbu davanın henüz kesinleşmemiş olduğunu, istinaf aşamasında olduğunu, kesinleşmeyen bir davada alınan bilirkişi raporuna atıf yapılmasının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu,
-söz konusu senetlerdeki imzanın müvekkiline ait çıkması olasılığında ise imzanın iradesinin fesada uğratılarak ve de beyaza imzalı halde hukuka aykırı olarak elde edildiğinden bahisle işbu iddialarına ilişkin olarak tanık dinlenmesi talepleri olduğunu, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılacağından TCK m.209/2'de ve buna ilişkin her türlü delille ispat faaliyetine girişilebileceğinden tanıklarının bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı ve silahların eşitliği ilkesi kapsamında dinlenilmesi gerektiğini, yemin prosedürünün işletilemeyeceği de gözetildiğinde tanıklarının dinlenmesi gerektiğini, istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle, Davacılar istinaf süresi içerisinde harçları yatırmadığından istinaf talebinin reddi gerektiğini, somut olay muvazaa iddiasından kaynaklanmadığından muvazaaya ilişkin herhangi bir delil toplanmasına ve tanık dinlenmesine olanak olmadığını, Davacıların murisinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikâyet murisin imzasını inkâr etmemesi ve açığa imzanın kötüye kullanıldığının da yazılı delille ispat edilmesi gerektiği gerekçeleriyle takipsizlikle sonuçlandığını ve kararın kesinleştiğini, hem senetteki imzanın kabulü hem de tefecilik suçlamasının birbirleriyle uyuşmadığını, Davacıların 22.10.2019 tarihli karar duruşmasının olduğu gün aynı zamanda şikayette de bulunduklarını, davayı uzatmaya yönelik olan bu şikayetin sonucunun beklenilmesinin hak kaybına sebep olacağını, davacıların imzayı inkâr etmediğini, herhangi bir hileye de dayanmadıklarını, sadece lehtar-miktar ve tarih kısımlarının sonradan doldurulduğunu iddia ettiklerini, bu açılardan da tanık dinlenemeyeceğini, davacıların murisinin tefecilikten dolayı herhangi bir şikayette bulunmadığını, istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davanın konusu imzanın geçersizliği ve sahtecilik iddiasına dayalı İİK 72. maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır.Takip ve dava konusu yapılan 15/07/2015 vade 15.000,00 TL bedelli, 15/11/2016 vade 32.000,00 TL bedelli ve 30/05/2016 vade 56.000,00 TL bedelli bonoların keşidecesi davacı 10.12.2018 tarihinde vefat ettiği, davaya murisin mirasçıları tarafından devam olunduğu anlaşılmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/144767 soruşturma 2019/17709 karar numaralı dosyasında, davacı (murisin) takip ve dava konusu bonolar altındaki imzaların kendisine ait olduğunu ancak temelde bir borç ilişkisi bulunmadığını, lehdar, miktar ve tarih kısımlarının rıza dışı doldurulduğunu beyan ettiği ve davalı hakkında şikayetçi olduğu anlaşılmaktadır. İstanbul 13. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2017/1047 esas sayılı dosyasında 29.08.2018 tarihli bilirkişi raporunda, dava ve takip konusu senetler üzerinde yapılan incelemede, senetler üzerinde davacı murise atfen atılan imzaların davacı murisin kendi eli ürünü olduğu tespit olunmuştur.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; dava konusu senetlerin tehdit, baskı, korkutma altında düzenletildiği ve tefecilik yolu ile temin edildiği davacı iddiaları yönünden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/144767 soruşturma 2019/17709 karar sayılı kararındaki maddi vakıalar dikkate alındığında tehdit, baskı, korkutma ve tefecilik iddialarının davacı tarafından ispat edilemediği, dosya kapsamına sunulu bilgi- belge ve deliller kapsamında senet bedellerinin bedelsiz kaldığına kanaat getirilemeyeceği, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını belirleyen soruşturma dosyasının daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/144767 soruşturma 2019/17709 karar sayılı dosyasında değerlendirildiği, "Açığa imzanını kötüye kullanılması" ve "Bedelsiz kalan senedin kullanılması suçlarından" takipsizlik kararı verildiği, davacının ilk celse senetlerin kendisine gösterilmesi üzerine senede attığı imzayı inkar etmediği, senedin boş olarak verildiği ve iradesine aykırı olarak doldurulduğunu davacının yazılı belge ile ispatlaması gerektiği, bu yönde dosya kapsamına delil sunulmadığı, ilk derece Mahkemesinin davacının tüm iddialarının ispat edilememesi nedeniyle davanın reddine karar vermesi isabetli görülmüş olup davacının tüm istinaf nedenleri yerinde bulunmamıştır. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/10/2020 tarih ve 2017/878 E. 2020/440 K. sayılı kararına karşı Davacı ... Mirasçıları vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 108,80-TL harcın mahsubu ile bakiye 318,80-TL harcın Davacı ... Mirasçılarından tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı ... Mirasçıları tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 29/02/2024