Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E.2025/3084 K.2025/9574
2. Hukuk Dairesi 2025/3084 E. , 2025/9574 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1342 E., 2024/1716 K.
DAVA TÜRÜ : İpoteğin Kaldırılması, Aile Konutu Şerhi Konulması
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2023/212 E., 2024/172 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı banka vekili tarafından davanın kabulü yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Dava; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 194 üncü hükmü uyarınca aile konutu nedeniyle ipoteğin kaldırılması ve aile konusu şerhi konulması istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama neticesinde; tanık beyanları ve abonelik kayıtlarına göre dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu, taşınmaz üzerine ipotek konulurken davacının rızasının alınmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunun tespitine, davalı banka lehine konulan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiştir. Davalı bankanın istinaf yoluna başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince esastan ret kararı verilmiştir. Karar davalı banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.
"Aile konutu", kaynağını Anayasa'nın 41 inci maddesinden alan, ailenin korunmasını amaçlayan düzenlemelerden birisidir. Bu nedenle 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi ile genel olarak aile, özelde ise malik olmayan eş ve çocuklar korunmak istenmiştir. Aile konutunun unsurları; aile, konut ve ailenin yaşam faaliyetlerinin yoğunlaştığı yer olarak belirlenebilir. Bir konutun aile konutu olarak nitelendirilmesi için ailenin ortak kullanımına hizmet etmesi yeterlidir (...........: Aile Hukukumuzda Aile Konutu Mal Rejimleri ve Eşin Yasal Miras Payı, 3. Bası, Ankara 2012, s. 20). Aile konutunun tanımlaması içinde, aile konutunun temel unsurlarından birisi eşlerin yaşam faaliyetlerinin yoğunlaştığı yer olarak kabul edilmektedir (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 204; NEBİOĞLU ÖNER, s. 121-122; AYAN, s. 66). Nitekim Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 2002/7 sayılı "4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu" Konulu Genelge’sinde; “aile konutunun, eşlerin bütün yasam faaliyetlerini gerçekleştirdiği ve düzenli yerleşim amacıyla kullandıkları mekânları ifade ettiği” belirtilmiştir. Konutun aile konutu olma kriterleri, fiziksel niteliğinden çok aile üyelerince yaşam merkezi haline getirilmesi; öznel olarak bu amaca tahsis edilmesi yanında, nesnel olarak da bu niteliğinin üçüncü kişilerce biliniyor olması gerekir (GÜMÜŞ, Mustafa Alper: Türk Medeni Kanunu’nun Getirdiği Yeni Şerhler, Ankara 2003, s. 34; NEBİOĞLU ÖNER, s. 129). Bu noktada taşınmazın eylemli olarak kullanılmasından maksadın, “sürekli ve kesintisiz olarak kullanma” olmadığını ifade etmek gerekir. Nitekim uygulamada, eşlerin eylemli olarak ayrı yaşamaları halinde, aile konutunun bu niteliğinin devam edeceği kabul edilmektedir. Aile konutunun tanımına yine TMK 194'de; maddenin gerekçesinde yer verilmiş, aile konutu "Eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan olarak" tanımlamıştır.
4721 sayılı Kanun'un 193 üncü maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte aynı Kanun'un 194 üncü madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal, işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, “aile birliğinin korunması” amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin “açık rızası bulunmadıkça” aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun ipotek edilmesi gibi “tek başına” bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Öte yandan bu madde hükmü ile aile konutu şerhi “konulmuş olmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa da aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh kurucu değil açıklayıcı şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak belirli olan bir işlem için verilebilir. 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak da verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "açık” olması gerekir.
Dosya kapsamından, Ankara ili Keçiören ilçesinde bulunan dava konusu taşınmazın, 23.05.2000 yılında davacının eşi davalı ... adına tapuda tescil edildiği, taşınmaz üzerine dava konusu ipoteğin ise 05.11.2015 tarihinde konulduğu anlaşılmaktadır. Getirtilen abonelik kayıtlarına göre, dava konusu taşınmazın abonelikleri 2000 yılında davalı ... adına açtırılmıştır. Ayrıca dinlenen davacı tanıkları da davacı ve davalı ...’in uzun zamandır bu adreste oturduklarını belirtmişlerdir. Her ne kadar, Mahkemece aboneliklerin açılması, tanık beyanları ve yapılan keşif ile halen aile konutu olarak kullanıldığı dikkate alınarak dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu kanaatine varılmış ise de; davacının, davalı ...’in ve ortak çocuklarının ikametlerini adres kayıt sistemine göre Batman’dan dava konusu taşınmaza 2016 yılında aldırdıkları, ipotek senedinde davalı ...’in adresinin dava konusu taşınmaz olmayıp Batman olarak göründüğü, davalı ... hakkında dava konusu adreste yapılan 18.12.2017 tarihli ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağında “çevreden kapının devamlı olarak kapalı olduğu, kapıya bırakılan bilgi notlarına dönüş yapılmadığı, şahış bina içinde sorulduğunda adresin kendisine ait olduğu fakat ikamete nadir olarak geldiği, adresi fazla kullanmadığının belirtildiği” yazıldığı, dosyada davalı ...’e yapılan en son verilen gerekçeli karar ve karar ilamı tebligatlarının Batman adresine tebliğ edildiği ve bu tebligatların Batman adresinde davacı ve tarafların ortak kızları tarafından farklı zamanlarda alındığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, ipotek tarihinde ve halen taşınmazın aile konutu olarak kullanılmadığı sabittir. Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunun ispatlanamadığı ve 4721 sayılı Kanun’un 194 üncü maddesinin korumasından yararlanamayacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.