Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2025/262 K.2025/4833
3. Hukuk Dairesi 2025/262 E. , 2025/4833 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/789 E., 2024/1581 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/1 E., 2024/148 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; .... Noterliğinin 02.01.2012 tarihli düzenleme şeklindeki vasiyetnamenin iptali istemi ile Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 2018/222 E. sayılı davada, davaya konu vasiyetnamenin noter ... huzurunda yapılması sırasında, tanıkların okuryazar olmayan mirasbırakanın beyanlarının kendi önlerinde yapıldığına ilişkin ifadelerinin vasiyetnamede bulunmadığı, bu nedenle vasiyetnamenin gerekli şekil şartlarını taşımadığından iptaline dair verilen hükmün 10.02.2021 tarihinde kesinleştiğini, dava konusu vasiyetnamenin kanunda gösterilen şekil şartlarına uygun düzenlenmediğini ve mirasbırakan ... tarafından, lehine tasarruf yapılan müvekkilinin zarara uğradığını, meydana gelen zarar ve davalı noterin fiili arasında uygun illiyet bağı bulunması sebebiyle 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun (1512 sayılı Kanun) 162. maddesine göre davalı noterin sorumlu olduğunu, meydana gelen olay sonucunda vasiyetnamenin geçerli olmamasından dolayı müvekkilinin duygusal ve sosyal olarak etkilendiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 100,00 TL maddi tazminatın mirasbırakanın ölüm tarihinden itibaren, 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 29.11.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat istemini 445.816,75 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; müvekkilinin o tarihte yürürlükte olan işlem formüllerine uygun olarak vasiyetnameyi yazıp düzenlediğini, vasiyetnamenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 535. maddesinde belirtilen şekle uygun olduğunu, vasiyetnamenin iptali davasında delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünü, asıl olanın vasiyetçinin arzu ve istekleri olup vasiyetnamenin de buna uygun olduğunu, vasiyetnamenin iptali davasından müvekkilinin haberdar edilmediğini, müvekkilinin vasiyetin iptalinde kusuru bulunmadığını, dava açmayan diğer mirasçılar yönünden vasiyetnamenin geçerli olduğunu, davacının zararı bulunmadığını, talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; .... Noterliğinin 02.01.2012 tarihli ve ... yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile mirasbırakan ...'nin söz konusu vasiyete konu 1 76... parselde kayıtlı arsa üzerinde bulunan binadaki mesken nitelikteki tüm gayrimenkullerdeki hak ve hisselerinin tamamını, yine 381 parselde kayıtlı bulunan gayrimenkul ile onun üzerinde bulunan ahşap evi ve 402 parselde kayıtlı bulunan gayrimenkul üzerindeki hak ve hisselerinin tamamını oğlu olan davacıya vasiyet ettiği, söz konusu vasiyetnamenin davalı noter tarafından düzenlendiği, resmi geçerlilik şartlarına uygun düzenlenmeyen vasiyetnamenin iptaline ilişkin açılan davanın görüldüğü Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 2018/222 E., 2019/276 K. sayılı karar ile söz konusu vasiyetnamenin iptaline dair verilen kararın 10.02.2021 tarihinde kesinleştiği, vasiyetnamenin iptali nedeniyle davacının dava konusu taşınmazlardan mahrum kaldığı, mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporlarına göre vasiyetnamenin iptali kararının kesinleştiği tarihteki değerinin bilirkişi marifetiyle tespit edildiği (176/3 sayılı taşınmaz yönünden; 91.698,95 TL, 4050/5 sayılı taşınmaz yönünden 687.638,84 TL olmak üzere toplam 382.089,00 TL zarar), bu değerden diğer mirasçıların saklı payları düşülmek suretiyle (176/3 sayılı taşınmaz yönünden 52.669,40 TL, 4050/5 sayılı taşınmaz yönünden 392.936,48 TL olmak üzere toplam 445.605,88 TL) zarar belirlendiği, buna göre davacının zararı 445.605,88 TL olup bu zararın davalı noterin eksik usuli işleminden kaynaklandığı ve meydana gelen zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağı bulunduğundan maddi tazminat talebinin kısmen kabulü gerektiği, manevi tazminat yönünden ise dava konusu işlem nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğramadığı, manevi üzüntü ve kayıpların bulunmadığından bu talebin reddi gerektiği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 445.605,88 TL maddi tazminatın 10.02.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, onanarak kesinleşen karardan da anlaşılacağı üzere, vasiyetnamenin davalı noterin kusurlu eylemi nedeniyle iptal edildiği, dolayısıyla davalı noterin davacının uğradığı zarardan sorumlu olduğu, bu nedenle inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davanın dayanağı ve iptal edilen vasiyetnamenin düzenlenmesinde herhangi bir usuli eksiklik bulunmadığını, vasiyetname düzenlenirken gerek kanunda gerekse yönetmelikte belirtilen şartlara uyulduğunu, vasiyetnamenin iptali davasından müvekkilinin haberdar edilmediğini, Mahkemece davacının zararının hesaplanmasındaki oranların gerekçeli kararda açıkça belirtilmediğini, davacının terekedeki payının ne kadar olduğu, diğer mirasçıların saklı paylarının ne kadar olduğu vb. hususların Mahkemece gerekçede tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıkça yazılması gerektiğini, yine Mahkemece hesaplamada da hataya düşüldüğünü, gerek oransal gerekse toplama hataları yapıldığını, mirasbırakanın malvarlığı değerlendirilirken davacının mirastan hissesine düşen payın, diğer mirasçıların miras oranlarının, terekeden kendilerine düşen miras miktarı ve saklı paylarının ayrı ayrı belirtilip ona göre karar verilmesi gerekirken bunlar yapılmadan hatalı hesaplamalarla 445.605,00 TL'lik zarara hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, noterin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.
1. Bir hükmün neleri içermesi gerektiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297. maddesinde tek tek sayılarak ayrıntılı biçimde gösterilmiştir. Buna göre; hüküm, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kapsar.
Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Hüküm gerekçesi dosya içeriğine uygun olmak zorundadır. Ayrıca, hükmün gerekçesi ile sonuç kısmı birbiri ile çelişmemelidir.
Bu şekilde dava sonunda mahkemenin kimin lehine, kimin aleyhine karar verdiği, davacının talebinin ne kadarının kabul edildiği, davalının neye göre mahkum edildiği tereddütsüz şekilde anlaşılmalıdır. Biçim koşullarının getiriliş amacı, hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamaktır. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratacağı gibi dava içinden yeni davaların doğmasına neden olacaktır.
6100 sayılı Kanunun 266. maddesi hükmüne göre; çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
6100 sayılı Kanunun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını Mahkemeden talep edebilecekleri; Mahkemece, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Yukarıdaki açıklamalara göre somut olayda; İlk Derece Mahkemesince mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporları ile vasiyetnamenin iptali kararının kesinleştiği tarihteki değerinin bilirkişi marifetiyle tespit edildiği (176/3 sayılı taşınmaz yönünden; 91.698,95 TL, 4050/5 sayılı taşınmaz yönünden 687.638,84 TL olmak üzere toplam 382.089,00 TL zarar), bu değerden diğer mirasçıların saklı payları düşülmek suretiyle (176/3 sayılı taşınmaz yönünden 52.669,40 TL, 4050/5 sayılı taşınmaz yönünden 392.936,48 TL olmak üzere) maddi tazminat olarak toplam 445.605,88 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiş ise de, gerekçeli kararda belirtilen ''176/3 sayılı taşınmaz yönünden 91.698,95 TL, 4050/5 sayılı taşınmaz yönünden 687.638,84 TL olmak üzere toplam 382.089,00 TL zarar'' belirlemesinde hesaplama hatası olduğu gibi, diğer mirasçıların saklı pay oranlarının da denetime elverişli şekilde belirtilmediği, bu şekliyle Mahkemece denetime elverişli bir gerekçeli karar oluşturulmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece verilen kararda, hükmün açık ve anlaşılabilir olması gerektiği yanında hükmün infazı sırasında tereddüt uyandırmayacak şekilde taraflara yüklenen borç ve tanınan haklara yer verilmiş olması gerekmektedir.
Ayrıca, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunu sunan bilirkişi heyetinde miras hukuku alanında uzman bilirkişinin bulundurulmaması da doğru görülmemiştir.
Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince; öncelikle alanında uzman ve içinde miras hukuku alanında uzman bilirkişinin de bulunduğu bir heyetten yeniden rapor alınmak suretiyle, taraf ve yargı denetimine elverişli rapor alınıp hükmün infazı sırasında tereddüt uyandırmayacak şekilde gerekçe oluşturularak sonucuna uygun hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA,
3. Bozma sebebine göre; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.