Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2024/1986 K.2025/3245

🏛️ 6. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/1986 📋 K. 2025/3245 📅 02.10.2025

6. Hukuk Dairesi         2024/1986 E.  ,  2025/3245 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/136 E., 2024/410 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/710 E., 2022/503 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflar vekilleri tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 06.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı vekili Avukat ... ile davalılar vekili Avukat ....'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketlerin oluşturduğu ortak girişim ile davacı şirket arasında .... Devleti .... Uluslararası Havalimanı inşaat projesi kapsamında 18.04.2013 tarihli altyüklenici sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşmede davacının altyüklenici, davalıların yüklenici sıfatını haiz olduklarını, sözleşme uyarınca 04.07.2013 tarihinde işe başlanılmasının ardından, Aralık 2013 - Nisan 2014 tarihlerinde davalıların sözlü talimatları ile işe ara verildiğini, yeni kazı ve dolgu bölgesinin gösterilmediğini, işe ara verilen bu dönemde davacının ekipmanlarının büyük çoğunluğunun boş bırakıldığını ve bu duraksamaya sebep olarak davalı ortak girişim ile akit devlet arasında bulunan problemler sebebi ile ortaklığın zarar ettiği iddiasının gösterildiğini, davacının ortak girişimin talimatlarına uyduğunu, üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmeye devam ettiğini, Nisan 2014 tarihinde tekrardan işe başlama talimatı verildiğini, Mayıs 2014 tarihinde davalı ortak girişimin sözlü talimatı uyarınca tekrardan işe ara verildiğini, müvekkilinin tekrar işe başlamayı beklerken 18.06.2014 tarihinde sözlü olarak taraflar arasında mevcut sözleşmenin 29. maddesi uyarınca hiçbir sebep gösterilmeden ortaklığın tek taraflı inisiyatifi ile sözleşmenin feshedildiğini, ilk fesih ihbarının ardından hukuka aykırı bir şekilde farklı gerekçe yaratılarak ikinci kez fesih ihbarında bulunulduğunu, 06.08.2014 tarihli sözleşmenin feshi konulu yazı ile, "Irak'ta son 2 aydır yaşanan gelişmelerin güvenliği tehdit eder duruma gelmesi nedeniyle tüm işlerin fiili olarak durdurulduğu, projede normal çalışmanın ne zaman başlayacağının da belli olmadığı, ana müteahhit olarak sözleşmenin 21.maddesine istinaden işin durdurulduğunun sözlü olarak 18.06.2014 tarihinde tebliğ edilerek 06.08.2014 tarihinden itibaren sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiği" hususlarının bildirildiğini, davalının haksız feshi sonucunda konusuz kalan teminatları 02.06.2015 tarihine kadar iade etmediğini, davacıya ait ve davacı tarafından hazır bulundurulan ekipmanların Türkiye Gümrüğünde davacıya teslimini de gerçekleştirmediğini, davalı tarafından .... Noterliğinden keşide edilen 13.02.2015 tarihli ihtarnamede Irak'ta son 2 aydır yaşanan gelişmelerin güvenliği tehdit eder duruma geldiği ve tüm işlerin fiili olarak durdurulduğu belirtilmiş ise de, davalının sözleşmeyi feshettiği tarihte bir iç savaş ve/veya güvenlik tehlikesinin bulunmadığının her iki tarafça açık ve net bir şekilde bilindiğini, aynı tarihlerde Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile sözleşme akdeden başkaca yüklenici firmaların sözleşmelerinin duraksamadan devam ettiğini, sözleşmenin başlangıç tarihi ve şantiyenin davacı tarafından kurulma tarihi itibariyle dava dilekçesi eki listede yer alan ve mülkiyeti davacıya ait araçların, davalının yüklenicisi olduğu Kuzey Irak ... Havaalanı inşaatındaki şantiyedeki işe tahsis edilmek üzere davalıya teslim edildiğini, gerekli araç ve ekipmanların davalı adına .... Gümrük Kapısından girişi yapılmak suretiyle davalının şantiyesine getirildiğini, sözleşmenin haksız feshinin ardından araç ve ekipmanların tesliminin gerçekleştirilmesi gerektiği yönünde davalı ortaklığa uyarı ve bildirimlerde bulunulmasına karşın ekipmanların Türkiye'ye çıkışının gerçekleştirilmediğini, toplam bedeli 15.480.000,00 USD ve günlük çalışma bedeli 62.600,00 USD olan ekipmanların teslim edilmeyerek davacının ciddi kâr kaybı, iş kaybı ve mağduriyetine sebebiyet verildiğini, günlük (kazı ve dolguda) 260.357,00 USD iş kaybı ve zararın söz konusu olduğunu, ekipman ve araçların teslim edilmemesinden dolayı ilk girişte 59.000,00 USD, daha sonra her ay gümrük vergisi adı altında ayda 12.300,00 USD ödemek durumunda kalındığını, bu kapsamda mülkiyeti davacıya ait araç ve ekipmanların 02.04.2015 tarihine kadar haksız ve hukuka aykırı olarak teslim edilmemesi nedeniyle doğan zararlar için fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 50.000,00 USD'nin, ayrıca şantiye alanı inşaat giderine ilişkin olarak şimdilik 10.000,00 USD, personel ücret ve giderlerine ilişkin şimdilik 5.000,00 USD, sigorta ve kasko giderlerine ilişkin şimdilik 5.000,00 USD, nakliye giderlerine ilişkin şimdilik 5.000,00 USD, iş makinası çalışma giderlerine ilişkin şimdilik 5.000,00 USD, akaryakıt giderlerine ilişkin şimdilik 5.000,00 USD, teminat mektubu masraflarına ilişkin şimdilik 5.000,00 USD, kâr kaybına ilişkin şimdilik 10.000,00 USD ve diğer zararlar adı altında sözleşmenin yerine getirilememesi dolayısıyla uğranılan tüm zararlar, katlanılan tazminatlar, ekipmanların teslim edilmemesinden dolayı doğan her türlü zarar, sözleşmenin geçerliliğine inanılarak başka bir sözleşmenin kaçırılması dolayısıyla uğranılan zararlar vb. tüm zararlar için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 USD (bu kalemlerden toplam 55.000,00 USD)'nin sözleşmenin fesih tarihi 06.08.2014 tarihinden itibaren döviz faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talebinde bulunmuş, davacı vekili 14.07.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi nedeniyle yoksun kaldığı kârın 1.254.715,68 USD, iş makinalarının çalışmadığı dönem için hesaplanan kâr kaybının 1.073.398,69 USD olarak bilirkişi raporunda hesaplandığını belirterek, 105.000,00 USD'lik alacak talebini 2.223.114,37 USD artırarak toplam 2.328.114,37 USD'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağından davacıya süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak da, .... Valiliği ile davalı şirketlerin oluşturduğu ortak girişim arasında 06.02.2013 tarihinde .... Uluslararası Havaalanı İnşaatı Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmede işin bitim tarihinin 06.09.2015 olarak belirlendiğini, davacı ile davalılar arasında 18.04.2013 tarihinde altyüklenici sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca işin 10.05.2013 tarihinde başlanılıp 10.05.2014 tarihinde bitirileceğini, üstlenilen işin, havaalanı inşaası yapım işinin ilk safhalarından biri olup, yapılan işin .... Valiliği ile imzalanan sözleşme ve eki teknik şartnameler kapsamında ... Valiliğinin talimatları doğrultusunda yürütülmesinin zorunlu olduğunu, projenin ifâsı için çalışmalara başlanmasının ardından dava dışı işveren ile davalı arasında imzalanan sözleşme içeriğinde yer almayan davalı ortak girişimin ve dolayısıyla davacı alt yüklenicinin çalışmalarını doğrudan etkileyecek üç temel sorun ortaya çıktığını, dava tarihi itibariyle bu sorunlar nedeniyle halen işe devam edilemediğini, sorunlardan birinin; ... Valiliğinin yükümlülüğünde olan ve projenin en kilit bölgesinde yer alan .... Köyü ve köy yolu istimlak sorunu olduğunu, diğerinin; ... Valiliği ile imzalanan sözleşmede açıkça belirtilmiş olmasına karşın ariyet ocaklarının ... Valiliği tarafından teslim edilememesi sorunu olduğunu, bir diğerinin ise Irak'ta yaşanan güvenlik sorunu olduğunu, bu koşullar altında özellikle dizayn değişikliği neticesinde ariyet kazısı yapılması, dolgu sahasına nakli, serilmesi, sıkıştırılması işinin yapılmasının mümkün olmadığı hususu da dikkate alındığında davacı alt yükleniciye sözleşme konusu işin verilmesinin fiilen imkansız hale geldiğini, davacı taraf ile imzalanan 18.04.2013 tarihli altyüklenici sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, sözleşme feshedilmemiş olsaydı dahi davacıya sözleşme kapsamında iş yaptırılmasının mümkün olmadığı, hukuki ve fiili imkansızlığın söz konusu olduğunu, alt yüklenicilik sözleşmesinin, sözleşmenin konusu başlıklı 2. maddesi 1. bendi uyarınca kazı çalışmalarının her türlü zeminde yapılacağının kararlaştırıldığını, teklifin yeterliliği başlıklı 4. maddesinde altyüklenicinin mukavele ve eklerini, şartnameleri, çizimleri, dokümanları alıp okuduğu, işyeri ve çevresini ulaşım, yerleşim, fiziksel gerçekler ve iklim koşulları yönünden incelediği, tekliflerine etki edebilecek her türlü riskin değerlendirilerek tatmin olduğu ifadelerine yer verildiğini, sözleşmenin bu hükümleri karşısında davacının zarara uğradığı iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, davacıya ait ekipmanların gümrük işlemlerinin tamamlanarak Türkiye'ye çıkışının gerçekleştirilebilmesi amacıyla en üst düzeyde emek ve çaba gösterildiğini, ancak davacının özensiz davranışları ile sürenin geciktirilmesinin önlenemediğini, davalıların kendi ekipmanlarından önce davacının ekipmanlarının çıkışını sağlamaya çalıştığını, taraflar arasında imzalanan sözleşmeye dayalı olarak, ortak girişime teslim edilen teminat mektuplarının haksız olarak davacıya iade edilmemesi iddiası ile ortaya çıkan masraflar talebinin haksız olduğunu, sözleşmenin tutarı başlıklı 5. maddede açıkça belirtildiği üzere davacının, ağır iş makinaları, işçilik, nakliye ve tüm vergi, sigorta vb. giderler dahil olmak kaydıyla bunlardan herhangi bir ek ücret talep etmeden işi yapmayı taahhüt ettiğini, ayrıca ücret talep hakkının sözleşme yürürlükte iken dahi bulunmadığını, iş makinası çalışma ve akaryakıt giderleri ile nakliye giderleri talebinin de sözleşme birim fiyatlı olduğundan istenemeyeceğini, personel giderlerine ilişkin talep hakkının da bulunmadığını, kâr kaybı adı altında talep edilen tutarın, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle talep edilen zarar kalemleri içerisinde olduğunu, ayrıca kâr kaybı başlığı altında ne şekilde hangi kârı elde etmekte yoksun kaldığının açıklanmadığını, boş tutulan ekipmanlar nedeniyle maddi kayıp isteğinin dayanağının anlaşılamadığını, ek olarak kâr kaybı adı altında zarar talebinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "...taraflar arasındaki altyüklenicilik sözleşmesinin birim fiyat esasına göre düzenlendiği, yer tesliminden 20 gün sonra işe başlamak üzere, iş programına göre işin 10.05.2013 tarihinde başlayıp, 10.05.2014 tarihinde bitirileceğinin hükme bağlandığı, eser sözleşmelerinde yer teslimini yerine getirme yükümlülüğünün iş sahibinde olduğu, davalı tarafça işveren Irak KRG ... Valiliği tarafından iş tesliminin tamamlanamadığı ve yer tesliminin gerçekleştirilemediği ve Irak'ta yaşanan güvenlik sorunu nedeniyle işe devam imkanının kalmadığı belirtilmiş ise de, Irak Valiliği tarafından yer tesliminin sağlanamaması hususunun Irak Hükümeti ile yapılan sözleşmenin taraflarını bağlayacağı, davacının o sözleşmenin tarafı olmadığı, sözleşmenin 4.maddesindeki "alt yüklenicinin, mukavele ve eklerini, şartnameler, çizimler, vb. dokümanları almış, okumuş, işyerleri ve çevresini, ulaşım, yerleşim, fiziksel gerçekler ve iklim koşulları yönünden tetkik etmiş, tekliflerine tesir edebilecek her türlü risk, ihtimal ve koşulları değerlendirerek tatmin olmuştur" hükmünün yer teslimi edimini ortadan kaldıracak bir düzenleme niteliğinde olmadığı, Irak'ta yaşanan güvenlik sorunlarını, taraflar tacir olup, bilmeleri ve ön görmeleri gerektiği, davalı iş sahibinin buna rağmen sözleşmeyi akdetmek suretiyle yer teslimini sağlamayı taahhüt ettiği, sözleşmenin davalı tarafça feshinin haklı nedene dayanmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı taraf dava dilekçesinde, sözleşme ile ilgili şantiye alanı inşası gideri, personel gideri, sigorta ve kasko gideri, nakliye gideri, iş makinası çalışma gideri, akaryakıt gideri, teminat mektupları masrafı ve diğer zararlar olarak 45.000,00 USD, iş kaybı ve boş tutulan ekipmanlardan kaynaklı kâr kaybı 10.000,00 USD ve sözleşmenin feshinden ekipmanların teslimine kadarki dönem için geç teslimden kaynaklı zarar olarak 50.000,00 USD'nin tahsili talebinde bulunmuş olup, davacının sözleşmenin feshinden ekipmanların teslimine kadarki dönem için geç teslimden kaynaklı 50.000,00 USD talebine ilişkin olarak mahkemece yapılan inceleme ve tüm dosya kapsamına göre; gecikmenin, davacı tarafça makineler listesinin doğru ve eksiksiz bir şekilde davalıya iletilmemesinden kaynaklandığı, kimsenin kendi kusuruna dayanarak bir talepte bulunmasının mümkün olmadığı, anlaşılmakla bu kalem alacak talebi yerinde görülmeyerek reddine karar vermek gerekmiştir.
Müspet zarar kapsamında bulunan kâr kaybında feshin haklı olup olmadığına göre değerlendirme yapılarak fesihte, altyüklenicilik sözleşmesinde yüklenicinin haklı olması halinde kâr kaybı istenemeyeceği, haksız olması halinde altyüklenici tarafından kâr kaybı istenebileceği, hakedilen iş bedelleri için feshin haklı olup olmadığının bir öneminin bulunmadığı, işbu dosyada yapılan hakedişler kapsamında ödemelerin yapıldığı, hakediş bedellerinin ödenmediğine yönelik bir uyuşmazlığın bulunmadığı, esasen bu konuda talebin de olmadığı, yüklenicinin iş sahibinin kusurlu olarak sözleşmenin feshi nedeniyle talep edebileceği müspet zararın, kesinti yöntemine göre hesaplanması gerekir ise de, davacının yurt dışı şantiye maliyetlerinin büyük bölümünün kayıtlara yansıtılamadığı, ağırlıklı olarak yurt içinden yapılan maliyetlerin gösterildiği, gerçekçi olmayan masraf ve gider kayıtlarına göre kesinti usulü uygulanarak zarar hesabının yapılamayacağı, bu nedenle talep edilebilecek müspet zararın Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin kökleşmiş içtihatları da nazara alınarak yaklaşık maliyet hesapları üzerinden hesaplanması gerektiği, buna göre yapılan hesaplamada 1.254.715,68 TL olarak hesaplandığı, iş makinalarının sözleşmenin feshedilmesinden önce boş tutulduğu döneme ilişkin kâr kaybı talebine ilişkin olarak mahkemece yapılan inceleme, bilirkişi heyeti rapor içeriği de nazara alınarak bakım maliyeti düşüldükten sonra kâr kaybının 1.073.398,69 USD olarak hesaplandığı, iş kaybı ve boş tutulan ekipmanlardan kaynaklı kâr kaybına ilişkin olarak dosya kapsamı itibariyle 10.000,00 USD talepte bulunulduğu, hesaplanan miktarlar da nazara alınarak 10.000,00 USD'lik talebin yerinde olduğu, dava tarihi öncesi itibariyle temerrüt oluşmadığından bu miktar alacağın dava tarihinden itibaren devlet bankalarınca birer yıllık dönemler itibariyle USD mevduata uygulanan en yüksek oranda faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.
Davacı taraf, müspet zarar kapsamında kâr kaybı ve iş makinalarının sözleşmenin feshinden önceki boş tutulduğu döneme ilişkin kâr kaybı talebini 14.07.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile toplam 2.328.114,37 USD'ye yükseltmiş ise de, davalı taraf yasal süresi içerisinde verdiği cevapta ıslaha konu miktara ilişkin zamanaşımı definde bulunduğu, talebin dayanağı eser sözleşmesi kapsamında kâr kaybına ilişkin olup, alacağın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı, sözleşmenin 18.06.2014 tarihinde şifahen feshedildiği, 06.08.2014 tarihli sözleşmenin feshi konulu yazı ile sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirildiği ve 13.02.2015 tarihli ihtarname ile taraflar arasındaki sözleşmenin 21. maddesi uyarınca; Irak'ta yaşanan iç karışıklıklar da dikkate alınarak 06.08.2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sözleşmenin feshedildiği hususunun ihtar edildiği, davacının cevabi ihtar tarihi 02.04.2015 olup, bu tarih itibariyle fesholduğunun bildirildiğinin kabulü halinde dahi TBK'nın 147/6 maddesi uyarınca 5 yıllık sürenin ıslah tarihi itibariyle dolduğu ve geçtiği anlaşılmakla, ıslaha konu miktarların zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacının sözleşme ile ilgili şantiye alanı inşası gideri, personel gideri, sigorta ve kasko gideri, nakliye gideri, iş makinası çalışma gideri, akaryakıt gideri, teminat mektupları masrafı ve diğer zararlar olarak 45.000,00 USD talebi ile ilgili olarak mahkemece yapılan inceleme ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafın tüm alacak kalemlerinin yaklaşık maliyet hesabında yüklenici masrafı içerisinde yer alması nedeniyle ayrıca bu kalem giderlerin mükerrerliğe yol açacağından talep edilemeyeceği" gerekçesiyle "davacı vekilinin ıslaha konu ettiği miktarların zamanaşımı nedeniyle reddine,dava dilekçesindeki talep edilen kalemlerden kâr mahrumiyetine ilişkin davanın 10.000,00 USD üzerinden kabulü ile, 10.000,00 USD'nin 04.10.2018 dava tarihinden itibaren devlet bankalarınca birer yıllık dönemler itibariyle USD mevduata uygulanan en yüksek oranda faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Bölge Adliye Mahkemesi kararında dosya kapsamında büyük önem arz eden itirazlarının tartışılmadığı gibi, itirazlarının hangi gerekçelerle değerlendirme dışı bırakıldığının dahi gösterilmediğini,
b. Dilekçelerinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının açık bir şekilde ifade edildiğini, müvekkilinin alacak miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği gibi davanın belirsiz alacak davası olduğu gözetilmeksizin, ıslaha konu taleplerin zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
c. Taraflar arasındaki sözleşmede davacı alt yüklenicinin, davalı yükleniciye karşı bağımsız durumda olmadığını, müvekkilinin, iş aletlerinin seçiminde, işin düzenlenmesinde yüklenicinin talimatına göre hareket etmek, onayını almak, yüklenicinin emir ve isteklerini yerine getirmek zorunda olduğunu, dolayısıyla burada bağımsız bir ifâ yardımcısından çok, bağımlı ifâ yardımcısının varlığından söz edilebileceğini,
d. Asıl yüklenici ile bağımlı ifâ yardımcısı arasında hizmet sözleşmesi mevcut olacağını, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmede, bir eserin yapımı üstlenilerek “eser sözleşmesinin” ve yüklenicinin emir ve talimatları altında ve bağlı olarak çalışılarak “hizmet sözleşmesi”nin unsurlarının kanunda öngörülmemiş biçimde bir araya getirilmiş olduğunu, karma bir sözleşmenin olduğunu, bu sözleşmeden doğan alacakların da 10 yıllık zamanaşımına tabi olacağını,
e. .... Bölgesi’ne sokulan tüm ekipmanın Türkiye Gümrüğü’nden itibaren davalı şirketin kendi mülkiyetindeymiş gibi tüm işlemlerinin birebir davalı tarafından yürütüldüğünü, davacının makine ve ekipmanlar üzerinde hiçbir tasarruf yetkisi olmadığından, davalı şirketin herhangi bir listeye ihtiyacının olmadığını,
d.Sözleşme ile ilgili giderlerin davalının yanlış talimat ve hatalı tutum ve davranışlarından ileri geldiğini, davalının hatalı tutumları olmasa idi, müvekkilinin bu giderlere katlanıp katlanmayacağı irdelenmeden, mükerrerliğe yol açacağı gerekçesiyle alacaklarının reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan etmektedir.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde;
a. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kurulan kararda istinaf gerekçelerine dair tek satır açıklama ve gerekçe yazılmadan yerel mahkemenin kurduğu kararın ''yasal düzenlemelere uygun, isabetli'' olduğu belirtilerek istinaf başvurusunun reddedildiğini, kararın gerekçeli olmaması ve itirazlarına ilişkin açıklama bulunmamasının adil yargılanma hakkının açık ihlali olduğunu,
b. Mahkemece kurulan gerekçeli karar ile her ne kadar davacının ıslaha konu ettiği miktarların zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin haksız feshedildiği gerekçesiyle dava dilekçesinde yer alan taleplerden kâr kaybınının 10.000 Dolar üzerinden kabulüne karar verildiğini, kâr kaybının kabulüne karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olup, kararın bozularak davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, kar kaybı ve uğranılan zararların tahsili istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, hükme esas alınan bilirkişi raporunun olaya uygun ve içerik itibariyle yeterli ve inandırıcı olduğu, yine, ıslah tarihi itibariyle Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6. maddesinde yeralan 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan mahkemece ıslahla arttırılan kısım yönünden, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA,
Yargıtaydaki duruşmada taraflar vekille temsil olunduğundan, 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak birbirlerine verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz harçlarının temyiz eden taraflardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Değerli çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık konusu; eser sözleşmesinden kaynaklı fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla açılan menfi ve müsbet zararların tahsiline yönelik davada, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkindir.
Dava açılmasının sonuçlarından en önemlisi; dava açılmasıyla birlikte zamanaşımının kesilmesidir (TBK m. 154/I-b. 2, TMK m. 714, 777/3). Kısmi veya belirsiz alacak şeklinde açılan bir davada; davacının gerçekte, biri fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak istediği bir miktar alacak, diğeri ise asıl alacak miktarının tespit edilmesi olmak üzere iki talebi söz konusudur. Dolayısıyla, bir davanın açılması ile birlikte bu taleplerin tümü açısından zamanaşımı kesilmiş olmaktadır.
Bununla birlikte; uyuşmazlığın ıslah hukuki müessesesi ile doğrudan ilgili olması nedeniyle, Yargıtay’ın ıslahla ilgili uygulamalarına göre, alacağın ıslah edilen kısmı bakımından zamanaşımı sorununun geçmişte ne şekilde çözülmeye çalışıldığına, uygulamanın hangi aşamalardan geçtiğine değinmekte yarar vardır.
Bilindiği üzere, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’ un 87. maddesinde; “... Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü yer almaktaydı. Bu yasaklama nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla açılan davanın yargılaması sırasında davacının tazminat veya alacak tutarının belirlenmesi halinde ancak ek dava açılmak suretiyle alacağın fazla olan kısmı istenebilmekteydi. Böyle bir durumda, doğal olarak ek dava ile talep edilen kısmın zamanaşımına uğraması ve zamanaşımı def’i ile karşılaşılması hâlinde, ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmekteydi. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarih, 1999/1E, 1999/33K sayılı kararıyla iptal edildi. İptalden sonra ek dava yerine kısmi ıslah suretiyle müddeabih artırılarak uygulamaya devam edildi. Ne var ki, ıslah ile arttırılan kısım bakımından sanki ortada bir ek dava varmış gibi zamanaşımı yönünden de iptal öncesi eski uygulamaya devam edilmiştir. Diğer bir anlatımla, “maddi tazminat isteğinin ıslah yolu ile artırılması yeni bir dava niteliğinde” kabul edilerek bu kez zamanaşımına ilişkin süreler yönünden ıslah tarihi esas alınmıştır (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 09/10/2008 tarih, E: 2008/1009-K: 2008/11376, 14/12/2009 tarih, E: 2009/2469-K: 2009/14096 ve 07/03/2011 tarih, E: 2010/3617-K: 2011/2427 ... sayılı kararları).
Yargıtay’ca önceki uygulamaya devam edilmekle birlikte; bir süre, önceki uygulamalardan vazgeçildiği, alacağın ıslah ile artırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde olmadığı görüşü doğrultusunda, ıslah edilen kısım bakımından da asıl dava tarihi itibariyle zamanaşımının kesildiği kabul edilerek zamanaşımı savunmalarının (zamanaşımı def’ileri) ret edilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir (Örneğin; Yargıtay. 4. H.D.’nin,13.5.2015 t, 2014/8157e, 2015/6129k,- 26.1.2015t, 2014/3804e, 2015/896k,- 16.12.2014 t, 2014/5780e, 2014/17282k,- 15.12.2014t, 2014/2324e, 2014/17159k,-6.11.2014t, 2013/18979e, 2014/14634k,- 9.4.2013t,2013/2846e,2013/6598k, 3.4.2012t, 2011/2245e, 2012/5545k,- 28.3.2012t, 2011/1872e, 2012/5105k,- 29.2.2012t, 2010/14910e, 2012/3119k,- 7.12.2011t, 2011/13864e,2011/13114k, v.b ... sayılı kararları). Ancak, hemen belirtmek gerekir ki daha sonra, “alacağın ıslah ile arttırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde” olmadığına ilişkin görüşten vazgeçilip tekrar eski uygulamaya dönülerek alacağın ıslahla artırılan kısmı açısından zamanaşımının işlediği benimsemiştir (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 13/06/2016, E: 2016/3774-K: 2016/7793 ve 14/06/2016 tarih, E: 2015/11319-K: 2016/7830 ... sayılı kararları).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamasına gelindiğinde; bir çok kararda tam ıslah için, ilk dava açılmakla alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesildiği kabul edilirken aynı kararda kısmi ıslah bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceği belirtilmiştir (Örneğin, 16.3.2016 tarih, E: 2014/4-896E-K: 2016/332K). Şüphesiz bu apaçık bir çelişkidir.
Görüldüğü üzere; ıslahla alacağın miktarının artırılmasına ilişkin konularda, Yargıtay’ca farklı uygulamalara gidildiği anlaşılmaktadır.
Islah ile ilgili uygulamalardan kısaca söz ettikten sonra, bu konuya ışık tutacağına ve uygulamaya yeni bir bakış açısı getirip yeni bir yön vereceğine inandığımız, 24.05.2019 tarih, 2017/8E- 2019/3K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na (YİBK) değinmekte yarar vardır. Davacının, dava dilekçesinde faiz talep etmekle birlikte, ıslah dilekçesinde faiz istememesi nedeniyle ıslah edilen kısım için de faize hükmedilip hükmedilemeyeceği içtihadı birleştirmeye konu olmuş; sonuçta, “... Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir.” şeklinde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Faizle ilgili olan bu karar, zamanaşımı konusuyla doğrudan ilgili değilse de, içtihadı birleştirme kararları; konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı, kararda belirtilen gerekçeleriyle yol gösterici nitelik taşırlar.
Bu YİBK’nda açıkça; ıslahın yeni bir dava olmadığı, dava dilekçesinde bir miktar para alacağının faiziyle birlikte istenmesi hâlinde, ıslah dilekçesinde faize yer verilmemiş olsa bile ıslahla artırılan alacak miktarı yönünde de faize hükmedileceği kararlaştırılmıştır.
Diğer yandan, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımı meselesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu olmuş, Mahkeme, kararlarında istikrarlı bir şekilde; “... Yukarıda yer verilen tespitler ışığında başvuruya konu olay değerlendirildiğinde başvurucunun ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
... Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” şeklinde kararlar vermiştir (12.07.2023 tarih,2019/37411Bir. Başvru ve 23.3.2023 tarih, 2019/430 Bir. Başvuru).
Anayasa Mahkemesi yine 27.11.2019 tarih, 2016/9312 Bir. Başvuru kararında da açıkça;
“... Somut olayda destekten yoksun kalma tazminatının ıslahla artırılan kısmının dava zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.” demek suretiyle hak ihlali kararı vermiştir.
Bu konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de taşınmış, Mahkeme, özetle ; ek dava yoluyla ilk talebini arttırma hakkının olayın koşulları altında etkisiz bırakıldığını ve davacının bütün zararı bakımından tazminat talep edemediğini belirterek Sözleşmenin 6/1.maddesi gereği mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Doğu/TÜRKİYE . B.Baş.v. no:16312/10, 27.2021trh.)
Adalete erişim hakkı en temel haklardandır. Temel hak ve hürriyetler ancak yasayla kısıtlanabilir.
Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak süresinde dava konusu edilen ve yargılamanın devamında alacak miktarının ıslahla artırılan kısmı için zamanaşımının geçtiğine yönelik bir yasal düzenleme de yoktur. TBK 154/2 maddesi gereği dava açılmakla zamanaşımının kesileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararında da alacak miktarının artırılmasıyla ilgili kısmi ıslahın yeni bir dava olmadığı açıkça belirtilmiş olmasına göre artık ıslahla artırılan alacak miktarı için dava açılmakla birlikte zamanaşımının kesilmediğinden bahsedilemez. Bir başka ifadeyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması halinde tüm alacak (tazminat) bakımından zamanaşımı kesilmiştir.
Ayrıca ıslahın;“... Tarafların yaptıkları usul işlemlerinde düşebilecekleri yanlışlıkları düzeltmeye, bırakabilecekleri eksiklikleri tamamlamaya ve böylece adaletli karar verebilmesini sağlamaya yönelik bir yol” (Prof. Dr. ...., Islah, genişletilmiş 5. baskı, s. 48). olduğunu da unutmamak gerekir.
Yukarıda yapılan açıklamalar, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, ilgili mevzuat, ıslahın tanımına ilişkin akademik görüş hep birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşmak mümkündür.
1. Başlangıçta ıslah ile dava konusunun (müddeabihin) artırılması mümkün değilken, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile mümkün hale gelmiştir.
2. Islah, yeni veya ek bir dava değil, usulü bir hatanın düzeltilmesi veya eksikliğin tamamlanmasıdır.
3. Islah ile arttırılan kısmın bir ek dava olmadığı YİBK ile kabul edilmiştir.
4. Islah edilen kısım bakımından zamanaşımının devam edeceğine ilişkin yasal bir düzenleme yoktur.
5. Tam ıslah yapılması halinde, yeni davanın zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmişken, kısmi ıslahta zamanaşımının kabul edilmesi, izahı güç, çelişkili bir durumdur.
6. Islah edilen kısma ilişkin talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi, başta Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1.maddesinde belirtilen hak arama hürriyetini engellemekte, sonuçta hak ihlalleri doğurmaktadır. Uygulamanın bu şekilde devam etmesi hâlinde de yeni hak ihlallerinin doğması kaçınılmaz olacaktır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle; kısmi ıslahın, ıslah edilen miktar bakımından yeni bir dava olmadığı dikkate alınarak asıl davanın açılmasıyla zamanaşımının tüm alacak (tazminat) bakımından kesildiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu gerekçeyle kararın bozulması düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.