Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2024/3575 K.2025/2379

🏛️ 6. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/3575 📋 K. 2025/2379 📅 17.06.2025

6. Hukuk Dairesi         2024/3575 E.  ,  2025/2379 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/2647 E., 2024/3385 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/213 E., 2024/161 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... 'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin, müvekkili belediyeye karşı İstanbul 20. İcra Dairesi’nin 2020/6334 E. sayılı dosyasından 142.214.868,66 TL’lik ilamsız icra takibi başlatarak ödeme emri gönderdiğini, ilamsız icra takibinde borcun dayanağı olarak, 31.12.2019 tarih ve 778308 seri no'lu, 4 no'lu hakedişin gösterildiğini, ilamsız icra takibinin, takip sonrası faiz türüne itiraz edilerek, takibin 142.214.868,66 TL’lik asıl alacak bedeli üzerinden devamının istendiğini, takibin kesinleşmesi üzerine ... Şubesi'nin 01.07.2020 tarih ve 857 sayılı yazısı ile ... Büyükşehir Belediyesi’nin tüm hesaplarına, bankanın rehin, takas ve mahsup haklarından ve önceki takyidatlardan sonra gelmek üzere 161.015.544,91 TL için haciz ve bloke işlendiğini,.... Şubesi'nin, İcra Dairesi’nin hukuka aykırı nitelikteki haciz ve akabinde paranın icra dosyasına gönderilmesi yönündeki yazısı üzerine, evvela müvekkili belediyeye ait haczedilemez nitelikteki üç ayrı metro projesi hesabına ve akabinde diğer haczedilemez nitelikteki hesaplarına haciz koyduğunu, daha sonra da müvekkili belediyeye ait cari hesaba virman (aynı banka şubesindeki hesaplar arasında yapılan transfer işlemi) yaptığını, haczedilemez nitelikteki hesaplardan cari hesabına aktarılan paraların daha sonra da icra dosyasına aktarıldığını, banka ve icra müdürlüğünce yapılan haksız yazışmalar ve yetkisiz virman sonucunda 161.015.544,91 TL paranın 03.07.2020 tarihinde icra dairesinin hesabına gönderilerek 03.07.2020 tarihinde alacaklı tarafından dosyadan çekildiğini, İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.12.2020 tarih ve 2020/2 93... /748 Karar sayılı kararı ile haczedilmezlik şikayetine ilişkin davanın reddedildiğini, istinafa başvurmaları üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin 16.12.2022 tarih ve 2021/11 28... /2910 Karar sayılı kararı ile söz konusu mahkeme kararının kaldırılarak haczedilmezlik şikayetinin kabulüne ve fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.12.2014 tarih, 12-790/1026 sayılı kararına göre haczedilemez nitelikteki kaynaklardan yapılan haciz sonucu, mahkeme kararı ve yasa ile hukuki temelini yitiren hacizden ötürü yapılan kesintilerin, ödemelerin, borçlu tarafından genel mahkemede açılacak bir istirdat (geri alma) davası ile talep edilmesi gerektiğini, hesaplar haczedilemez nitelikte olduğundan, bu hesaplar haczedilmek suretiyle yapılan tahsilatların müvekkili belediyeye iade edilmesi gerektiğini, haczedilemeyecek nitelikteki hesaplardan ödenen paranın geri alınmasına ilişkin mezkûr davayı açtıklarını belirterek, İstanbul 20. İcra Dairesi’nin 2020/6334 Esas sayılı dosyasından yapılan 161.015.544,91 TL ödemenin, ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; istirdat davası için öngörülen 1 yıllık hak düşürücü sürenin aşıldığını, ödemenin haczedilebilir olan havuz hesabından yapıldığını, Yargıtay'ca verilen kararlarda belediyelerce kullanılan banka hesaplarına haciz konulmasını engellemek için, banka hesaplarını bir nevi ''havuz'' hesabı gibi kullandıkları ve bunun haczedilemezlik şikayetinden feragat sayılacağının belirtildiğini, kaldı ki takibin kesinleştiğini ve gerçek bir borcun tahsil edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile,"Borçlu olmadığı parayı icra baskısı altında ödeyen kişi 1 yıl içerisinde istirdat davası açabilir (İİK madde 72). cevap dilekçesine eklenen Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan uzman görüşünde borcun varlığı sabit olduğundan istirdata imkan bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu yaklaşım -kanunun açık ifadesi sebebiyle - haklıdır. Ne var ki uzman görüşünde davacının başka hukuki nedenlere dayalı şekilde parayı geri isteyip isteyemeyeceğine değinilmemiştir. Haksız haciz haksız fiilin alt başlığıdır. Dolayısıyla haksız hacze bağlı şekilde yapılan ödemeler TBK madde 49 gereğince açılacak bir dava ile geri istenilebilir. Aksi yaklaşım benimsenirse "haczedilemezlik" kavramı anlamını yitirecektir. Alacaklı alacağını yasaya uygun yöntemlerle tahsil etmelidir. Bu noktada icra müdürlüğünün fazla yaptığı tahsilatı veya yanlışlıkla ödediği parayı ayrıca hükme gerek olmaksızın o kimseden geri alacağını düzenleyen İİK madde 361'in eldeki davaya uygulanamayacağı söylenmelidir.
Haksız fiilden kaynaklı davalar için hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Sadece zararın ve sorumlusunun öğrenilmesinden itibaren başlayan 2 yıllık ve eylemden itibaren başlayan 10 yıllık zaman aşımı süreleri vardır. Cevap ve düplik dilekçesinde özellikle hak düşürücü sürenin aşıldığından söz edilmiş, zaman aşımı itirazı dile getirilmemiştir. Olayların anlatılması tarafların vasıflandırılması mahkemenin görevidir. Yasal tabir ile Hakim Türk Hukukunu re'sen uygular (HMK madde 33). Hak düşürücü sürenin ve zamanaşımının neredeyse benzerlikleri yoktur. Tamamen farklı kavramlardır. Hak düşürücü sürenin geçmesiyle hak ortadan kalkmakta iken zamanaşımının geçmesi ile hak ortadan kalkmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak hak düşürücü süre dava şartıdır ve mahkeme tarafından re'sen gözetilir. Zamanaşımı ise bir defidir ve ancak davalı tarafından dile getirilirse dikkate alınabilir. Dolayısıyla az önce değinilen HMK madde 33 gereğince hak düşürücü süre savunmasının zamanaşımı savunması olarak nitelendirilmesi ve dolayısıyla zamanaşımının dolup dolmadığının incelenmesi olanaksızdır.
İcra Mahkemesi: İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/293 Esas sayılı davasında verilen ret kararı Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi tarafından kaldırılarak haciz konulan hesabın haczedilemez nitelikte olduğuna hükmedilmiş ve hacizler kaldırılmıştır. Karar Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Haczin haksız olduğu bu şekilde anlaşıldığından iade talebi haklıdır.
Aynı taraflar arasında bir başka hesaba konulan hacze bağlı ödemenin iadesi için İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/230 Esasında görülen davayla ilgili Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin verdiği ... no'lu karar emsal olarak davalı vekili tarafından sunulmuştur. O kararda iade için icra mahkemesinde dava açıldığı, ayrıca bunun genel mahkemeden de istenilmesinde hukuki yararın olmadığı vurgulanarak İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmış ve dava şartı yokluğundan red yoluna gidilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ilamında değinilen bu seçenek somut olayda zaten tüketilmiştir. Davacı 12. İcra Hukuk Mahkemesinde haczin kaldırılmasıyla birlikte paranın iadesini de talep etmiş fakat Bölge Adliye Mahkemesinin haczin kaldırılması dışındaki talepleri reddetmiştir. Tekrar etmek gerekirse karar bu haliyle kesinleşmiştir. Dar yetkili icra mahkemesinin ret kararı mahkememiz yönünden kesin hüküm teşkil etmez.
Kaldı ki, Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2014 tarih, 2014/12-790 Esas, 2014/1026 Karar numaralı ilamında şikayetten önceki süreçte haczedilemeyecek malın haczi suretiyle tahsil edilen paraların iadesinin İİK madde 361 gereğince mümkün olmayacağı, genel mahkemelerde dava açılması gerektiği vurgulanmıştır" gerekçesiyle, "davanın kabulüne, 161.015.544,91 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, alacağa 03.07.2020 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "İstirdat davası açılabilmesi için genel dava şartları yanında istirdat davasına özgü dava şartlarının da mevcut olması gerekir. İstirdat davasına özgü takip hukukuna ilişkin dava şartları, iadesi talep edilen paranın icra takibi sırasında ödenmesi, borcu cebri icra tehdidi altında ödenmesi ve borcun tamamının ödenmesidir.İstirdat davasına özgü maddi hukuka ilişkin dava şartları ise; Borç olmayan bir paranın ödenmiş olması, borcun sona ermiş olması ve maddi hukuk bakımından iadesi talep edilebilecek bir paranın ödenmesidir. 6100 sayılı HMK' nın "İspat yükü" kenar başlıklı 190 ıncı maddesinde; "1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir" hükmü mevcuttur.
Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde kesinleşen icra takibi neticesinde yapılan ödeme sebebiyle istirdat davası açmak için kanunun aradığı şartların oluşmadığı anlaşılmaktadır.
Haciz işleminin, borçlu olmadığını bildiği kişi veya borçluya ait olmadığını bildiği eşyaya yönelik yapılması durumunda haksız haciz söz konusu olur. Haksız takip ve haciz, haksız fiil niteliğindedir.
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerli olup zararın kanıtlanması davacı tarafa, hükmedilecek tazminatın miktarının belirlenmesi ise hakime aittir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/17980 E. - 2022/9874 K. sayılı ilamı).
Haciz isteminin dayanağının bir hak veya alacak olması ve haciz tarihinde mevcut bulunması gerekir. Aksi halde, haksız bir haciz ve buna bağlı olarak da sorumluluk söz konusudur. Eylem ile zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerek ve yeterlidir.
Haciz isteyen alacaklı haksız çıktığı takdirde, borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Ancak bu durumda dahi uğranılan maddi zararın ispatı zorunludur (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2016/14413 E. - 2019/483 K. sayılı ilamı).
Dosya içeriğinden, davalının kesinleşen takipte haciz talebinde bulunduğu, davacı / borçlu belediyenin hesaplarına haciz konularak paranın icra dosyasına aktarıldığı ve davalı/ alacaklıya ödendiği, sonrasında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin kararıyla haczedilen hesapların haczedilemez nitelikte olduğu gerekçesiyle haczin kaldırılmasına ve paranın iadesi talebinin reddine karar verildiği, buna göre somut olayda davalının, davacıdan alacaklı olduğu, bu sebeple haksız haczin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinde iddianın ileri sürülüş biçiminden davacının açıkça istirdat talebinde bulunmasına, istirdat davası şartlarının oluşmamasına ve haksız haczin söz konusu olmamasına rağmen ilk derece mahkemesince haczin haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." gerekçesiyle "davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, davacı tarafından davalı aleyhine açılan istirdat davasının reddine" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a.İşbu davanın istirdat davası değil, haczedilmezlik şikayetinin kabul edilmesi üzerine haczi kabil olmayan belediye hesaplarından haksız olarak tahsil edilen paranın ödenmesi talepli alacak davası olduğunu,
b.İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğunu,
c.Haksız haciz sonucu yapılan ödemelerin ancak Borçlar Kanunu'nun 49.maddesi uyarınca açılacak bir dava ile geri istenebileceğini,
d.İş bu davanın istirdat davası olarak nitelendirilmesi halinde davanın esastan değil usulden reddine karar verilmesi gerektiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 2004 sayılı İİK'nın 72 maddesi gereğince istirdat talebine ilişkindir.
Davacı ... ile davalı yüklenici şirket arasında "İstanbul geneli yol yapım işine" ilişkin sözleşme imzalandığı, davalı yüklenici şirketin sözleşmeye istinaden düzenlemiş olduğu faturalara dayalı olarak davacı ... aleyhine 142.214.868,66TL üzerinden, icra takibi başlattığı, belediye tarafından faiz türüne itiraz edilerek, takibin 142.214.868,66 TL'lik asıl alacak bedeli üzerinden devamının talep edildiği, icra takibinin bu suretle kesinleştiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Takibin kesinleşmesinden sonra, davalı yüklenici tarafından, icra müdürlüğüne yapılan talep üzerine, davacı belediyenin bankalar nezdinde bulunan "yurt dışından metro projeleri sebebiyle kullanılan krediler kapsamında açılmış hesaplar ile şartlı bağışlar, vergi, resim ve harç" gibi Belediye Kanunu'nun 15/son maddesi gereğince haczedilemeyecek (haczi mümkün olmayan) hesaplarına haciz konulmuştur. Bu kapsamda, davacı belediyenin ... Bankası ... Sultan Şubesinde bulunan 161.015.544,91 TL hesabına da, davalının talebi ile haciz ihbarnamesi gönderilmiş ve daha sonra hesapta bulunan 161.015.544,91 TL miktarındaki para, 03.07.2020 tarihinde icra müdürlüğünün hesabına aktarılmış ve aynı tarihte davalı alacaklı yüklenici tarafından icra veznesinden tahsil edilmiştir.
Davacı ... tarafından eldeki davada, davalıya icra dosyasından ödenen paranın istirdatı talep edilmektedir. Davacı belediyece, davalı tarafından paranın icra dosyasından çekildiği tarihten 1 gün önce 02.07.2020 tarihinde İcra Hukuk Mahkemesine başvurularak haczedilmezlik şikayetinde bulunulmuş ve belediye hesaplarına konulan hacizlerin kaldırılması talep edilmiştir.
İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 01.12.2020 tarihli kararı ile davacı belediyenin "şikayetinin reddine" karar verilmiş, davacının istinaf kanun yolu başvurusu üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince, icra hukuk mahkemesinin kararı kaldırılarak, 16.12.2022 tarihinde şikayetin kabulüne, belediyenin bankadaki hesaplarına konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiştir. Karara karşı taraflarca temyiz kanun yoluna başvurulmuş ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 20.12.2023 tarihli kararı ile tarafların temyiz itirazları reddedilerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır. Böylece haciz konusu paranın haczedilemeyecek nitelikte olduğu (haczinin mümkün olmadığı) Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile sabit olmuştur.
5393 sayılı Belediye Kanununun 15/son fıkrasında "belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ve belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez" hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda davalı yüklenicinin, Belediye Kanununda yeralan ve kamu düzeninden sayılan bir hükme aykırı olarak haczedilemeyen bir paradan alacağını tahsil ettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalının icra takibine konu ettiği, davacı belediyeden olan alacağı, belediyenin takibe itiraz etmemesi sebebiyle kesinleşmişse de, davalının bu alacağını, ancak borçlunun (belediyenin) haczedilebilen nitelikteki mal, hak ve parasından alabileceğinin kabulü gerekir.
Yukarıda hükmüne yer verilen Belediye Kanunu'nun 15/son fıkrasına göre haczi kabil olmayan paradan, davalı yüklenicinin alacağının ödenmesi mümkün olmayıp, bu şekilde yapılacak bir tahsilat kanuna aykırı bir tahsilat niteliğinde olacaktır. Bu durumda da, davalı tarafından belediyenin haczi kabil olmayan hesaplarından yapılan tahsilatın, ancak istirdat davası ile geri alınabileceğinin kabulü gerekir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesince istirdat istemine ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.