Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2024/5011 K.2025/3170
7. Hukuk Dairesi 2024/5011 E. , 2025/3170 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/787 E., 2024/1251 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/266 E., 2022/636 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Yenipeçenek Mahallesinde bulunan taşınmazları malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurduğunu, ekilemez arazi iken baba ... ve davacı tarafından 1960 yılından itibaren imar ihya edilmeye başladığını, babasının ölümü ile davacının malik sıfatıyla davasız ve aralıksız ekip biçmeye devam ettiğini belirterek taşınmazların davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14... . maddeleri gereğince imar planı içerisinde kalan taşınmazların imar ve ihya yoluyla kazanılamayacağını, Yenipeçenek Mahallesinin belediye mücavir alan sınırları içerisinde, imar plansız alanda yer aldığını, taşınmazın kadastro parseli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, taşınmazın 1/100000 ölçekli "Ankara ili Çevre Düzeni Planı" kapsamında kaldığını, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 14.01.2008/76 sayılı kararı ile taşınmazın büyükşehir belediye sınırları içine girdiğini, Ankara mücavir alan il sınırı kabul edildiğini, yasa gereği mahalle statüsüne dönüştüğünü, kendiliğinden sahiplenme yoluyla mülkiyet edinme kamu yararına aykırı olduğundan zilyetliğe konu edilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, imar ve ihya edilerek mülkiyetinin kazanılamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 24.11.2021 tarihli fen bilirkişi raporu ve krokide dava konusu kısımlardan (A) harfi ile gösterilen alanı mera tahdit kapsamına alındığı 2002 tarihine kadar 20 yıldan fazla süre fasılasız olarak malik sıfatı ile zilyetliğinde bulundurduğu, herhangi bir kişi ya da kurum ile aralarında niza olmadığı, taşınmazın zilyetlikle kazanılması mümkün Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan taşlık arazi niteliğinde olduğu, mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının zilyetlik süresi ve taşınmazın niteliği yönünden açıklayıcı yeterlilikte olduğu, dava konusu taşınmazın mera, dere yatağı ve orman ile ilgisinin bulunmadığı, kuru toprakta 100 dönüm sınırının aşılmadığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 hükmü ve 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı Hazine vekili; 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesi gereği tescil şartları ile ilgili genel koşulların dava açısından oluşmadığını, bilirkişi kurulu raporunda da dava konusu alanlarda bütünsel olarak belli yıllardaki hava fotoğraflarının tamamında da tarımsal faaliyet yapılmadığının açıkça belirtildiğinin görüldüğünü, dava konusu taşınmazın kadim mera olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmazın tamamının Ankara Büyükşehir Belediye Meclisince 2007 yılında onaylanan 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı içerisinde olup ağaçlandırılacak alan olarak ayrıldığını ileri sürerek Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, olağanüstü zamanaşımına dayalı tapu iptali tescil istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince davalı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava dilekçesine göre 1254 sayılı parselin doğusunda ve güneyinde bulunan, dava konusu taşınmazı da kapsayan çalışma alanında tapulama çalışması 1955 yılında tamamlanmış ve bu taşınmaz "ekilemez arazi" olarak tesbit görerek kesinleşmiştir. Tesbit tarihinde yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 641. maddesi gereğince taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altında yer alan yerlerdendir ve mülkiyeti de Hazineye aittir.
Dava konusu taşınmazın yer aldığı parsel 2001 tarihinde mera vasfı ile sınırlandırılmış, Mera Komisyonunun kararı 24.10.2001-22.11.2001 tarihleri arasında askıya çıkartılmış, bu tesbite davacı tarafından itiraz edilmemiştir. Taşınmazın mera olarak tesbiti 2002 tarihinde kesinleşmiştir.
Taşınmazda Kadastro Kanunu'nun 22/A maddesine göre yapılan Kadastro Çalışması Sonucu 03.12.2014 tarihinde 1.789.643,30 m² yüzölçümünde mera vasfı ile "Kamu Orta Malı" olarak tesbit görmüş, bu tesbit 09.10.2014 tarihinde kesinleşerek Tapuya tescil edilmiştir. Bu tespite karşı da itirazda bulunulduğu veya dava açıldığına ilişkin dosyada bilgi veya belge yer almamaktadır.
4342 sayılı Kanun'un 13. maddesi: "Teknik ekiplerce yapılan çalışmaların sonuçları komisyonca ilgili köy ve belediyelerin ilan yerlerinde 30 gün süre ile askıda kalır.
Teknik ekiplerin tespit ve tahdit sonuçlarına karşı askı ilanı süresi içinde komisyona itiraz edilebilir.
Komisyon yapılan itirazları 60 gün içinde karara bağlar.
Komisyonun itirazları inceleyerek aldığı kararlar ile tahsis kararları, o yerin köy muhtarlığı ile belediye başkanlığına, defterdarlık veya mal müdürlüğüne, ilgili orman müdürlüğüne ve Tarım Reformu Teşkilatına tebliğ edilir. Ayrıca köy ve belediyelerde ve bunların bağlı olduğu ilçelerde alışılmış araçlarla ilan edilir ve bu konuda tutanaklar ve haritalar eklenecek 30 gün süre ile askıya çıkartılır.
Komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir.
Dava konusu mera, yaylak ve kışlakların kadastro çalışma alanı dışında kalması halinde kadastro mahkemelerinin yetkisi bu alanlarla ilgili davaları da kapsar.
30 günlük ilan süresi içinde haklarında dava açılmayan kararlar kesinleşir ve tapu sicil müdürlüğüne gönderilerek özel sicile kaydedilir." şeklindedir.
İlk Derece Mahkemesince ve istinaf incelemesini yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince, 2002 tarihinden önce zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, böyle bir yorum, 4342 sayılı Yasa'nın 13. maddesinde öngörülen süreyi anlamsız hâle getirecektir. Kaldı ki dava, taşınmazın mera olarak sınırlandırılması ve sınırlandırmanın kesinleşmesinden yaklaşık 15 yıl sonra, taşınmazın orta malı olarak tescilinden yaklaşık 3 yıl sonra 18.05.2017 tarihinde açılmıştır. Yani taşınmazda, 3402 sayılı Kanun'un 22/A maddesine göre yapılan tescile de davacı tarafından itiraz edilmediği gibi, dava da açılmamıştır.
Evveliyatında tapusu bulunmayan, mülkiyeti Hazineye ait, kadim mera vasfındaki taşınmazın bu şartlarda tesciline karar verilmesi ve bu kararın onanması hâlinde, gerek 4342 sayılı Yasada, gerekse 3402 Kanun'da öngörülen itiraz ve dava açma sürelerinin hiç bir öneminin olmadığı kabul edilmiş olacaktır. Bu kabul, kanun koyucunun iradesine aykırıdır.
Sonuç olarak; hiç bir zaman özel mülkiyete konu olmamış, evveliyatı kadim mera olan taşınmazın tescili talebi ile açılan davanın reddine karar verilmesi kanaatinde olduğumdan, davanın kabulüne yönelik kararın ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.