Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2025/4048 K.2025/6077
8. Hukuk Dairesi 2025/4048 E. , 2025/6077 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2008/32 E., 2011/23 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda kurulan hüküm davacı gerçek kişi tarafından temyiz edilmekle, süresi içerisinde verildiği anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ..., 11.09.1991 tarihinde Hazine ve Orman İdaresine yönelik açtığı dava ile, Adana ili Pozantı ilçesi ... köyünde bulunan 18.934,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmazı 1989 yılında noterden satış senedi ile satın aldığını belirterek, adına tescili isteminde bulunmuştur.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.09.1992 tarihli ve 1991/153 Esas, 1991/187 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne, dava konusu 8.000 m²lik taşınmazın davacı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hükmün davalılar Hazine ve Orman İdaresi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.01.1994 tarihli ve 1992/16360-288 sayılı ilamı ile, “çekişmeli taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığına ilişkin yazı cevaplarının yetersiz olduğu, uzman bilirkişi raporlarının taşınmazın kesinleşen orman kadastro çalışmasına göre konumunu belirlemede yetersiz bulunduğu, bu nedenle yeniden orman tahdit harita ve tutanaklarının uzman bilirkişilerce uygulanması ve ayrıca taşınmazın yayla olup olmadığı hususunda araştırma yapılması gerektiği” belirtilerek hüküm bozulmuştur.
Sonraki yargılama aşamasında, dava konusu taşınmazın 5 16... parsel numarası altında tespit edildiği, Kadastro Müdürlüğünün 13.05.2003 tarihli ve 1265 sayılı yazısı ile bildirilmiştir. Bu nedenle Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2003 tarihli ve 2003/178–115 sayılı kararı ile Mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine, dava konusu taşınmazın yayla olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline kaydedilmesine karar verilmiş; hükmün, davacı gerçek kişi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.01.2008 tarihli ve 2007/18295-804 sayılı ilamı ile; “Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; uzman orman bilirkişi kurulu, çekişmeli taşınmazın 1951 yılında kesinleşen orman kadastro çalışması kapsamında orman sınırları dışında kaldığını, memleket haritasında açık alanda bulunduğunu ve orman sayılmayan yerlerden olduğunu belirtmiş ve tahdit hattına göre taşınmazın konumunu gösteren bir kroki sunmuştur. Ancak, aynı taşınmaz hakkında askı ilan süresi içinde Hazine tarafından (taşınmazın orman ve yayla niteliğinde olduğu iddiasıyla) kadastro tespitine itiraz davası açıldığı, bu davanın Kadastro Mahkemesinin 1999/153–303 sayılı dosyasında görüldüğü, bu dosyada farklı bir bilirkişi tarafından yapılan incelemede taşınmazın 1951 yılı orman tahdit harita ve tutanaklarına göre (B) harfiyle gösterilen 916,04 m²lik kısmının orman sınırları içinde, (A) harfiyle gösterilen 11.805,72 m²lik kısmının ise orman sınırları dışında kaldığının belirlendiği anlaşılmıştır. Buna rağmen, mahkemece bu hususlar dikkate alınmadan hüküm kurulmuştur. Öncelikle 17.04.1992 tarihli fen bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın kadastroda hangi ada ve parsel altında tespit edildiği belirlenmeli, ilgili kadastro tespit tutanaklarının asılları dosyaya getirtilmeli, davalı iseler dosyalar birleştirilmeli ve malik hanelerinin açık olduğu göz önüne alınmalıdır. Kesinleşmiş tapu kayıtları mevcutsa, bu kesinleşmenin eldeki dava nedeniyle hukuki değer taşımadığı kabul edilmelidir. Bu taşınmazların tespit malikleri davalı olarak gösterilmeli ve 3402 sayılı Kanun’un 30/2. maddesi gereğince gerçek hak sahibinin belirlenmesi sağlanmalıdır. Aksi düşüncelerle kurulan hüküm usul ve yasaya aykırıdır.” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
Yargılama sırasında dava konusu taşınmazların 5 16... , 248, 249, 250, 251, 252, 253, 255, 257, 430, 4 31... ada 191 nolu parseller olduğu belirlenmiş, malikleri davaya dahil edilmiştir. Ayrıca, müdahil ... harici satış sözleşmesine dayanarak 5 16... parsel sayılı taşınmazın adına tesciline karar verilmesi istemiyle davaya katılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince
bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davacı ... ve müdahil davacı ...'in dava konusu Adana ili Pozantı ilçesi ... Mahallesinde kain 5 16... parsel sayılı taşınmaza yönelik davalarının reddi ile dava konusu bu taşınmazın yayla olarak özel sicile kaydedilmesine; davacı ...'ün dava konusu 5 16... , 248, 249, 250, 251, 252, 253, 255, 430, 4 31... parsel sayılı taşınmazlara yönelik davasının feragat nedeni ile reddine; dava konusu taşınmazlardan 5 16... , 248, 249, 250, 251, 252, 253, 2 55... parsel sayılı taşınmazların yayla olarak özel siciline kaydedilmesine, dava konusu 5 23... ve 5 16... parsel sayılı taşınmazların ise tespit gibi orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Yörede 1951 yılında yapılan orman kadastro çalışması ile 1996 yılında yapılarak kesinleşmeyen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
1. Davacı ...'ün 5 16... parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ...'ün temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2. Dava konusu 5 16... , 250, 2 52... parsel sayılı taşınmazlar yönünden yapılan temyiz incelemesinde ise; dava, genel Mahkemede davalı konumda olan dava konusu taşınmazların kadastro tespitine tabi tutulmasıyla re'sen Kadastro Mahkemesine aktarılan dava niteliğinde olup, bu husus gözden kaçırılarak dava konusu taşınmazlar gerçek kişiler adına tescil edilmiştir. Önceki bozma ilamında da işaret edildiği üzere, aktarılan davanın kapsamında kalan bu taşınmazların kesinleşmiş tapu kayıtlarının eldeki dava nedeniyle hukuki değer taşımadığı kabul edilmelidir. Somut olayda, bu taşınmazların tespit malikleri davalı olarak gösterilmiş ise de, kadastro tutanaklarının davalı hale getirilmemiş olması nedeniyle Takbiste haricen yapılan araştırmada, dava konusu taşınmazların karar tarihinden sonra farklı kişilere satışının yapıldığı görülmüş, böylece yeni maliklerin davadan haberdar olması engellenmiştir. Aktarılan davanın kapsamında olan taşınmazların malik hanelerinin doldurulması ve tapuya tescil edilmeleri hukuken geçersiz (yok hükmünde) ise de, hak kaybına sebebiyet verilmemesi açısından, leh ve aleyhlerine tescil işlemi yapılan tüm kişilerin de iddia ve delillerinin değerlendirilebilmesi için davada taraf olmaları zorunludur.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davanın genel Mahkemeden aktarılan dava olduğu ve taraf teşkilinin de kamu düzeninden olduğu gözetilerek, dava konusu taşınmazların kadastro tutanakları davalı hale getirilerek, kesinleşmeyen tapu kayıtlarına istinaden pay satın alan kişilerin yöntemince davaya dahil edilmesi suretiyle taraf teşkilinin sağlanması, bu şekilde taraf teşkilinin tamamlanması halinde adı geçen dahili davalılardan iddia, savunma ve delilleri sorulup, bildirdikleri takdirde delillerinin toplanması ve bundan sonra işin esasına girilerek, toplanan ve toplanacak olan tüm deliller yeniden değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekmektedir.
İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve Kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının 5 16... parsel yönünden ONANMASINA,
Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz olunan 5 16... , 250, 2 52... parseller yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
01.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.