Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2024/2899 K.2025/3820

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/2899 📋 K. 2025/3820 📅 20.05.2025

8. Hukuk Dairesi         2024/2899 E.  ,  2025/3820 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1283 E., 2024/20 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine,
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/163 E., 2023/282 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
.......................Mahallesi çalışma alanında, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca 2020 yılında yapılan kadastro çalışması sonucunda, 476 ada 25 parsel sayılı taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle senetsizden, tarla niteliğiyle davalılar adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; ...Mahallesi 476 ada 25 parselde kayıtlı bulunan taşınmazın zilyetlikle taşınmaz edinme şartları oluştuğu gerekçesiyle davalılar adına tespit edildiğini, tespit tutanağının 28.07.2020 tarihinde kesinleştiğini, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan bir yerin kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, böyle bir yerin ancak Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde yazılı olduğu şekilde, imar ve ihya edildiği takdirde kazanılabileceğini, dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olamayacağını, zilyetlikle taşınmaz edinme şartlarının oluşmadığı halde davalılar adına tespit yapılmasının hukuka uygun olmadığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonundak; "... taşınmazın imar ihyasının tamamlandığından söz edilebilmesi için taşınmazın amacına uygun olarak kullanılması gerektiği, tarla vasfındaki taşınmaza ev, bina yapılması gibi kullanımların imar ihyanın oluşabilmesi için yeterli olmadığı, taşınmazın kullanıcısı adına tescili için gerekli şartların oluşmadığı ..." gerekçesiyle davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmiş; hükmün, davalılar vekili tarafından, "davanın hak düşürücü süreden reddi gerektiği, taşınmazdaki imar ve ihyanın 30 yılı aşkın süre önce tamamlandığı, davalıların taşınmazın içerisine ev ve bahçe inşa ettiklerini ve halen dava konusu ve buna bitişik tapulu taşınmazda hayatlarını devam ettirdikleri, tanıklarca tarımsal faaliyetin yürütüldüğünün açıkça belirtildiği, taşınmazın amacına uygun kullanıldığı ve kullanılmaya devam edildiği, etrafının çitlerle örülü olduğu, toprak yapısının bitkisel üretime uygun araziye dönüştüğü" iddiasıyla istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 09.06.2016 tarihli 2014/19991 E. 2015/7563 K. Sayılı ve 24.11.2015 tarihli 2014/18800 E. 2015/13884 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, taşınmazların, zilyedi adına tescil edilebilmesi için, diğer kazanma koşullarının yanında ekonomik amaca uygun tasarruf edilmesi gerektiği, tarım dışı alanlarda kullanılan taşınmazlarda ev ve ahır yapmak suretiyle kullanım, ekonomik amaca uygun zilyetliğe örnek teşkil edecek nitelikteki bir tasarruf olduğu, Yine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 23.12.2010 tarihli 2010/3153 E. 2010/6386 K. Sayılı vb içtihatlarında da, yerleşim alanı içinde yer alan taşınmazlar arsaya dönüştüğünden, arsaya dönüşen bir yer üzerinde ekonomik amaca uygun zilyetlik aranmayacak olup, herhangi bir şekilde sahiplenmesi, koruması, etrafını çevirmesi ya da şu veya bu şekilde herhangi bir malzemesini oraya bırakması kullanma ve sahiplenme açısından yeterli bulunduğu, somut olayda da dava konusu taşınmazın yerleşim alanı içerisinde bulunması nedeniyle arsa niteliğinde taşınmaz olduğu, bu nitelikteki bir yer üzerinde zirai faaliyette bulunularak zilyetliğin sürdürülmesinin mümkün olmadığı, 27.01.2022 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da taşınmazın üzerinde davacıya ait bir adet 18-21 yaşlarında asma ve 2 adet 20-25 yaşlarında dut ağacı ile kümes ve depo bulunmakta olduğu, bitişiğinde davacı ve ailesinin ikamet ettiği, 35-40 yaşlarında mesken niteliğinde binanın giriş kapısına ulaşım yolu olarak kullanıldığından bu amaçla yapılmış ve kullanılan merdivenin yer aldığı, keşifte dinlenilenler tarafından da dava konusu bu alanın bitişikteki davacıya ait ev ile birlikte sahiplenilerek kullanıldığı ve dolayısıyla davalı taraf yararına 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi koşulları oluştuğu, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı ..." gerekçesiyle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı Hazine vekili tarafından, "taşınmazın orman olduğu, olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı" iddiasıyla temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazine'den harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.