Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/3497 K.2025/1193
8. Hukuk Dairesi 2023/3497 E. , 2025/1193 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/455 E., 2023/528 K.
KARAR : Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı Hazine vekili, fer'i müdahil ... vekili ile ihbar olunan Orman İdaresi vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile davanın kabulüne
İLK DERECE MAHKEMESİ : Milas 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/461 E., 2020/286 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı Hazine vekili, fer'i müdahil ... vekili, ihbar olunan Orman İdaresi vekili ile davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine, davacı Hazine vekili, fer'i müdahil ... vekili ile ihbar olunan Orman İdaresi vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Muğla ili, Milas ilçesi, Meşelik Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) uyarınca yapılan kullanım kadastrosu neticesinde 166 ada 2 sayılı taşınmazın 14.984,83 metrekare yüzölçümüyle, zeytinlik vasfı ile Hazine adına tespit ve tescil edildiği, beyanlar hanesinde, "6831 sayılı yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı" ve "1971 yılından beri ... kızı Şükran Karabacak'ın kullanımında olduğu" yönünde şerh yazıldığı, tespitin 01.07.2010 tarihinde kesinleştiği, Şükran Karabacak tarafından düzenlenen muvafakatname doğrultusunda 18.04.2014 tarihinde 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 Sayılı Kanun)
hükümlerine göre dava dışı ... oğlu ...'e satışının yapıldığı, 2015 yılında uygulama kadastrosu neticesinde 216 ada 115 parsel nosunu aldığı, 05.12.2016 tarihinde ... tarafından davalı ... kızı ...'ye satışının yapıldığı ve halen zeytinlik vasfı ile davalı ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.
Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde özetle; Muğla ili, Milas ilçesi, Meşelik Mahallesi 216 ada 115 parsel sayılı taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılarak Hazine adına tescil edildiğini, 6292 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ilgili kişilere satış işlemi yapılıp tescil edildiğini, ancak Maliye Bakanlığından ve Orman ve Su İşleri Bakanlığından alınan yazıda; Milas Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı sınırları içerisinde kalan bu taşınmazlarla ilgili 2/B uygulaması yapılmasının hatalı olduğunu, taşınmaz için tapu kaydında belirtilen davalıya bu taşınmazın satışı için İdarece tahsil edilen satış bedelinin kanuni faizi ile birlikte ödeneceği, bu doğrultuda taşınmazın tapudan ferağını vermek üzere idareye müracaat etmesi gerektiğinin bildirildiğini, ancak davalının satışın devamına yönelik işlem talep ettiğini, dava konusu taşınmazın tapusunun iptal edilerek Orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda: "...taşınmazın 1965 yılında yapılan ilk orman tahdidine göre "orman sayılmayan yer" olarak tahdit edilmiş, bu karar Milas Asliye Hukuk Mahkemesi 1971/43 Esas, 1973/17 Karar sayılı kararıyla iptal edilerek, taşınmazın orman vasfı taşıdığına hükmedilmiş, 1993 yılında yapılan 3302 sayılı Yasa ile değişik 2/B çalışmaları neticesinde taşınmazın "orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden" olduğunun tespit edildiği ve taşınmaz hazine adına tescil edildiği, Taşınmazın yer aldığı 1993 yılı hava fotoğrafları ile 1996 yılı memleket haritası incelendiğinde, taşınmazın esasen zeytinlik vasfı taşıdığı, 2015 yılı ortofoto haritasındaki görüntüde taşınmazın güney kısmında 2 adet halep çamı ağacı olduğu, diğer ağaçların ise zeytin ağacı olduğu, taşınmazın 17.08.1988 tarihinde kurulan "Sırtlandağı Halep Çamı Tabiatı Koruma Alanı" sınırları içinde kaldığı, her ne kadar dava konusu taşınmazın sınırları içerisinde 2 adet halep çamı ağacı bulunuyor olsa da, bu ağaçlar haricinde taşınmazın içerisinde çok sayıda aşılanmış zeytin ağacının bulunması ve esasen mahsuldar zeytinlik olarak kullanılıyor olması göz önüne alındığında taşınmazın 2873 sayılı Kanun'a göre, tabiatı koruma alanı kapsamında kalmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmün davacı Hazine vekili, feri müdahil ... vekili, ihbar olunan Orman İdaresi vekili ile davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "...çekişmeli taşınmazın, 760 hektar yüzölçümlü "Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı" içinde kaldığının anlaşıldığı, Milli Park ve Muhafaza Ormanı olarak ayrılma işleminin, başlı başına orman rejimi ve ayırma olarak kabul edilmesi gerekmekte olup, tapuda kaydı bulunmayan taşınmazların kesinleşen orman sınırı dışında bırakılmış olmaları hâlinde dahi ve 6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesine göre orman sayılan yerlerdeki; yanan orman alanları, muhafaza ormanları, milli park alanları, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları ile izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlar, orman olarak kamulaştırılan ve orman rejimi içine alınan yerler, ilgili mevzuat gereğince, orman sayılan yerlerden olma özelliğini koruduğundan, çekişmeli taşınmazla ilgili olarak yapılan; 2/B uygulaması, kullanım kadastrosu ve 6292 Sayılı Kanun'a göre yapılan satış işlemlerinin geçerli olmayıp satış sonucunda davalı adına oluşturulan tapu kaydının baştan beri yolsuz tescil niteliğinde olduğu ve olayda TMK.nun 1023. maddesinin uygulanma olanağının da bulunmadığı..." gerekçesiyle davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf itirazlarının esastan reddine, davacı Hazine vekili, fer'i müdahil ... vekili ile ihbar olunan Orman İdaresi vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına; Davanın kabulüne; Muğla ili, Milas ilçesi, Meşelik Mahallesinde bulunan dava konusu 216 ada 115 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, karar verilmiş; işbu karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
3402 sayılı Kanun'un 36/A maddesi uyarınca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık, Hazine tarafından orman vasfını yitirmesi sebebiyle satışı yapılan taşınmazın tapusunun iptali istemiyle açılan davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir.
Sayın Çoğunluk, davacı Hazinenin davalı gerçek kişiye karşı açtığı davanın kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön görmemiş; bu yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
Aşağıda açıklamış olduğum nedenlerle Çoğunluğun bu görüşüne katılmam mümkün olmamıştır:
Dosya kapsamından anlaşıldığına göre dava konusu taşınmaz orman vasfında iken bu özelliğini kaybettiğinden bahisle yörede 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda orman sınırları dışına çıkarılmıştır. Sonrasında taşınmaz, 3402 sayılı Kanun'un Ek 4 üncü maddesi kapsamında kullanım kadastrosuna konu olmuştur. Bilahare 6292 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereğince yapılan satış işlemiyle de davalı (ve/veya bayii) adına tapuya tescil edilmiştir.
Davacı Hazine, dava konusu taşınmazın Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığından bahisle taşınmazın orman sınırları dışına çıkartılmasının mümkün bulunmadığını ileri sürerek tapusunun iptaliyle Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Temyize konu kararı veren Bölge Adliye Mahkemesince de davacı Hazinenin bu talebi yerinde görülerek taşınmazların tapusunun iptali sonucunu doğuracak şekilde hüküm tesis edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde ilk olarak 2873 Sayılı Kanun'un 2/1-d ve 6831 Sayılı Kanun'un 2/4 üncü maddelerine değinilmiş; ayrıca milli parkların orman rejimine alınan yerler olduğu ve bu tür yerler için sonradan tapu alınamayacağı yönündeki yargısal içtihatlara vurgu yapılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesine göre; dava konusu taşınmazın İdarece 1988 yılında oluşturulan 760 hektar yüzölçümlü Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kalması nedeniyle taşınmazın daha sonra yapılan 2/B madde uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılması, kullanım kadastrosuna konu edilmesi ve satışının yapılması Anayasa ve kanunlara aykırı olduğundan bu işlemlerin tümü geçerli değildir. Dolayısıyla bu işlemler sonucunda önce Hazine adına ve yapılan satış sonucunda da davalı (veya bayisi) adına oluşturulan tapu kayıtları baştan beri yolsuz tescil niteliğindedir.
Anılan karara yönelik olarak davalı temyiz isteminde bulunmuş; Dairemiz çoğunluğu ise temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu değerlendirerek hükmün onanmasına karar vermiştir.
Somut olayda dava konusu taşınmazın İdarece 1988 yılında oluşturulan 760 hektar yüzölçümlü Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Buna karşılık taşınmaz, daha sonra yapılan çalışmalar sonucunda 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybettiğinden bahisle orman sınırları dışına çıkartılmıştır. Sonrasında kullanım kadastrosuna konu edilen taşınmaz Hazine tarafından davalıya (veya bayiine) ... durumdadır.
6831 sayılı Kanun'un 2/4 üncü maddesinde yer alan "Bu madde hükümleri; muhafaza ormanı, millî park alanları, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları, izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar ve 3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde bu niteliklerinin devamı süresince; yanan orman sahalarında ise hiçbir şekilde uygulanmaz." hükmü gereğinde Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığı belirtilen dava konusu taşınmazın esasında 2/B çalışmasına konu edilemeyecek yerlerden olduğu söylenebilir.
Buna karşılık taşınmazın 2/B çalışmasına konu edilemeyecek bir yer olması, ilgili Komisyonlarca yapılan orman dışına çıkarma işleminin yok hükmünde sayılmasını gerektiren bir durum değildir. Zira dosya kapsamında aksi yönde bir tespit bulunmadığına göre anılan işlemler, şekli olarak görevli ve yetkili olan bir Komisyon tarafından yerine getirilmiş durumdadır. Yine daha sonra yapılan taşınmazın kullanım kadastrosuna konu edilmesi ve Hazine tarafından davalıya satışı işlemlerinin de yok hükmünde olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Çünkü, bu işlemlerin de şekli olarak görevli ve/veya yetkili merciler tarafından tesis edilmediği yönünde bir tespit (hatta iddia) bulunmamaktadır.
Ancak Sayın Çoğunluk tarafından da uygun görülen Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde de ifade edildiği üzere dava konusu taşınmazın Tabiat Koruma Alanı içinde bulunması dolayısıyla 2/B çalışmasına konu edilmesi hukuka uygun bir işlem olarak kabul edilmeyebilir. Bu bağlamda Tabiat Koruma Alanlarının mutlaka korunması gereken yerler olduğunu ifade eden 2873 Sayılı Kanun'un 2/1-d maddesi ile 6831 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen 2/4 üncü maddesi hükmü, bu tür taşınmazların özel mülkiyete konu edilmemeleri amacıyla düzenleme altına alınmıştır.
Yine muhafaza ormanları ile milli parkların orman rejimine alınan yerler olmaları sebebiyle özel mülk konusu olamayacaklarına işaret eden Yargıtay kararları da bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesinin, ilgili Yönetmelik hükümlerine atıfla dile getirdiği Tabiat Koruma Alanlarının orman sayılan yerlerden olma özelliğini koruduğu yönündeki tespitinin isabetli olduğunu kabul etmek gerekir. Bu itibarla bir taşınmazın esasında orman niteliğini muhafaza etmesine rağmen ilgili Komisyonlarca yanılgıyla 2/B çalışmasına konu edilmesi ve orman sınırları dışına çıkarılması hâlinde elbette bu işlemlerin geri alınması ve iptale konu edilmesi söz konusu olabilir.
Ancak bu durum, 2/B çalışmasını ve sonrasında yapılan kullanım kadastrosu ve satış işlemlerini yok saymayı gerektirmez. Aksi yöndeki bir yaklaşım, bu nitelikte taşınmazlar bakımından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin güvenilirliğini ortadan kaldırma ve bunun da ötesinde söz konusu işlemler sonucunda oluşan tapu sicil sistemine duyulması beklenen itimadı yok etme riski barındırmaktadır. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesinin 2/B çalışması, kullanım kadastrosu ve satış işlemlerine hiçbir hukuki kıymet vermeyen karar gerekçesinin yerinde olduğunu söylemek uygun görünmemektedir.
Somut olayın koşullarında ilgili komisyonların esasında Tabiat Koruma Alanı içinde bulunan dava konusu taşınmazı 6831 sayılı Kanun'un 2/4 maddesine aykırı olacak şekilde- 2/B çalışma alanına dâhil etmeleri ve orman sınırları dışına çıkarmaları işleminin hatalı olduğu açıktır. Ne var ki 2/B çalışmalarının yapıldığı sırada, ilgili Komisyon tarafından; taşınmazın 1988 yılında Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içine alınmış olduğu fark edilmediği gibi sonrasında da Orman İdaresince 2/B işleminin hatalı olarak yapıldığı iddiasıyla bir itirazda bulunulmamış ve dava da açılmamıştır. Dahası taşınmaz şekli olarak geçerli olan orman sınırları dışına çıkarma işleminden yıllar sonra kullanım kadastrosuna tabi tutulmuş ve nihayetinde Hazine tarafından davalıya (veya bayiine) ... ve sonuçta davalı adına tapuya tescil edilmiştir.
Bu bağlamda 2/B çalışmasını yapan Komisyon, Orman İdaresi ve Hazine başta olmak üzere ilgili kamu makamlarının özensizliği ya da en azından koordinasyon eksikliği sebebiyle Tabiat Koruma Alanı içinde olması nedeniyle esasında özel mülke konu olamayacak dava konusu taşınmazın önce orman sınırları dışına çıkarılması ve sonraki işlemlerle de Hazine tarafından satılması süreçleri yaşanmıştır. Taşınmazın 2/B çalışmalarına konu edilip orman sınırları dışına çıkarılması ile satışı arasında yaklaşık 20 yıllık bir süreç bulunmaktadır. Eldeki dava ise 2017 yılında açıldığına göre somut olayda bu özensizlik ve/veya koordinasyon eksikliğinin çeyrek asra yakın bir süre devam ettiği görülmektedir.
Bu durumda orman niteliğinde bulunması sebebiyle özel mülk konusu edilemeyecek ve fakat kamu makamlarının yıllara yayılan hatası sonucunda bir şekilde özel mülk olarak satışı gerçekleşmiş ve nihayetinde davalı adına tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın mülkiyetinin tekrar kamuya döndürülmesi gerektiği söylenebilir. Esasen Anayasa'nın "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" kenar başlıklı 169 uncu maddesinde yer alan "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır." ve "Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz" şeklindeki hükümler bu konuda kamu makamlarını yükümlülük altına sokmaktadır.
Ancak kamu makamları tarafından kamusal bu yükümlülükler yerine getirilirken iyi yönetişim ilkesine uygun hareket edilmesi gerekmektedir. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM, ... ve ..., B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri esastır (AYM, Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100).
Somut olayda Hazine tarafından yapılan satış işlemi geri alınmış değildir. Bu bağlamda Hazine ile davalı (veya bayii) arasındaki satış akdi şekli olarak varlığını ve geçerliliğini korumaktadır. Öte yandan davalıya dava konusu taşınmazın güncel değeri veya taşınmaz için ödediği bedelin dava tarihine göre güncellenmiş tutarı iade edilmemiştir. Davalıya, İdare tarafından bu yönde bir teklifte bulunulup bulunulmadığı da derece mahkemelerince yöntemince saptanmamıştır. Oysa ki dava konusu taşınmazın hatalı olarak orman sınırları dışına çıkarılması ve sonrasında kullanım kadastrosuna tabi tutulup Hazine tarafından satışı süreçlerinde davalıya (veya bayisine) atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Kamu makamlarının özensizliği ve/veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bu tür hataların telafisi yoluna gidilirken de bu hatalı işlemlerin tesisi sürecinde hiçbir etki ve kusurları bulunmayan kimselerin mağduriyetine neden olunmamalıdır.
Dolayısıyla somut olayda olduğu üzere davalıya atfedilebilecek hiçbir kusurunun bulunmadığı bir süreç sonunda taşınmazın mülkiyeti bizzat Hazine tarafından satış yoluyla devredilmiştir. Buna karşılık davacı Hazinenin, başta kendisi olmak üzere farklı kamu makamlarının yıllar boyunca süre gelen özensizliğinden veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bir yanlışı düzeltmek için davalının taşınmazın tapusunun iptali sonucunda uğrayacağı zararın telafisini sağlamadan eldeki davayı açması, kendi kusurundan kaynaklanan külfeti tümüyle davalıya yükletmek anlamına gelir. Böyle bir tutumun ise iyi yönetişim ilkesiyle bağdaşmadığı şüpheden uzaktır.
Bu çerçevede somut olayda davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın satışına ilişkin tesis ettiği işlemin halen şekli olarak geçerliliğini koruduğu gözardı edilmemelidir. Bu satış işlemi hukuki varlığını devam ettirdiği sürece davalı adına oluşan tescilin tümüyle hukuki dayanaktan yoksun olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Nitekim Dairemiz, farklı bir bağlamda da olsa kullanım kadastrosu sonrasında tespit edilen kullanıcılarına satılan taşınmazlarla ilgili olarak satış işlemi varlığını sürdürdüğü sürece taşınmazın gerçek kullanıcısı ya da hak sahibi olduğu iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davalarının dinlen
Öte yandan davacının, yukarıda değinildiği üzere taşınmazın güncel bedelini veya ödenen satış bedelinin güncellenmiş tutarını davalıya vererek satış işlemini geri alma yolunu işletme bakımından da bir girişimde bulunduğu da derece mahkemelerince ortaya konulmuş değildir. Nitekim 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (4) numaralı fıkrasında "Bu Kanun kapsamında kalan taşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi veya iade edilmemesi gerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden; satılanların satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler ise bedelsiz olarak geri alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanı sıra davacının dava konusu taşınmazın kamulaştırılması yoluna gitmesinin önünde de hukuki bir engel görünmemektedir. Bu yönde bir işlem tesis edildiği de dosyaya yansımış değildir.
Davalı tarafından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin hukukiliğine güvenilerek ve bedeli ödenmek suretiyle satın alınmış ve tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın tekrar orman niteliğine dönüştürülmesiyle ilgili olarak davalının uğrayacağı zararı telafi etme kabiliyetine sahip bu yöntemler tüketilmeden açılan davanın kabulü; kamu makamlarının hatalı işlemlerinin bedelini davalıya ödetmek anlamına gelen bir sonuca sebebiyet vermektedir.
Bununla ilgili olarak biran için davacının 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat davası açma imkânı olduğu ileri sürülebilirse de bu yöntemin kabulü halinde de dava açma külfeti yine davalıya yüklenmiş olmaktadır. Bu durumda davalı, bedelini ödeyerek satın almış olduğu bir taşınmazın tapusunun -kamu makamlarının kusurlu işlemleri sebebiyle- Hazinenin açtığı dava sonucunda iptal edilmesi üzerine uğramış olduğu zararın tazmini için belirli süre içinde dava açma, yargılama giderlerine -en azından dava sürecinde- katlanma, kanun yolu süreçlerini bekleme, kararın icrasını takip etme, zararını uzun yıllar boyunca tazmin edememe gibi külfetlere katlanmak durumunda kalacaktır.
Tüm bunların yanı sıra 6831 sayılı Kanun'un 2/4 maddesinde "muhafaza ormanı", "millî park alanları", "tabiat parkları", "tabiatı koruma alanları", "izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar" ve "3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde" taşınmazların bu özelliklerinin 2/B çalışmasına engel olabilmesi bakımından bu niteliklerinin devamı şartı öngörülmüş durumdadır. Bir başka ifadeyle Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde olduğu belirtilen dava konusu taşınmazın 2/B çalışmasına konu edilememesi, bu niteliğini sürdürdüğü müddetçe söz konusu olabilir. Bu durumda taşınmazın 2/B çalışmaları çerçevesinde orman dışına çıkarıldığı tarih itibariyle Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı niteliğinin devam edip etmediğinin önem taşıdığı gözardı edilmemelidir. Bölge Adliye Bölge Adliye Mahkemesince bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılmaması da önemli bir eksiklik eksiklik olarak görülebilir.
Sonuç olarak, somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın "davanın reddine karar verilmesi" gerektiğinden bahisle bozulması gerektiği düşüncesindeyim. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.