Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/1595 K.2025/318

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/1595 📋 K. 2025/318 📅 20.01.2025

8. Hukuk Dairesi         2023/1595 E.  ,  2025/318 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı hazine tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava konusu Ordu ili Gölköy ilçesi ... köyü ... mevkii, 191 ada 3 parsel numaralı taşınmaz 3402 sayılı Kanun ile değişik 5304 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan kadastro ve 4 üncü maddeye göre yapılan orman kadastrosu çalışmalarında 12.03.2008 tarihinde davalı adına senetsizden çayır vasfı ile tespit edilmiş, taşınmaz orman alanı dışında bırakılmış, itiraz nedeniyle kesinleşmemiştir. Dava; kadastro tespitine itiraz davasıdır.
Davacı Hazine, dava konusu Ordu ili Gölköy ilçesi ... köyü, ... Mevkii, 191 ada 3 parsel numaralı taşınmazın çayır vasfıyla davalı adına tespit gördüğünü ve 23.05.2008 tarihinde askı ilana çıkarıldığını, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 17 nci maddesi uyarınca imar ihya şartının gerçekleşmediğini, bu nedenle taşınmazın hazine adına tespit edilmesi gerekirken davalı adına tespit edildiğini, davalı adına yapılan tespitin iptali ile dava konusu taşınmazın hazine adına tespit tescile karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 30.05.2011 tarih, 2008/838 Esas, 2011/512 Karar sayılı kararında; keşifte dinlenen mahalli bilirkişi beyanlarından dava konusu taşınmazın davalı tarafından 25-30 yıldır kullanıldığı, tespit tarihine kadar çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla 20 yılı aşan bir süre devam ettiği ve 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinde öngörülen şartları gerekleştirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı Hazine; orman bilirkişisinin belgelere dayanmadan rapor düzenlediği, taşınmazın orman içi açıklık kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmediği, zilyetliğin ne zaman başladığı, ne şekilde sürdürüldüğü, zilyetliğin başladığı tarihte taşınmazın niteliği, zilyetliğin ekonomik amaca uygun biçimde sürdürülüp sürdürülmediği, taşınmazın mera olup olmadığı hususlarının araştırılmadığı iddiasıyla kararı temyiz etmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 30.05.2011 tarih, 2011/16882 Esas, 2011/15997 Karar sayılı ilamında; dosyanın temyiz incelemesi ile aynı gün yapılan mahkemenin 2008/837 Esas, (Dairenin 2011/16706 Esas) sayılı dosyasında 191 ada 2 parselin davalı olduğu iki ayrı orman bilirkişi kurulundan rapor alındığı, çekişmeli taşınmazların konularının farklı işaretlendiğini, bilirkişiler tarafından yapılan ulgulamanın doğru olmadığı, taşınmaza ilişkin Eylül 1967 tarih, 62 sayılı tapunun kök kaydının Temmuz 289 tarih 114 nolu 3 dönüm miktarlı tapu kaydı olduğunu, asliye hukuk mahkemesince satış sonucu Ocak 1967 tarih 73 nolu 2757 m2 yüzölçümlü tapu kaydının oluştuğu, gittisinin şubat 1967 tarih 73 nolu tapunun yüzölçümünden çok daha fazlasına ifraz olduğunun anlaşıldığı, temel tapunun sınırlarının arazi üzerinde kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi gerektiği, temel tapuya bir kapsam tayin etmeden ayrılan tapuların nereye ait olduklarının ve kapsamlarının, tam ve doğru olarak açıklığa kavuşturulamayacağı, ifraz işlemi haritaya bağlanmış ise haritalara değer verilmesi gerektiği, tapu kaydının ilk oluşumundan itibaren tüm gittileri ile birlikte getirtilerek yöntemince kapsamı belirlenmediği ve dayanak tapu kaydının kök kaydının ne şekilde yüzölçümünün arttığının tespit edilip hazineyi bağlayıp bağlamadığının araştırılmadığı, Mahkemece Şubat 1967 tarih 42 sayılı tapu kaydının ilk oluşumundan itibaren tüm gittileri ve krokilerinin, tedavüllerinin kadastroda revizyon gördüğü tüm parsel tutanakları ve bu parsellere komşu parsellerin kadastro tutanak örnekleri ve dayanaklarının getirtilmesi, tapu kaydının yüzölçümü artırımına ilişkin işlemin Hazineyi bağlayıp bağlamadığının belirlenmesi, önceki bilirkişiler dışında üç orman mühendisi, bir fen elemanıyla keşif yapılması, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmesi, orman araştırması yapılması, 3402 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi uyarınca kök kaydın kapsamının belirlenmesi, yüzölçüm artırım işleminin hazineyi bağlamaması durumunda artırımdan önceki yüzölçüme, hazineyi bağlaması durumunda ise işlemden sonraki yüzölçüme değer verilerek kök kaydın kapsamının belirlenmesi, bu kapsam içinde Şubat 1967 tarih 42 sayılı tapu kaydından ifrazen oluşan ve dava konusu taşınmazın tespit dayanağı tapu kaydının yerinin belirlenmesi, kök tapunun kapsamı, orman veya ormandan açma değil ise Hazineyi bağlayan miktara değer verilerek miktar fazlasının sınırda bulunan eylemli ormandan açma yapılarak kazanıldığı kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; dava konusu taşınmaza komşu taşınmazların fındık bahçesi vasfı ile tapuya kayıtlı oldukları, Şubat 1967 tarih 42 sayılı tapu kaydının keşifte uygulanarak miktar fazlası bulunmadığı, dava konusu taşınmazın eylemli ormandan açma yapılarak kazanılmadığı, taşınmazın mera özelliğinin bulunmadığı, bozma sonrasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda dava konusu taşınmazın hava fotoğrafı ve memleket haritasına göre orman sayılmayan yerlerden olduğu, orman içi açıklık vasfı taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı Hazine; mahalli bilirkişi beyanlarının soyut bilgiye dayandığı, mahalli bilirkişilerin komşu parseller için geçmişte orman gülü, yaban fındığı yetiştiğini belirterek komşu parsellerin orman olduğu, bu nedenle komşu parsellerin kök kayıtlarının getirtilerek dava konusu taşınmaz için karşılaştırmalı olarak uygulanması gerektiği iddiasıyla kararı temyiz etmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı Hazinenin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
20.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.