Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/14427 K.2025/10503

🏛️ 10. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/14427 📋 K. 2025/10503 📅 24.06.2025

10. Hukuk Dairesi         2024/14427 E.  ,  2025/10503 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1620 E., 2024/1790 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/702 E., 2024/250 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvursunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin süresinde sunduğu istinaf incelemesi değerlendirilmediğinden bahisle hükmün tamamlanması dairenin 12.09.2024 tarihli kararında davacının istinaf başvurusunun değerlendirilmemiş olması nedeniyle 12.09.2024 tarihli daire kararının kaldırılmasına, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işverenin işyerinde boya ustası olarak çalıştığını, çalıştığı esnada iskelenin son iki ayağına gelindiğinde iskeleyi tutacak bağlantı kalmamasından dolayı iskelenin çok fazla sallanması sonucu beton zemine düşerek iş kazası geçirdiğini, işyerinde güvenlik eğitimlerinin verilmediğini ve güvenlik önlemlerinin alınmadığını, işverenin kusurundan kaynaklanan kaza neticesinde maddi ve manevi tazminat taleplerinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkilinin işçisi olmadığını, yapılan işle, iskeleyle, davacının işe alınması ve çalışma şartlarıyla bir ilgisinin olmadığını, asliye ceza mahkemesinde alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin kusurunun olmadığının belirlendiğini, davacının iskeleden kendisinin atladığını ve bu nedenle yaralandığını, iskelede bulunan diğer iki kişinin atlamadığını ve yaralanmadıklarını, dolayısıyla kazada davacının kusurlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "..Mahkememizce yapılan değerlendirmede davacının maluliyet oranına ve davanın ıslah edilmiş olması dikkate alınarak yapılan hesaplama dikkate alınarak 25/01/2024 tarihli aktüerya raporundaki 1. Seçenekte davacının sendikalı çalışan olmadığı dikkate alınarak TÜİK verileri ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç ücret listesine göre tespit edilen ücret üzerinden davacının %18 maluliyet oranı dikkate alınarak yapılan hesaplama esas alınmak suretiyle (YSK tarafından belirlenen maluliyet oranına davalı tarafça itiraz edildiği dolayısıyla %16 maluliyet oranının kesinleşmediği en son ATK 2. Üst Kurulundan alınan rapora göre maluliyet oranının %18 olarak kesin olarak belirlendiği dikkate alınarak %18 maluliyet oranına itibar edilmiştir) ve açılan davanın kısmi dava olduğu (Yargıtay hgk 2021/485 e 2021/971 k) dosya kapsamında HMK gereği bir kez ıslah hakkının kullanılabileceği dikkate alınarak 24/10/2018 tarihli ıslah dilekçesi dikkate alınarak davacının talebi aşılmayarak ve daha önce hükmedilen geçici ödemeler mahsup edilerek maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne, manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; olayın oluş şekli, tarafların mali ve sosyal durumları, paranın alım gücü, kusur durumu, duyulan elem ve ızdırabın derecesi ile hakkaniyet ilkesi gözetilerek kabulüne dair.." gerekçesi ile ".Maddi tazminat yönünden davanın kısmen kabulüne,
Net 113.682,30 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 16.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıldan tahsili ile, davacıya ödenmesine, 16. Celsenin 3 nolu ara kararı gereği davacı lehine hükmedilen 30.000 TL geçici ödemenin olay tarihi olan 16.09.2014 tarihinden ödendiği tarihe kadar işleyecek yasal faizlerinin de davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istem hakları saklı tutularak,
Manevi tazminat yönünden davanın kabulüne
Net 10.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 16.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıldan tahsili ile, davacıya ödenmesine,.." karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermiş olmakla hükmün tamamlanması ile 24.10.2024 tarihli kararı ile "..maddi tazminata taleple bağlı kalınarak hükmedilmiş olmasına, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğunun da kararda belirtilmesine göre yalnız davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği halde davalı lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur. Davacı istinaf başvurusu bu yönden yerindedir.." gerekçesi ile "..1-Dairemizin 12.09.2024 tarihli kararında davacının istinaf başvurusunun değerlendirilmemiş olması nedeniyle 12.09.2024 tarihli Dairemiz kararının kaldırılmasına,
2-Davacının istinaf başvurusunun kabulüne, davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
HMK’nın 353/1-b-2. maddesine göre mahkeme kararının ortadan kaldırılması ile davanın esası hakkında yeniden karar verilerek;
a) 113.682,30 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 16.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile, davacıya verilmesine, 16. Celsenin 3 nolu ara kararı gereği davacı lehine hükmedilen 30.000,00 TL geçici ödemenin olay tarihi olan 16.09.2014 tarihinden ödendiği tarihe kadar işleyecek yasal faizlerinin de davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasına
b) 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 16.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,...
" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; husumete itiraz ettiğini müvekkilinin aracı olduğunu sorumlu olmadığını, ceza dava dosyasında davacının sorumlu olmadığı yazmasına rağmen hakkında hüküm verilmiş olup iş bu dosyada da dikkate alınamayacağı, kusurun hatalı olduğu, davacı vekilinin %16 üzerinden belirlenen sürekli iş göremezlik oranına itiraz etmediği halde %18 üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu, yasal ilam vekalet ücretine reddedilen toplam talep miktarı üzerinden (artırım yapılan son tutar üzerinden) ve nispi olarak hükmedilmesi gerekirken; yerel/ilk derece mahkesince "kısmi red" nedeniyle verilmiş olan "maktu vekalet ücretinin" de 24.10.2024 tarihli "hükmün tamamlanması" kararı ile tamamen kaldırılmasına da itiraz ettiklerini belirterek temyiz talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
a) Kusur oran ve aidiyeti açısından;
1.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
2. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. Maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
3.Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
4.Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
5.6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
6.Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
7. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
8. Davacının davalıya ait iş yerinde dış cephe montaj işçisi olarak çalıştığı, iş yapım için gerekli olan iskeleyi kendisinin kurduğu, davacının iskele kurulurken kişisel emniyeti açısından yaşam hattı oluşturmadığı gibi emniyet kemeri de olmadan iskeleye çıktığı, iskelenin sallanması üzerine de devrileceği korkusu ile kendisi iskeleden atlayarak yaralandığı, bu haliyle dava konusu olayda davacıya verilen kusur oranının raporda belirtilenden daha fazla olduğu oluşan uygun olmadığı bu haliyle karar verilmesi hatalı olmuştur.
b)Sürekli iş göremezlik oranı ve usuli kazanılmış hak açısından;
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (...nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Somut olayda; davacının sürekli işgöremezlik oranı 30.10.2017 tarihli SGK Sürekli İşgöremezlik Derecesi Tespitine İlişkin Sağlık Kurulu Kararı ile davalı vekilinin itirazı üzerine 02.09.2019 tarihli Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu Kararında %16, bu orana davalı vekilinin itirazı üzerine 28.03.2022 tarihli ATK 3. İhtisas Kurulu Raporu ile 11.05.2023 tarihli ATK 2. Üst Kurulu Raporunda %18 olarak belirlenmiştir. Davacı vekili 20.06.2019 tarihli duruşmada davalı tarafın maluliyet raporuna itirazı dikkate alınarak dosyanın SSYSK’ya gönderilmesine karar verilmiş olup, 06.10.2020 tarihli duruşmada davacı vekili “Yüksek Sağlık Kurulu Raporuna itirazımız yoktur” şeklinde beyanda bulunmuş ve davalı vekilinin itirazı doğrultusunda dosyanın ATK’ya gönderilmesine karar verilmiştir. Bu duruma göre, her ne kadar davalı vekilinin itirazı üzerine davacının sürekli işgöremezlik oranı ATK 2. Üst Kurulu tarafından %18 olarak tespit edilmiş ise de, SGK Sağlık Kurulu ve ayrıca SSYSK tarafından %16 olarak tespit edilen sürekli işgöremezlik oranına davacı tarafça itiraz edilmediği ve giderek %16 sürekli işgöremezlik oranının davacı taraf bakımından kesinleştiği ancak mahkemece %18 sürekli iş göremezlik derecesi üzerinden hesaplama yapılıp ıslah dikkate alınarak karar verilmiş olup davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmemesi hatalıdır. Mahkemece davacının temyiz etmediği ve davalı lehine usuli kazanılmış hak dikkate alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.