Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2025/4841 K.2025/4291
1. Hukuk Dairesi 2025/4841 E. , 2025/4291 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3366 E., 2024/474 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Aliağa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/25 E., 2022/580 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; dava konusu 1 48... parsel sayılı taşınmazın maliki iken 400.000 Euro'ya satma konusunda davalı ile anlaştıklarını, satış bedelini 100.000,00 TL olarak gösterdiklerini, ancak bu bedelin de ödenmediğini, tarafına 700.000 Euro'luk senet verildiğini, bu paranın ...Şubesine kendi adına açtığı hesaba ............. Bankası aracılığı ile gönderileceğini, bunun 300.000 Euro'sunun alıcıya verileceğini, aralarında bir protokol düzenlediklerini, bu protokol ile senedin davalının bir yakını tarafından çantasından alındığını, Garanti Bankasındaki hesabına hiçbir paranın yatırılmadığını, örgütlü bir dolandırıcılık ile karşı karşıya kaldığını, savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı; davacı ile önceden tanışmadığını, dava konusu taşınmazın satışta olması nedeniyle davacı adına pazarlama yetkisi olduğunu beyan eden emlakçı ile kendi emlakçılarının 900.000,00 TL'ye satış konusunda anlaştıklarını, satıcının parayı nakit istiyor bildirimi üzerine satış bedelini kendi banka hesabından çektiğini, ertesi gün tapuda işlem yapılacakken davacının mazereti nedeniyle 23.01.2019 tarihinde satış yapıldığını, satış bedelini tapu müdürlüğüne götürdüğünü, davacıya teslim edilmek istendiğinde, yanında birlikte getirdiği ve yeğeni/yeğenleri olduğunu söylediği, tapu müdürlüğünün kamera kayıtlarından tespit edilecek kişilere teslim edilmesini istediğini, davacının iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının amacının taşınmazı alarak daha yüksek bedelle birine satmak olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iddialarını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacıda satış bedelinin ödeneceği düşüncesi yaratıldığını, davacı tarafından açılan banka hesabının güvenin göstergesi olduğunu, davalı tarafça bedelin ödendiğine ilişkin herhangi bir kayıt sunulamadığını, hileli işlemlerle davacının iradesinin fesada uğratıldığının açık olduğunu, toplanması istenen kanıtların toplanmadığını, tanıkların beyanda bulunması gereken ancak talimat mahkemesinde eksik bırakılan hususlarda yeniden dinlenmesi yönündeki talebin karşılıksız kaldığını, tanık dinletme talebinin reddedildiğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, tanık beyanlarının davalı tarafın çelişkilerini ortaya çıkardığını, bedeller arasında fahiş fark bulunduğunu, davalının ödemeye ilişkin çelişkili beyanları olduğunu bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1946 doğumlu davacı ...'ın dava konusu 1 48... parsel sayılı, 87.977,21 metrekare yüz ölçümlü, zeytinli tarla vasıflı taşınmazını 23.01.2019 tarihli resmi akitte 100.000,00 TL bedelle davalı ...'a satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından 24.01.2019 tarihinde eldeki dava açılmış, savcılığa da şikayette bulunulmuş, Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/663 Soruşturma sayılı dosyasında şüpheliler ..., ... hakkında dolandırıcılık suçundan yapılan soruşturma sonunda söz konusu olayın hukuki ihtilaf niteliğinde olduğundan bahsedilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş, müştekinin itirazı Karşıyaka 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 2019/609 sayılı Değişik İş kararı ile reddedilmiştir. Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/1997 Soruşturma sayılı dosyasında da şüpheli ............ hakkında hırsızlık suçuna ilişkin yapılan soruşturma sonunda delil yetersizliği sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş, müştekinin itirazı ise Söke Sulh Ceza Hakimliğinin 2020/253 sayılı Değişik İş kararı ile reddedilmiştir. Mahkemece yapılan keşif neticesinde alınan raporda satış ve dava tarihinde dava konusu taşınmazın değeri 6.158.404,70 TL olarak tespit edilmiş, 22.03.2022 tarihli ek raporda ise emsal araştırmasının hatalı olduğu, tekrar araştırma yapılarak hesaplamaların yenilendiğine değinilerek satış ve dava tarihinde dava konusu taşınmazın değeri 2.639.316,30 TL olarak belirlenmiştir. Öte yandan; Aliağa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/28 Esas, 2019/16 Karar sayılı dosyasında, eldeki davanın davacısı ... tarafından dava konusu taşınmazı lehine geçit hakkı kurulmasına ilişkin açılan dava ile yapılan yargılamada, davacının da duruşmaya katıldığı 22.01.2019 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere "hile" (aldatma); genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı üzere, taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Aynı Kanun′un 36/2. maddesi uyarınca da, üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde sözleşmeyle bağlı değildir.
Belirtilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; davacı, dava konusu taşınmazının 400.000 Euro'ya satışı, satış bedelinin ...Şubesine kendi adına açtığı hesaba gönderileceği konusunda anlaşma yapıldığını, ancak dolandırıldığını ve satış bedelinin ödenmediğini ileri sürmüş, davacı tanığı olarak dinlenen banka çalışanı; davacının yurt dışından para geleceğini söyleyerek hesap açtırdığını, yanında genç birisi ile birlikte geldiğini, hesap açıldıktan sonra aynı gün bir kaç kez davacı ile telefonda konuştuklarını, davacının para gelip gelmediğini sorduğunu, ancak hesabına para gelmediğini, davacıya yabancı para geleceğini hatırladığını, ayrıca TL hesabı da açıldığını beyan etmiştir. Dairenin önceki geri çevirme kararı üzerine ...Şubesinden gelen yazı cevabında davacı adına 23.01.2019 tarihinde TL ve EURO hesabı açıldığı bildirilmiş olup dava konusu taşınmazın da 23.01.2019 tarihinde temlik edildiği kayden sabittir. Davalı ise, dava konusu taşınmazı 900.000,00 TL bedelle satın aldığını savunmuş, satış bedelinin banka hesabından çekildiğine ilişkin 21.01.2019 tarihli banka dekontu ibraz etmiş, davacı tarafça da tanık olarak bildirilen, emlakçılık yapan bir kısım davalı tanıkları ise dava konusu taşınmazın emlakçılar aracılığıyla satışının yapıldığından bahsetmiş, satış bedelinin 900.000,00 TL olduğunu, davacının yanında başka kişiler de bulunduğunu, satış bedelinin çanta içerisinde teslim edildiğini beyan etmişlerdir. Tüm dosya içeriği ile toplanan deliller ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının, dava konusu taşınmazı lehine geçit hakkı kurulmasına ilişkin asliye hukuk mahkemesinde daha önce açmış olduğu bir dava bulunduğu, dava konusu taşınmazının rayiç bedelini bilebilecek durumda olduğu, satış tarihi itibariyle değeri 2.639.316,30 TL olarak belirlenen taşınmazını 900.000,00 TL'ye satmasını gerektirir bir nedeni bulunmadığı gibi söz konusu satış bedelinin ödendiğinin de ispat edilemediği, dava konusu taşınmazın satış bedeli resmi akitte 100.000,00 TL olarak gösterilmiş olup anılan miktar dışındaki kısmın ödendiğinin yazılı belge ile ispatlanması gerektiği, davalı tarafça satış belinin 900.000,00 TL olduğu savunularak bu bedelin bankadan çekildiğine dair dekont ibraz edilmiş, söz konusu paranın elden ödendiği bildirilmiş ise de satış bedelinin davacıya verildiğine dair yazılı bir delil sunulmadığı, kaldı ki, dava konusu taşınmazın satış tarihindeki değerinin 2.639.316,30 TL olarak belirlendiği, emlakçılar aracılığıyla dava konusu taşınmazı satın aldığını savunan davalının, rayiç bedeli 2.639.316,30 TL olan taşınmazı 900.000,00 TL bedelle satın almasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğu, tüm dosya kapsamı, tanık beyanları ve soruşturma dosyalarından da anlaşıldığı üzere, dava konusu taşınmazın alım-satım sürecinde davacının yanında bulunan birileri olduğu, yalnız bırakılmadığı, yemeğe götürüldüğü, iradesi hileli davranışlarla etkilenmek suretiyle taşınmazın devrinin sağlandığı, davranışın karşı tarafın (davalının) davranışı olabileceği gibi, üçüncü bir kişinin davranışı da olabileceği, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/2. maddesinde düzenlendiği üzere; üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan tarafın, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı olmayacağı, davalının da durumu bilen ya da bilebilecek durumda olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.