Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/3649 K.2025/3706
1. Hukuk Dairesi 2024/3649 E. , 2025/3706 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/910 E., 2024/662 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/212 E., 2023/97 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; Kocaeli ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde kain 31 54... parsel sayılı arsayı 15.000 Alman markı karşılığında 1995 yılında bizzat satın alan davacının, o dönem eşinden ölüm tehditleri alması, başına bir şey gelmesi halinde çocuklarına bakması ve yurt içinde taşınmazla ilgili iş ve işlemleri yürütebilmesini sağlamak amacıyla taşınmazı 1/2'şer paylı olarak kendi adına ve davalı ağabeyi .... adına tescil ettirdiklerini, davacının davalıya hibe veya mülkiyeti devir amacının olmadığını, 2008 yılında davalı ...'in taşınmaz üzerine ev yapmak istediğini, taşınmazın tamamının kendi adına olmaması halinde inşaat yapılamayacağı hususunda davacıyı aldattığını, davacının da yapılacak binadan 2 dairenin kendisine verilmesi şartıyla hissesini davalı ...'e devretmeyi kabul ettiğini, bu amaçla vekil tayin ettiği diğer davalı yeğeni ... tarafından davacının 1/2 payının davalı ...'e bedelsiz satıldığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın davalı ... adına kayıtlı tapu kaydının tamamının, olmazsa yarısının iptali ile davacı adına tescilini, olmazsa 1/2 payın güncel bedelinin satış tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiş, cevaba cevap dilekçesinde; davalının şeklen hak sahibi olduğunu, taraflar arasında inanç sözleşmesi imzalanmadığını, hile ile alınan vekâletnamenin kötüye kullanılması ve aldatılmak suretiyle davacının 1/2 payının elinden alındığını, davalının 1/2 payın satış bedelini davacıya ödemediğini, savunulan 20.000 avronun da davacıya ödenmediğini, söz verilen dairelerin de verilmediğini belirtmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının 19 95... yılındaki satışlar hakkında ileri sürdüğü inançlı işlemin varlığına dair yazılı delil sunmadığını, terditli tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını ve alacak miktarının belirtilmediğini, esasa ilişkin olarak da dava konusu taşınmazın ilk olarak davalı ... ve Almanya'da çalışan oğlu .... birikimleriyle alındığını, davacının parasıyla alınmadığını, ancak davalı ...'in, 1/2 payı eşinden ayrılan ve kızıyla yaşayan davacı kız kardeşi adına tescil ettirdiğini, 2008 yılında kendi arsasına ev yapmak isteyen davalı ...'in aile huzurunun bozulmaması ve üzülmemesi için davacıya 20.000 avro hisse bedeli ödediğini, davacıya daire verileceğinin söylenmediğini, 3 daire olan binada 2 dairenin davacıya verilmesinin de söz konusu olmadığını, paylı mülkiyet durumunun inşaat ruhsatı almaya engel olmadığını, inşaat maliyetlerinden dolayı 1/2 hisse bedelinin gecikmeli olarak 20 11... yılında davacıya ödendiğini, Almanya devletinden aldığı sosyal yardımların etkilenmemesini isteyen davacının talebi üzerine, 20.000 avro hisse bedelinin kız kardeşleri Bağdagül'e gönderildiğini, .... de davacının kızı ... havale ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 10.02.2021 tarihli kararı ile; tarafların taşınmazın 1995 yılındaki alım bedelinin tamamını kendilerinin ödediklerini yazılı delille ispatlayamadıkları, bu durumda tüm şartlarda 1/2 pay sahibi oldukları, 2008 yılında davacının 1/2 payının davalı ...'e vekil davalı ... tarafından satışıyla ilgili olarak bedelin ödendiği tanıklarca beyan edilse dahi, davalılarca sunulan dekontların taraflar arasında olmadığından yazılı delil başlangıcı sayılmayacağı, bu sebeple ödeme savunmasına ilişkin tanık beyanlarının dikkate alınmadığı, 1/2 pay bedelinin davacıya ödendiğinin ispatlanamadığı, davalılar baba-kız olduğundan vekil davalı ...'nın alıcı davalı ...'in bedeli ödeyemeyeceğini bildiği veya bilmesi gerektiğinden vekâlet görevini kötüye kullandığı ve birlikte hareket ettikleri, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı davaların zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmadığından davanın kabulüne, 31 54... parselde davalı ... adına kayıtlı 1/2 payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
IV. KALDIRMA KARARI VE SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Kaldırma Kararı
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 21.06.2021 tarihli kararıyla; taraflar arasında inanç sözleşmesi gereği taşınmazın ilk tescilinde 1/2 payının davalı ... adına tescil edildiği iddiasının yazılı delil veya delil başlangıcı ile ispatlanamadığı, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delil başlangıcı olması halinde tanık deliline başvurulabileceğinden bu kısım yönünden tanık dinletme isteminin ve davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacının 1/2 payının kendisine vekâleten davalı yeğeni .... tarafından davalı ...'e satışı yönünden ise vekil ..... verilen vekâlet yetkisi dışında bir eylemde bulunmadığı, davanın temelinin vekâlet görevinin kötüye kullanılması değil, davalı ...'in hilesine dayalı açılan tapu iptali ve tescil ve tazminat davası olduğu, hilenin her türlü delille ispatlanabileceği, davacının somut olayda 1/2 payını kendisine daire verileceği vaadiyle iradesi fesada uğratılarak devrettiğini ispatla yükümlü olduğu ve tanık dinletebileceği, yine taşınmazın tümü dava konusu edildiği, ikincil istemin talebin daraltılması niteliğinde olduğu ve dava kısmen kabul edildiği halde davanın tümden kabulüne karar verilmiş gibi yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin de isabetsiz olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkemenin kararının kaldırılarak dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Kaldırma Kararı Sonrası Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın inanç sözleşmesi ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu, inanç sözleşmesi hukuksal nedeninin incelenmesinde davacının aralarındaki inanç sözleşmesi gereği taşınmazın ilk tescilinde 1/2'şer oranlarla kendisi ve davalı ... adına tescil edildiğine dair yazılı delil veya delil başlangıcı bulunmadığı, dava dilekçesinde yemin deliline de dayanılmadığından bu iddianın ispatlanamadığı, hile hukuksal nedeni yönünden davacının bakiye 1/2 payını davalı tarafından yapılacak binadan bağımsız bölümler verileceği vaadiyle irade fesadına uğratılarak devrinin sağlandığına dair davacı ve davalı tanıklarının dinlendiği, davacı tanıklarınca devir işleminin irade fesadına uğratılarak yapıldığının ispatlanamadığı, davalı tanıklarının beyanlarının cevap dilekçesi ve sundukları delillerle uyumlu olduklarından bu iddianın da ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taşınmazın maliki davacı olduğu halde inanç sözleşmesi gereği taşınmazın ilk tescilinde 1/2 payının davalı ... adına tescil edilmiş olduğu iddiasının usulünce ispatlanamadığı; davacının, 1/2 payını yapılacak binadan kendisine daire verilmesi şartıyla vekil davalı ... aracılığıyla davalı ...'e sattığı iddiasıyla açtığı davanın ise Mehmet'in hilesine dayalı açılan tapu iptali tescil ve tazminat davası olduğu, davacının iddiasını ispatla yükümlü olduğu, kaldırma kararı sonrası davacı tanıkları dilenmişse de davacının iddialarının usulünce ispatlanamadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
VI .TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; taşınmazın tamamının davacı tarafından alındığını, ilk tescilden sonra davacıda kalan 1/2 payın ise sonradan taşınmaz üzerine yapılacak binadan 2 bağımsız bölüm verilmesi şartıyla davalı ...'e vekil davalı ... aracılığıyla bedelsiz devredildiğini, davacıya ne daire ne de hisse bedeli verildiğini, aslında davanın hile hukuksal nedenine değil vekâletin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayandığını, davacıya hisse bedeli de ödenmediğini belirterek Mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Dosya kapsamından; Kocaeli ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde kain dava konusu 31 54... parsel sayılı tapuda 412 metrekare yüz ölçümlü arsa vasfındaki taşınmazın öncesinde dava dışı .... ... adına kayıtlıyken 05.05.1995 tarihli ve 1596 yevmiye sayılı satış işlemiyle .... vekâleten ... .. tarafından davacı kardeşi ... vekaleten kendi adına asaleten davalı ...'e 100.000,00 TL bedelle 1/2'şer paylı olarak satıldığı, davacının ... Noterliğinin 08.05.2008 tarihli ve 4922 yevmiye sayılı vekâletname ile dava oknusu taşınmazdaki hissesini dilediği bedel ve şartla satmak üzere davalı kardeşi ...... kızı olan, yeğeni ...'i vekil tayin ettiği, davacının taşınmazdaki 1/2 payının tamamının vekil .... tarafından 28.05.2008 tarihli ve 3120 yevmiye sayılı satış işlemiyle 11.000,00 YTL bedelle kendi babası olan davalı ...'e satıldığı, keşif tarihinde taşınmaz üzerinde betonarme karkas yapıda zemin ve 2 katlı 10-15 yıllık meskenin bulunduğu anlaşılmaktadır.
2. Hemen belirtmek gerekir ki; 6100 sayılı HMK’nın 140/3. maddesinde; "Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür." hükmüne yer verilmiştir.
3. Somut olayda; 10.07.2019 tarihli ön inceleme tutanağında davanın konusunun taşınmaz bedelinin davacı tarafından ödenmesi sebebiyle tapu iptali ve tescil olarak belirlenmesi suretiyle davanın hangi hukuki sebebe dayandığının tespit edilmediği, usule uygun ön inceleme duruşmasının yapılmadığı, iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden; özellikle cevaba cevap dilekçesinde, davacının taşınmazdaki 1/2 payının vekaletnamenin hile ile alınıp kötüye kullanılması suretiyle davalıya temlik edildiği iddiasına dayanıldığı göz önüne alındığında bu payın vekâletname ile devrine ilişkin tahkikatın vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedeni üzerinde durularak yürütülmesi gerektiği açıktır.
4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onu vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
5. TBK’da sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
6. Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet veren arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
7. Ancak üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim, uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
8. Hâl böyle olunca; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı olarak açılan davanın yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, bu yönde bildirilen delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.