Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2023/6390 K.2025/3725

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/6390 📋 K. 2025/3725 📅 16.09.2025

1. Hukuk Dairesi         2023/6390 E.  ,  2025/3725 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/89 E., 2023/1010 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceyhan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/166 E., 2021/321 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 16.09.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalı ... ve vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacı ... vekili Avukat ... ve davalı ... geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; davalı ...’ın kardeşi olduğunu, maliki olduğu 6 27... parsel sayılı taşınmazın satışı için eski şirket muhasebecisi ve tanıdığı olan davalı ...’u Adıyaman .... Noterliğinin 21.01.2020 tarihli ve 649 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekil tayin ettiğini, vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazı ....’e devrettiğini, temlikten haberi olmadığını, satışın değerinin 360.000,00 TL olduğunu, vekilin bedeli ödemediğini, taşınmazın gerçek değerinin 750.000,00 TL civarında olduğunu, vekil ile alıcının birlikte hareket ettiklerini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmazsa rayiç bedelin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı ..., süresinde süre uzatım dilekçesi sunmuş, süresinden sonra sunduğu dilekçe ile de davacı ile kardeş olduklarını, aile şirketinden ayrılmak için 16.01.2020 tarihli protokol düzenlediklerini, bu protokol uyarınca tarafların sadece ikamet ettikleri taşınmazların paylaşıma dahil edilmediğini, anılan protokol uyarınca davalı ...’un davacı tarafından vekil tayin edildiğini ve taşınmazın kendisine devredildiğini, kendisinin protokolden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ...'in süresi içinde cevap dilekçesi sunmadığı ve delil bildirmediği, davalı tarafın dava konusu taşınmazın taraflar arasında tanzim edilen protokol gereğince devredildiğini iddia etmesine rağmen anılan protokolün hükme esas alınacak mahiyette olmadığı, taşınmaz bedelinin ödendiğinin somut biçimde ispat edilemediği, davacı tanığının taşınmazın satışını davacının esasında istemediği, parasının ödenmediği yönünde beyanda bulunduğu, davacı ile davalı ...’in kardeş oldukları, davalının taşınmazı satın alırken kardeşinin bu malı satmak isteyip istemediğini öğrenmesinin mümkün olduğu, vekaletnamenin kötüye kullanılıp kullanılmadığını rahatlıkla denetleyebilecek konumda olduğu, resmi senet suretinde belirtilen satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasında fahiş fark bulunduğu, davalı ...’in iyiniyetli olmadığı, ödeme yapıldığına dair yazılı delil ibraz edilmediği, davacı tarafın iddialarının aksinin kanıtlamadığı, davaya konu taşınmazın davacının bilgisi ve rızası dışında davalı ...'e devredildiği, davalı ...’un kayıt maliki olmadığı gerekçeleriyle davanın davalı ... yönünden kabulüne, davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ... vekilinin İlk Derece Mahkemesinin cevap dilekçesi hususunda ek süre yönüyle talepleri hakkında olumlu ve olumsuz cevap vermediğinden bahisle savunma haklarının kısıtlandığına yönelik istinaf sebebinin, dava dilekçesinin tebliğ edildiği tarih, aradan geçen süre ve duruşmalar da dikkate alındığında bu süreye kadar cevap dilekçesi verilmemesinin, daha sonradan ekinde protokol sunularak yargılamaya dahil olmasının kabul edilmemesinde Yasa'ya aykırı bir durum söz konusu olmadığı, davalı tarafça süresinden sonra sunulan 16.01.2020 tarihli "Yücel Grup İşletme Ve Hisse Devir Protokolü" başlıklı protokolün incelenmesinde dava konusu taşınmaza ilişkin ayrıksı bir belirleme yapılmadığı gibi şirket hisse ve şirketin malvarlıkları konularına yönelik olduğu, dava konusu taşınmazın bizzat davacı adına kayıtlı iken davalılardan Zeynal adına vekaleten satışının gerçekleştiği gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; karar duruşması için mazeret sunmalarına rağmen bu hususta olumlu olumsuz bir karar verilmeden esas hakkında hüküm kurulduğunu, savunma haklarının kısıtlandığını, cevap süresi uzatım talepli dilekçeleri hakkında da olumlu olumsuz bir karar verilmediğini, bu nedenle cevap verme süresinin başlamayacağını, süresinde sundukları süre uzatım dilekçesinde delillerini bildirdiklerini, süresinde delil bildirmelerine rağmen delillerinin dikkate alınmadığını, davacı ile müvekkili arasındaki ortaklığın bitmesi nedeniyle birçok devir işleminin yapıldığını, ayrılık nedeniyle davacı ile müvekkili arasında husumet oluştuğundan eldeki davanın açıldığını, davacının müşteki olduğu ceza davasında müvekkilinin beraat ettiğini, anılan dava dosyasının incelenmediğini, sundukları protokolün dikkate alınması gerektiğini, protokolün 5. maddesinde tarafların adlarına kayıtlı taşınmazlardan sadece ikamet ettikleri taşınmazların protokol kapsamında olmadığının yazılı olduğunu, davacının da dava konusu taşınmazda ikamet etmediğini, davacının, vekili protokol kapsamında vekil tayin ettiğini ve buna göre dava konusu devrin yapıldığını, davacının diğer devirlere karşı çıkmadığını, protokolde ibralaşıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden; davacı ...’ın Adıyaman ... Noterliğinin 21.01.2020 tarihli ve 2025 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile dava konusu 6 27... parsel sayılı taşınmazın satış yetkilerini de içerir şekilde davalı ...’u vekil tayin ettiği, ...’un da anılan vekaletname uyarınca taşınmazı 23.01.2020 tarihinde davacının kardeşi davalı ...’e 360.000,00 TL bedelle satış suretiyle temlik ettiği görülmüştür.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
TBK’de sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Hemen belirtmek gerekir ki; cevap dilekçesini verme süresini düzenleyen HMK’nın 127. maddesi “Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Anılan hüküm uyarınca cevap dilekçesi verme süresi iki hafta olup bu süre dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren hesaplanır. İki hafta olan yasal cevap süresi, cevap verebilmek için genellikle uygun bir süredir. Ancak büyük çaplı davalarda veya davalının cevabını hazırlayabilmesi için başka kişi yahut kuruluşlarla yazışma yapması, görüşmelerde bulunma ihtiyacının varlığı ve hatta delil toplamasının uzun sürecek olması gibi durumlarda, iki haftalık süre cevap vermek için yetmeyebilir. Kanun (m.127) bu gibi durumlarda, hâkimin davalıya daha uzun yeni bir süre verebileceğini kabul etmektedir. Uygulamada buna “süre uzatımı” denilmektedir.
Süre uzatımı, davalının talebi üzerine olur; hâkim kendiliğinden (re’sen) süre uzatımı veremez. Davalı cevap süresinin uzatılması talebini mutlaka yasal cevap süresi olan iki hafta içinde, talebini haklı gösterecek sebepleri belirterek ve varsa delillerini de ekleyerek mahkemeden talep etmek zorundadır; aksi takdirde ek süre isteyemez. Davalı iki hafta içinde süre uzatım talebinde bulunmazsa, HMK’nın 128. maddesine göre davacının dava dilekçesinde dayandığı vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Bu yaptırımın, iki haftalık süre geçtikten sonra yapılacak süre uzatımı talebi ile ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Süre uzatımı için davalının uzatma talebinin gerekçelerini delilleriyle birlikte bildirmesi gerekir. Hâkim talebi dosya üzerinden inceler ve yerinde görürse, davalıya yeni bir süre verir. Hâkimin süre uzatımı verebilmesi için, cevap dilekçesinin iki hafta içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumların varlığını (kapsamlı bir çalışmanın gerektiği, önemli ölçüde hesap, bilanço, defter yahut depo kontrolünün yapılmasının kaçınılmaz olduğu gibi) tespit etmiş olması gerekir.
Hâkimin vereceği ek süre, cevap süresi bitiminden itibaren işlemeye başlamak üzere iki haftaya ilâve olarak en çok bir ay olabilir (m.127,1/cümle 2). Hâkim ek süre verirken hassas davranmalıdır. Bu nedenle verilecek ek süre, davanın daha başlangıcında gereksiz yere uzamasına sebep olacak uzunlukta bir süre olmamalı ve öte yandan davalının savunma hakkı zaman baskısı altında kısıtlanmamalıdır.
Ek süre verilmesi bir defaya mahsus olduğundan (m.127,1/cümle 2), verilen ek süre bir aydan az belirlenmişse tekrar yapılan müracaat üzerine yeni bir ek süre daha verilemez. Başka bir ifadeyle, kalan süre ilâvesiyle sonradan süre bir aya tamamlanamaz. (Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2022 tarihli ve 2021/(15)/6-855 Esas, 2022/129 Karar sayılı kararı)
Cevap süresinin uzatılmış sayılabilmesi için, mahkemenin yapılan talebi olumlu bir şekilde karara bağlamış olması gerekir. Mahkeme talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermemişse, süre uzatılmış sayılmaz (... ...: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 3. Cilt, Ankara 2021, s. 2903).
Diğer taraftan, taraflar duruşmaya çağrılmadan diğer bir deyişle taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 36. maddesi ile HMK'nın 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere mahkemece taraflar dinlenmek üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2022 tarihli ve 2020/10-466 Esas, 2022/1337 Karar sayılı kararı) Aksi hâlde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, s.1876 vd).
Somut olayda, davalı ...’e dava dilekçesi tebliğinin 27.07.2020 tarihinde yapıldığı, cevap süresi içerisinde 10.08.2020 tarihinde davalı ... vekilinin süre uzatım dilekçesi sunduğu ve bu dilekçede tanık da dahil olmak üzere delillerini bildirdiği gözetilerek anılan davalının delillerinin toplanılması ile tanık listesi sunması için usulünce süre tanınması gerekirken, süresinde cevap dilekçesi sunmadığı gerekçesiyle tanık dinletim talebinin reddine karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi son celse davalı ... vekili tarafından mazeret dilekçesi sunulmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince mazeret hususunda olumlu olumsuz bir hüküm verilmeksizin karar verilmiş olması da isabetsizdir.
Hal böyle olunca, davalı ...’e tanık listesi sunması için usulüne uygun süre verilmesi, tanık bildirilmesi halinde dinlenilmesi, taraflarca süresinde bildirilen diğer delillerin toplanması ve yukarıdaki ilkeler doğrultusunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturmayla yetinilerek hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir.
Kabule göre de; her ne kadar davalı vekil Mahmut tapu kayıt maliki değil ise de haksız eylemi diğer davalı kayıt maliki ... ile birlikte gerçekleştirdiği Mahkemece kabul edildiğinden davanın kabulü halinde davalıların yargılama gideri ve harç gibi hükmün fer'ilerinden müteselsilen sorumlu olacağı kuşkusuz olup davalı ... hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddi doğru değil ise de davacının ya da davalı ...’in bu yöne ilişkin temyiz itirazı bulunmadığından bu husus ayrıca bozma nedeni yapılmamış, eleştirilmekle yetinilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
03.10.2024 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davalı ... vekili için 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davacıdan alınmasına,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi